Evapsie

Harry Potter ve RPG'nin birleştiği adres(:
 
AnasayfaKapıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Güzel bir gün...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Elizabeth M. Whitmore
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
avatar

Mesaj Sayısı : 355
Ruh Hali :
Nereden : Lyon-Fransa

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Güzel bir gün...   Perş. Tem. 23, 2009 7:28 pm

Öğlen saatlerinin hafif bunaltıcı ancak sonbaharın serinliğini almış havada Çatlak Kazan'a doğru yol almıştım. Kafamda iki düşünce vardı;Sebastian Green'in torununun baykuşumu almış olması ve Hogwarts'da ölen dedesinin yerine kehanet profesörlüğünü yapmayı kabul etmesi. Kalabalığın arasından sıyrılmaya çalışırken ateş kızılı saçlarım yüzünden dikkatleri üzerimde toplamayı yine başarmış ve yolumu daha da kapatmıştım. Siyah pelerinimin başlığını saçlarımı gizlemesi için başımın üzerine attım ve yoluma devam ettim. Sağ elimde içinde Galsamotları bulunan bir poşet vardı.Son günlerde yaptığım araştırmalar ve iksirler için çok gerekliydi;bu gün almam şarttı.

Adımlarımı sıklaştırıp poşetimi koruyarak sonunda Çatlak Kazan'ın eski püskü görünümlü kapısına ulaşmıştım. İçeri adımımı attığım an burnumu Kaymak Birası ve Ateşviskisi kokuları doldurdu. Oldukça susamıştım aslında. Hemen başlığımı çıkarttım ve bara gidip oturdum. Hancı Tom birkaç kişiye siparişlerini götürdükten sonra bana döndü:

"Sizi burada görmek büyük şeref Bayan Whitmore. Ne arzu ederdiniz?" dedi gerçek bir dükkan sahibinin sıcaklığıyla. Çatlak Kazan kalabalığın arasında huzur bulabildiğim tek yer sayılabilirdi.

"Ben şimdilik bir şey istemiyorum Tom, teşekkürler. Birini bekliyorum da." dedim en samimi gülümseyişimle.Aslında gülümseyişimin ardında endişe vardı. Ya Dexter Green gelmezse? Yeni bir kehanet profesörü adayı nereden bulurdum? Hem de Sebastian Green'in harika görü yeteneği yeni adayımızın kanında dolaşırken daha iyi bir aday bulmam mümkün değildi...

_________________
So sweet caress, never long to last!
You entered my soul and gave hope to my life...




Spoiler:
 
[/center]


En son Elizabeth M. Whitmore tarafından Ptsi Ağus. 03, 2009 4:12 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dexter Green
Kehanet Profesörü
Kehanet Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
90/100  (90/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Perş. Tem. 23, 2009 7:52 pm

Çatlak Kazan'ın olduğu sokağa girdiğimde neredeyse on dakika geç kalmıştım. Dedemden kalan tek şey olan gümüş cep saatini çıkarıp baktım. Bir yandan hızlıca yürürken bir yandan geç kalıp aceleyle evden çıkınca tarayamadığım kontrolden çıkmış saçlarımı biraz olsun düzeltmeye çalışıyordum. Sokak o kadar kalabalıktı ki sanki beni yavaşlatmak için oradaydılar. Sabah evin önünde gördüğüm siyah karga sürüsü bunun işaretiydi demek. Kötü şans getiren kalabalık. Bazen dedemin öğrettiği bu şeylere ben bile inanmak istemiyordum. Ama işaretlerin anlamlarını öğrendikçe sanki daha çok karşıma çıkıyorlardı. İnsanları itekleyerek Çatlak Kazan'ın önüne geldim.

Muggle'ların göremediği Çatlak Kazan'ın kapısının önünde durdum ve son kez parlak siyah cama baktım. Koşuştururken taktığım Muggle işi kravat açılmıştı.Siyah camdan yansıyan görüntüme bakıp kravatımı sıktım. Dedem çok severdi Muggle gibi giyinmeyi ve beni de öyle giydirmeyi.

İçeri girdiğimde buraya en son ölen anne babamla geldiğimi hatırladım. Onları özlemiştim ama dedem yokluklarını hiç hissettirmemişti. Ta ki o da perdenin ardına geçene kadar. Onu özlüyordum ve son isteğini gerçekleştirmeli, onun bıraktığı yerden genç beyinlere Kehanet sanatının inceliklerini aktarmalıydım. Beni her zaman kendine benzetmeye çalışırdı. Benim de idolum oydu zaten.

İçerisi çok kalabalık değildi. Zaten bir barın kalabalık olması için erken bir saatti. Müdüre Whitmore'un dikkat çekici kırmızı saçları olduğunu duymuştum ama onu hiç görmemiştim. İçeriye göz gezdirirken arkası dönük oturan kırmızı saçlı kadını gördüm.

"Ah merhaba, Profesör Whitmore?"

Yüzünü bana döndüğünde bir an ne diyeceğimi unuttum. Kırmızı saçları başının dönmesiyle savruldu. Açıkçası bir Hogwarts müdüresinin bu kadar genç olmasını beklemiyordum, ve bu kadar güzel.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Elizabeth M. Whitmore
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
avatar

Mesaj Sayısı : 355
Ruh Hali :
Nereden : Lyon-Fransa

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Perş. Tem. 23, 2009 8:14 pm

Ellerimi barın eskimiş, cilaları yer yer silinmiş, antika tahta masanın üzerinde gezdiriyordum. Daha sonra hafifçe ritim tutmaya başladım. Uzun saçlarım başlığımın verdiği sıkıştırmayla biraz karışık görünüyordu. Beyaz ellerimi karmaşıklığın arasına daldırıp onları biraz yatıştırdıktan sonra etrafıma endişeli ve tedirgin bakışlar göndermeyi sürdürdüm. İçerisi daha mı sıcak olmuştu? Yoksa tedirginliğimin artasıyla mı alakalıydı bu sıcaklık artışı?

Saçlarımı sağ omzumun üzerinde topladım; daha düzgün görünmeleri için.
"Çok telaş yapıyorum, sanırım en fazla on dakika gecikmiştir." diye geçirdim içimden. Tom birkaç kere bir şey içip içmeyeceğimi tekrar sordu ancak canım istemiyordu. En azından şu Bay Green yani 'Profesör Green' i görmeden boğazımdan bir şeyin geçebileceğini sanmıyordum doğrusu.

Bana çok uzun bir süre gibi gelmiş olsa da, kısa bir süre sonra Çatlak Kazan'ın kapısı tembel bir şekilde gıcırdayarak açıldı. Ayak sesleri bana doğru ilerliyordu sanırım. Sonra bir ses duydum:

"Ah merhaba, Profesör Whitmore?" dedi tanımadığım bir erkek sesi. Serin sular içime boşaldığı an arkamı dönerek merakla beklediğim adama baktım. Sebastian'ın sık sık bahsettiği gibi karışık kıvırcık saçlara sahipti. Ancak saçları kesinlikle kötü durmamakla beraber sanki sempatikliğini arttırıyordu. Döndüğüm zaman Bay Green'in suratından garip bir ifade aktı geçti; ancak anlayamamakla birlikte çok da önem vermedim.

"Merhaba Profesör Green. Ah yani şeyy Bay Green... Ağız alışkanlığı, lütfen kusura bakmayın. Oturmaz mısınız?" dedim dönerken yüzümü örten ateş kızılı saçlarımı geriye savurarak Beyefendiye yanımdaki yeri işaret ettim. Gözlerinden cevabını anlamak için iyice baktım ancak o da dedesi gibi kendini kolay kolay dışa vurmayan biriydi anlaşılan.

_________________
So sweet caress, never long to last!
You entered my soul and gave hope to my life...




Spoiler:
 
[/center]


En son Elizabeth M. Whitmore tarafından Perş. Tem. 23, 2009 9:05 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dexter Green
Kehanet Profesörü
Kehanet Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
90/100  (90/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Perş. Tem. 23, 2009 8:27 pm

Ben anlamsızca kızıl saçlarıyla birlikte daha da beyaz duran pürüzsüz yüzüne bakarken sessizliği bozup yumuşak sesiyle cevap verdi.

"Merhaba Profesör Green.Ah yani şeyy Bay Green... Ağız alışkanlığı, lütfen kusura bakmayın. Oturmaz mısınız?"

Bir anlığına garip bir duruma düştüğümü farkedip bakışlarımı kaçırdım. Karşısındaki tahta sandalyeyi çekip oturduğumda yer durumuma gülercesine gıcırdadı. Terleyen ellerimi eski tahta masanın üzerinde birleştirdim. Gergin görünüyor olmalıydım çünkü işe girme kaygısının yanına şu an yaşadığım ve anlam veremediğim heyecan da katılmıştı.

"Ah tabi. Önemli değil. Dedemi uzun süredir tanıyor olmalısınız?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Elizabeth M. Whitmore
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
avatar

Mesaj Sayısı : 355
Ruh Hali :
Nereden : Lyon-Fransa

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Perş. Tem. 23, 2009 8:43 pm

Bay Green'in tavırları oldukça garipti. Tatlı bir telaş ve heyecan içinde gibi görünüyordu. Yanıbaşımda duran sandalyeyi kapının gıcırtısına ve zeminin gıcırtısına benzer bir sesle çekip oturdu. Kendisini incelemeye koyulmuştum; siyah, kıvırcık saçları uzun ve etkileyice yüz hatlarını tamamlıyordu. Gözleri sanki başka alemlerden fırlayıp gelmişçesine puslu ve düşünceli görünüyordu. Suratının her kıvrımı, boyu, sesinin etkileyiciliği dedesini andırıyordu.

Ben dalgın dalgın kendisini incelerken o birden sessizliği bozarak "Ah tabi. Önemli değil. Dedemi uzun süredir tanıyor olmalısınız?" dedi. Bir saniye kadar dediklerini idrak edemedim. Dalmış olduğum düşüncelerden sıyrılıp karşımdaki, bende garip duygular uyandıran profesör adayımızı incelemeyi kestim.

"Evet, oldukça uzun zamandır dedenizi tanıyorum. Ölümü beni ve tüm Hogwarts'ı çok büyük bir yasa boğdu. Kaybımız için çok üzgünüm" dedim, boğazıma oturan düğümü gidermek için yutkunarak. Profesör Green okulun en önemli kişilerindendi ve bana da çok yakındı. Ölümünden sonra yerinin telafi edilemeyeceğini sanıyordum ancak torununu duyduktan sonra ufukta bir güneş ışığı parıldadı.

"Kusura bakmayın. Tanışma anında oldukça unutkan olabiliyorum. Bir şeyler içer miyiz?" dedim tatlılıkla. Konuğumu unutmuş olmanın mahçubiyeti de üzerimdeydi şimdi. Kafamı çevirip Tom'un nelererde olduğunu görmeye çalıştım ancak ortalıklarda yoktu. Siparişleri sonraya ertelemenin iyi bir fikir olduğuna karar verdim.

İçkilerimizi sipariş verebilecek birini bulana kadar sohbet etmenin iyi bir fikir olduğuna kanaat getirdim ve uzun zamandır kafamı kurcalayan konuyu açtım:"Evet Bay Green. Baykuşumu almışsınız ve içeriği umarım sizi memnun etmiştir. Teklifimiz hakkında ne düşünüyorsunuz?" dedim uzun bekleyişimin hemen sonlanması için...

_________________
So sweet caress, never long to last!
You entered my soul and gave hope to my life...




Spoiler:
 
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dexter Green
Kehanet Profesörü
Kehanet Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
90/100  (90/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Perş. Tem. 23, 2009 9:17 pm

Gözlerimi masanın üzerinde ovuşturduğum ellerimden çekip karşımda oturan Müdüre'ye baktım. Karanlık bar, beyaz yüzündeki gözlerinin birer safir gibi gözükmesine sebep olmuştu. Ona baktığımda bir süredir beni incelediğini düşündüm.

"Evet, oldukça uzun zamandır dedenizi tanıyorum. Ölümü beni ve tüm Hogwarts'ı çok büyük bir yasa boğdu. Kaybımız için çok üzgünüm"

Sadece gülümseyip başımı salladım. Dedem uzun süredir Hogwarts'ta çalışan sevilen ve saygı duyulan biriydi. Sesinden anlaşılıyordui ki Profesör Whitmore da ona değer verenlerden birisiydi. Dedem bana pek iş arkadaşlarını anlatmazdı. Daha çok derslerindeki öğrencilerini anlatır, kehanet dersine önem vermeyen öğrencilerden bahsederdi. Evet, kehanet en sevilen ders değildi, bunu biliyordum, bu riski alarak gelen baykuşla cevap yollamıştım.Ben dedemi düşünürken Profesör konuştu.

"Kusura bakmayın. Tanışma anında oldukça unutkan olabiliyorum. Bir şeyler içer miyiz?"

Daha ben cevap veremeden dönüp barmen Tom'u aramaya başladı. Görünen o ki Tom ortalıklarda yoktu. Bir şey içmekten bahsedince boğazımın kuruduğunu farkettim. Ancak sıcak havadan mı yoksa içinde bulunduğum durumdan mı bilmiyordum. Kimseyi göremeyince bana dönen Müdüre burada buluşma nedenimize geldi.

"Evet Bay Green. Baykuşumu almışsınız ve içeriği umarım sizi memnun etmiştir. Teklifimiz hakkında ne düşünüyorsunuz?"

Yeniden safir mavisi gözleriyle gözlerimin içine bakınca boğazımın kuruluğunu daha da çok hissettim.

"Ah evet, öncelikle teklifiniz için çok teşekkür ediyorum. Baykuş geldiğinde dedemden kalanlarla uğraşıyordum. Eğer siz bana bu teklifi yapmasaydınız, birkaç gün içinde Hogwarts'a gelip bu iş için başvuracaktım zaten."

Dedem ile son görüşmemiz geçen noeldi. Her zamanki gibi onun evine gitmiştim. Yemekten sonra şömine başında otururken bana garip bir ses tonuyla artık ölüme yaklaştığını belki de bunun son noelimiz olduğunu söylemişti. O anda ona gülüp "Hadi ama dede, sen daha gençsin." demiştim ama sanırım o öleceği günü öngörmüştü. Aklımdan bunlar geçse de yapabileceğim hiçbir şey olmadığını biliyordum. O gece düşüncelerle oradan ayrıldım. Altı ay sonra baykuşla ölümünün haberini aldığımda anne babam öldüğünden beri ilk kez ağlamıştım ve ilk defa bu kadar yalnız hissediyordum.

"Bilmiyorum belki dedem size bahsetmiştir. Ebeveynlerim öldükten sonra bana o baktı. Kehanet hakkında bildiği her şeyi bana öğretti. Son görüşmemizde onun yerine geçmemi ısrarla benden istemişti. Onun için yapmak isteğim tek şey bu. Onun mirasını devam ettirmek"

Görüşüm bulandı. Gözlerim dolmuş olmalıydı. Ağlamamaya çalışarak yeniden ellerime bakmaya başladım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Elizabeth M. Whitmore
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
avatar

Mesaj Sayısı : 355
Ruh Hali :
Nereden : Lyon-Fransa

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Cuma Tem. 24, 2009 8:52 am

Gözlerimi merakla açmış ve karşımdaki henüz tanımaya çalıştığım ve profesör olmayı kabul etmesini umduğum adama diktim. Cevabı benim için çok önemliydi; çünkü kehanet dersi için profesör bulmak oldukça güç bir işti, herkesin sevdiği bir ders değildi ve Sebastian'dan sonra Hogwarts'a en az onun kadar başarılı birini bulmak gerekliydi. Görü yeteneği her büyücü ve cadının sahip olabileceği bir yetenek değildi. Ben bitkilere bu kadar düşkün olmasaydım benim de sahip olduğum bu yeteneği geliştirebilirdim. Ancak kontrolsüz gücün bir işe yaramayacağından olsa gerek küçüklüğümde parlayan bu yetenek parıltısı ileriki zamanlarda solgunlaşmaya başladı ve ben üzerine gitmedikçe önemini yitirdi. Tedirgin bekleyişim kısa süreli de olsa beni terletmeye yetmişti. Cüppemin cebinden annemin özenle işlediği mendili çıkartıp beyaz, pürüzsüz alnımdaki minik ter damlalarına dokundurdum.

"Ah evet, öncelikle teklifiniz için çok teşekkür ediyorum. Baykuş geldiğinde dedemden kalanlarla uğraşıyordum.Eğer siz bana bu teklifi yapmasaydınız, birkaç gün içinde Hogwarts'a gelip bu iş için başvuracaktım zaten." dedi, Bay Green aramızdaki kısa süreli sessizliği bozarak. O an içimi büyük bir rahatlama kapladı. Sanki koca bir kadeh ateşvisiki içmiş gibi bir sıcaklık yayıldı. Bu sorun beni öylesine germişti ki olumlu bir şekilde hallolması beni mutluluktan deliye çevirdi. Yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi. İçimden 'Profesör Green' e sarılmak geliyordu. Öyle rahatlamıştım ki. İçimde sanki dansçı ejderha otları vardı. Kıpır kıpır dans edip ışıklar saçıyorlardı etrafa.

"Beni o kadar rahatlattınız ki Profesör Green" dedim büyük bir neşe ve rahatlamanın verdiği huzurla.
"Yeni işinizde başarılar dilerim Profesör. Aramıza hoşgeldiniz..." dedim. Uzanıp elini sıkmak isterken aniden aramıza camdan, varlığı hissedilen ancak duyu organlarıyla algılanamayan bir duvar girdi aramıza. Derin düşüncelere dalmış gibiydi. Belli ki hoş düşünceler değildi. Yüzü asılmıştı, kahverengi gözleri hüzünle kararmıştı, siyahlaşmıştı sanki. Benim içimi de sarsıcı bir hüzün kapladı biran. Sessizliği bozmadım. Bıraktım ki kendisi o siyah hüzünden çıksın ve dünyanın renklerine geri dönsün.

Uzun, fırtına öncesi sessizliği andıran sessizliğin ardından Profesör Green "Bilmiyorum belki dedem size bahsetmiştir. Ebeveynlerim öldükten sonra bana o baktı. Kehanet hakkında bildiği her şeyi bana öğretti. Son görüşmemizde onun yerine geçmemi ısrarla benden istemişti. Onun için yapmak isteğim tek şey bu. Onun mirasını devam ettirmek" diyerek beklediğimi gerçekleştirdi ve aramızdaki camı kaldırdı. Ancak iyi görünmüyordu. Göz pınarları akmak istemez bir halde doldu, öylece kaldı. Ellerine bakmaya başladı. Miğdeme bir ağrı oturmuştu, kendimi kötü hissediyordum. Bir saniye için onun yerine ben ağlayacaktım sanki. Onu anlayabiliyordum...

Profesör Green'in gözlerini diktiği ellerine mermer beyazı, soğuk ellerimi uzattım. Teselli vermeye çalışarak ellerimi onun elleri özerine kapattım. Sıcacıktı, çok yumuşak ve güven hissi uyandıran bir duygu aşılıyordu insana. Birkaç saniye süren temasımızı keserek " Anlıyorum Profesör Green. İnanın ben de sizin bu mirası devam ettirmeniz için elimden geleni yapacağım. Sebastian ailenizi kaybettiğini söyledi. Bunun nasıl bir his olduğunu anlayamam ancak Hogwarts'ın da size sıcak bir yuva ve güzel bir aile olacağına hiç şüphem yok." dedim ve yutkundum. Duygusal kişiliğimi gizlemeye çalışarak yüzüme hafif bir tebessüm takındım ve yeni Profesörümüzün etkileyici yüzüne bakmamaya çalışarak kendimi toparlayıp etrafımızı saran hüzün çemberini kırmaya çalıştım.

_________________
So sweet caress, never long to last!
You entered my soul and gave hope to my life...




Spoiler:
 
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dexter Green
Kehanet Profesörü
Kehanet Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
90/100  (90/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Cuma Tem. 24, 2009 9:19 am

Gözlerim dolmuş ellerime bakarken birden ellerimde bir sıcaklık hissettim. Bayan Whitmore beni tesselli etmek için sıcak, güven dolu elleriyle ellerimi sardı.

" Anlıyorum Profesör Green. İnanın ben de sizin bu mirası devam ettirmeniz için elimden geleni yapacağım. Sebastian ailenizi kaybettiğini söyledi. Bunun nasıl bir his olduğunu anlayamam ancak Hogwarts'ın da size sıcak bir yuva ve güzel bir aile olacağına hiç şüphem yok."

Sevencen bir sesle söylenen bu sözler tüm ruh halimi değiştirmişti. Sanki yağmurlu bir sonbahar akşamından, güzel bir ilkbahar sabahına geçmiştim. Profesör Whitmore'un hayran bırakan mavi gözlerine yeniden baktığımda bundan sonra herşeyin daha güzel olacağını hissettim. Bunun bir öngörü mü yoksa bir umut mu olduğunu bilmiyordum.

Bu karamsar atmosferi bozmak için konuyu değiştirmeye karar verdim.

"Sanırım artık bana Profesör Green diyebilirisiniz. Yeni kehanet dersi profesörü." Şimdiye kadar bunu hiç sesli söylemediğimi farkettim. Sanki ağzımdan kelimeler dökülünce daha da gerçek olmuştu herşey.

"Peki ya siz Profesör Whitmore. Yanılmıyorsam bitkibilim dersine giriyorsunuz. Ben dedem sayesinde kehanete merak saldım. Ya siz? Sizin de bir idolünüz var mı? Neden Bitkibilim?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Elizabeth M. Whitmore
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
avatar

Mesaj Sayısı : 355
Ruh Hali :
Nereden : Lyon-Fransa

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Cuma Tem. 24, 2009 9:40 am

Karamsar hava dağılıp ortalık tekrar neşelenmişti, gri bulutları aralayıp tekrar güneş ışınlarının ruhumuza değmesine izin verdik. Yeni profesörümüz daha mutlu görünüyordu. Sıcak çikolata gibi kahve rengi gözleriyle benim gözlerime baktı. Yüzündeki ifadeleri anlamak güçtü ancak mutlu görünüyordu. Söylediklerime katıldığı her halinden belli oluyordu.

"Sanırım artık bana Profesör Green diyebilirisiniz. Yeni kehanet dersi profesörü." dedi kendine güvenini daha da artırarak. Tabiki yeni ve başarılı olacağını hissettiğim 'Kehanet Profesörümüz' e 'Profesör' diye hitap edebilirdim. Bu kutlamaya değer bir şeydi. Küçük tatlı bir kahkahayla karışık "Ahh tabi Profesör Green, mutluluk duyarım" dedim. Ardından uzun süredir ortalıkta görünmeyen Hancı Tom geldi.

"İşte zamanlama diye buna derim ben Tom" dedim neşeyle. Ardından "Haydi bize iki kadeh ateşviskisi getir misin? Kutlamaya değer şeyler oldu sen ortalıkta yokken." diye rica ettim, ses tonumun mutlu çıkmasını benim isteğim dışımda olmuştu.

İçkilerimizi beklerken anlaşılan Profesör Green sohbetimizin akışından memnun kalmıştı ki devam etti:

"Peki ya siz Profesör Whitmore. Yanılmıyorsam bitkibilim dersine giriyorsunuz. Ben dedem sayesinde kehanete merak saldım. Ya siz? Sizin de bir idolünüz var mı? Neden Bitkibilim?" dedi içten bir merakla. Tabi bu soruyu kendime daha önce birçok kere yöneltmiştim diğer insanlar ve ailem gibi. Ancak yanıtı çok da açık ve elle tutulur değildi.

"Benim herhangi bir idolül olmadı Profesör Green. Yalnızca kendimi bildim bileli annemin bitkibilim seralarındaydım. Bitkiler arasında büyüdüm, büyüdükçe onlara olan merakım daha da arttı. Annem bunu hoş karşılıyor ve bana merak ettiklerimi anlatıyordu. Kendisi bitkibilim alanında uzman olmasına rağmen hiçbir yerde çalışmadı. Bazen civardaki muggle kasabalarındakilere yardım etmek dışında bitkilerini çok sık kullanmazdı. Kısa bir süre sonra daha Hogwarts'a başlamadan bitkiler hakkında gereğinden fazla şey biliyordum. Kullanım alanları, işlevleri ve yetiştikleri yerler konusunda yavaş yavaş uzmanlaşmaya başladım ve kendimi yeni bitkilere adadım. Biliyor musunuz bir keresinde bir şamarcı söğüt tarafından oldukça fazla hırpalanmıştım. Merakım her zaman başıma dert açmıştır aslında. Çoğu kez zehirlenme eşiğinden döndüm ya da garip siğiller çıkarttım. Ancak bir şeyleri yanlış yapmadan tam olarak öğrenemiyorum sanırım." dedim ve gülümseyerek nefes aldım.

Karşımda oturan profesörle ilgili ilginç duygu seli akıyordu içimden, karmaşık ancak güzel bir şeyler. Hislerim bana farklı bir şeyler anlatmaya çalışıyordu sanki. Tatlılıkla gülümsedim tekrar ve "Of gerçekten bazen çok konuşabiliyorum. Sizi sıktıysam kusuruma bakmayın." dedim mahçup mahçup ve ekledim " Merakımı mazur görün ancak ilk yeteneğinizi anladığınızda kaç yaşındaydınız ve nasıl anladınız?" dedim iflah olmaz bir merakla. Uzun zamandır böyle konuşabileceğim kişiler yoktu etrafımda. Bayadır kendimi çalışmalarıma adamış ve evime kapanmıştım. Belki de insan yüzü görmediğimden konuşmak bu kadar tatlı gelmişti. Ancak bunun şu an için daha farklı sebepleri olduğunu söylüyordu hislerim...

_________________
So sweet caress, never long to last!
You entered my soul and gave hope to my life...




Spoiler:
 
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dexter Green
Kehanet Profesörü
Kehanet Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
90/100  (90/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Cuma Tem. 24, 2009 10:18 am

Yeni iş arkadaşım içkilerimizin siparişini verdikten sonra bana kendi hikayesini anlattı. Sanırım her çocuk ailesinden bir parça alıyordu gelecek yaşamı için. Bitkilerden pek anlamazdım. Kehanet sanatında kullanılan bazı bitkileri biliyordum. Çayı yapılan otlar veya yakıldığında çıkan dumanından anlam çıkarabileceğimiz bitkiler.

"Of gerçekten bazen çok konuşabiliyorum. Sizi sıktıysam kusuruma bakmayın."

Bu kesinlikle doğru değildi. Belki de aylardır biriyle bu kadar uzun konuşmuştum. İçimde yaşayan yalnızlığı biraz olsun almıştı bu sohbet. Duygularımı anlaması için gözlerine bakarak gülümsedim.

" Merakımı mazur görün ancak ilk yeteneğinizi anladığınızda kaç yaşındaydınız ve nasıl anladınız?" diye sordu Whitmore. O günü hatırladım. Pek hoş bir anı değildi.

"6. doğumgünümde babam bana bir köpek almıştı. Siyah, uzun, parlak tüyleri, sarkık kulaklarıyla evin içinde koşturur sürekli oynamak isterdi. Ona Theodore adını vermiştim. 1 yıl sonra 7. doğumgünümden önceki gece bir rüya gördüm. Köpeğim karanlık bir odada acı çekerek kıvranıyordu. Uyandığımda sabah olmak üzereydi. 7 yaşımdaydım ve korkmuştum. Onun ölmesini istemiyordum. Onu koruyacağımı düşünerek bodruma götürüp bağladım. Orası güvenli olur sanmıştım. Ancak babam iksir deneylerini bodrumda yapardı. Kurtulmaya çalışan Theodore iksirlerin yere dökülmesine sebep olmuş, sonra güzel kokulu iksirin tadına bakmıştı. Köpeğimin inlemelerini duyduğumda çok geçti. Bodruma indiğimde aynı rüyamdaki görüntüyü gördüm. Karanlıkta inyleyen köpeğimi. Babam arkamdan koştuğunda çok geç olduğunu anlamıştı. Theodore ölüyordu. Beni oradan götürdüler. Onlara bu olanları rüyamda gördüğümü anlattım. Ertesi sabah babam dedeme bir mektup yazdı."

Yutkundum. Değer verdiğim birini ilk kaybedişimdi Theodore'un ölümü. Daha sonra olanlar kadar acı olmasa da.

"Akşam dedem gelmişti. Onu gördüğümde gülümsüyordu. Bense hala köpeğimin yasını tutuyordum. Ona da olanları anlattım. Yüzünde sanki bir gurur ifadesi vardı. Bana "Bu sana tanrının bir hediyesi oğlum" dedi. Babamda bu yetenek yoktu. Görü yeteneği artarda gelen kuşaklarda çok rastlanan bir yetenek değildir. En az bir kuşak atlar. O bir hediye olduğunu düşünse de ben bir lanet olduğunu düşünüyordum."

"Bazen o rüyayı görmeseydim Theodore'un hala yaşayacağını düşünüyorum. Çünkü çoğu zaman kader değiştirilemez. Örnek vermek gerekirse, bir yangın öngördüğünüzü düşünün, o akşam yangını durdurmak için oraya gittiğinizde bir mumu devirip yangını başlatan da siz olabilirsiniz. Geleceği görmek tehlikeli bir iştir."


Sanki aylardır içimde dizginlenmiş bir canavar vardı da şimdi dizginlerinden kurtulmuş konuşmama sebep oluyordu. Konuşmaktan boğazım kurumuştu. O anda Tom Ateş Viskilerimizi getirdi. Kırmızı sıvıyla dolu bardağı kafama diktiğimde sıcaklığı hissettim ve acıyla yüzümü buruştururken adının neden Ateş Viskisi olduğunu hatırlamıştım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Elizabeth M. Whitmore
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
avatar

Mesaj Sayısı : 355
Ruh Hali :
Nereden : Lyon-Fransa

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Cuma Tem. 24, 2009 3:06 pm

Sipariş verdiğim içkilerin gelmesini beklerken Profesör Green aşırı merakımdan dolayı sorduğum soruya cevap vermeye başladı. Onu hiç yorum yapmadan dinledim. Çevremizdekiler yavaş yavaş kalkmaya başlıyor, bar giderek sessiz ve daha huzurlu bir ortama dönüşüyordu. Profesör hikayesini anlattıktan sonra hafif şaşırmayla karışık buruz bir hüzün kapladı içimi tekrar. Ne kadar fazla acı çekmişti tüm hayatı boyunca, onca acıya tek başına ve biraz da olsa dedesinin yardımıyla göğüs germiş olmalıydı. Halbuki dışarıdan bakan biri böylesine acıklı olayları olabileceğini düşünemezdi; kendine güvenli duruşu, konuşması ve tavırlarıyla sorunlarının üstesinden gelebilmiş görünüyordu.

Profesör Green'in anlattıkları bittikten sonra beni en çok etkileyen kısım son söyledikleriydi

"Bazen o rüyayı görmeseydim Theodore'un hala yaşayacağını düşünüyorum. Çünkü çoğu zaman kader değiştirilemez. Örnek vermek gerekirse, bir yangın öngördüğünüzü düşünün, o akşam yangını durdurmak için oraya gittiğinizde bir mumu devirip yangını başlatan da siz olabilirsiniz. Geleceği görmek tehlikeli bir iştir." demişti. Haklıydı, kehanet zor ve tehlikeli bir işti. Belki ben de bundan korkmuştum kim bilir. Yeteneklerimi gizleyecek kadar kötü anılar yaşamamıştım ancak ileride olacak küçük değişiklikleri farketmem beni korkutmuştu. Sözleri biter bitmez rahatlamış ve konuşmaktan dolayı hafif yorgun düşmüş görünüyordu. Tam o anda Hancı Tom imdadına yetişti ve Profesörün susamış halini giderecek olan siparişlerimizi getirdi.

Ateşvisikisini kafasına diktiğine bakılırsa Profesör gerçekten oldukça susamıştı. Ben de yoğun gül kırmızısı, hoş ve insanın burnunu sızlatan keskin kokulu içeceğimden bir yudum aldım ve Profesör Green'in ateşviskisinden dolayı buruşturduğu suratına bakıp kıkırdadım.

"Gerçekten acı bir ilk deneyim yaşamışsınız Profesör..." dedim içten bir gülümseme eşliğinde, ardından ekledim "Köpeğiniz Theodore için gerçekten çok üzüldüm ve kehanetin tehkileli bir iş olduğuna kesinlikle katılıyorum."

Kafamdaki eski anıların üzerine tekrar tozlu bir perde çekerek ateşviskimden koca bir yudum daha aldım ve boğazım yandı, hafifçe öksürdükten sonra ne diyeceğimi düşünmeye başladım. Her taraf gittikçe daha da sessizleşiyor ve sessizliği bozmak için aklıma bir fikir gelmiyordu.

_________________
So sweet caress, never long to last!
You entered my soul and gave hope to my life...




Spoiler:
 
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dexter Green
Kehanet Profesörü
Kehanet Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
90/100  (90/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Cuma Tem. 24, 2009 3:25 pm

"Gerçekten acı bir ilk deneyim yaşamışsınız Profesör..." dedi Bayan Whitmore anlayışlı bir yüzle. "Köpeğiniz Theodore için gerçekten çok üzüldüm ve kehanetin tehlikeli bir iş olduğuna kesinlikle katılıyorum."

Bunları söyledikten sonra gözlerimi alamadığım mavi gözleri uzaklara daldı. Biraz önce bahsettiği, üzerine gidip kullanmadığı öngörü yeteneği hakkındaki hatıraları canlanmış olmalıydı anlattıklarımla. İkimizde düşünceliydik ve susmuştuk. Bu sessizliği bozacak bir fikir geldi aklıma.

"Müdüre Whitmore, yeni profesörünüzün yeteneklerini test etmek ister misiniz? Sizinle birer fincan çay içelim. Sonra çay yapraklarınızı yorumlayabilirim."

Bunu yapabilirdim. Çay falı o kadar güvenilir bir yöntem olmasa da sevdiğim bir yöntemdi. Çoğu zaman güzel şeyleri gösterirdi insanlara. Zaten kehaneti kullanmamın bir amacı da buydu. Umutsuz insanların geleceğe umutla bakmasını sağlamak için onlara gelecekten iyi haberler verirdim.

Tom'a seslendim ve bize iki sıcak çay hazırlamasını söyledim. Beyaz fincanların içinde fincanın rengiyle tezat siyah çaylarımızın dumanı tütüyordu. Fincanı elime alıp önce burnumun önünden geçirip kokladım. Her gün çay içmesse kötü hisseden insanlardandım ben. Ve ilk yudumumu aldım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Elizabeth M. Whitmore
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
avatar

Mesaj Sayısı : 355
Ruh Hali :
Nereden : Lyon-Fransa

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Cuma Tem. 24, 2009 3:37 pm

Ben hatıralarımla boğuşmaktan kendimi kurtarıp eski dalgaların arasına sürüklenmemek için boğuşurken Profesör Green'in bir şeyler dediğini işittim. Kendimi eski düşüncelerden kopartım Profesör Green'in söylediklerine vermeye çalıştım.

"Müdüre Whitmore, yeni profesörünüzün yeteneklerini test etmek ister misiniz? Sizinle birer fincan çay içelim. Sonra çay yapraklarınızı yorumlayabilirim." diyerek heyecanımın artmasına sebep oldu. Aslında aklımdan tam da böyle bir şey teklif etmek geçiyordu ancak nasıl soracağımı bir türlü kestirememiştim iki saattir. Kabul ettiğimi söylemeden ve çaylarımız gelmeden önce kalan ateşviskimi bir dikişte içtim. O an öyle boğazım yandı ki birkaç saniye konuşamadım. Elimle ağzıma biraz serin hava göndermeye çabaladım.

"Öhm, elbette tabiki yeni profesörümüzün yeteneklerini görmeyi çok isterim, teklifinizi kabul ediyorum Profesör." dedim öksürükle karışık başımı onaylayıcı şekilde öne arkaya sallayarak. Ben kabul eder etmez Profesör Green Hancı Tom'a seslendi ve bize iki sıcak çay hazırlamasını rica etti.

Çaylarımız geldiğinde burnuma tatlı bir koku oturdu; çayın huzun veren kokusu. Beyaz fincanlar ve elim büyük uyum gösterirken içerisindeki çay tezat oluşturuyordu. Yanan boğazıma iyi gelen birkaç yudumdan sonra "Çayı çok severim, ya siz Profesör?" dedim tatlılıkla.

_________________
So sweet caress, never long to last!
You entered my soul and gave hope to my life...




Spoiler:
 
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dexter Green
Kehanet Profesörü
Kehanet Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
90/100  (90/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Cuma Tem. 24, 2009 4:06 pm

Ben ilk yudumumu aldıktan sonra Profesör Whitmore'a baktım. O da benim kadar çaya tutkun olmalıydı. Ardarda yudumlardan sonra bana dönüp "Çayı çok severim, ya siz Profesör?" diye sordu.

Çay içmek benim için günlük ritüellerden biriydi. Sabah kahvaltıda, akşam güneş batmadan önce her gün içerdim.

"Ah tabi Profesör. Çay içmek zihni açar. Ki bu da öngörü yeteneğinin güçlenmesine sebep olur. Özellikle çalışma yaptığım zamanlar daha çok çay tüketirim. Uzak doğuya gezilerimde de şu an adını hatırlamadığım, değişik bitkilerden çaylar denedim. Hepsinin farklı bir tadi ve etkisi vardı. Yani çay içmeyi çok severim."

Çaylarımızı içerken Hogwarts'tan bahsettik. Bana seralarını ve orda yetiştirdiği çeşitli sihirli bitkileri anlattı. Ben de ona yurtdışında kehanetin inceliklerini öğrenmek amacıyla yaptığım gezilerimi. İkimizde de çaylarımızı bitirmek için hızlı hızlı içiyorduk. Sonunda ben son yudumumu alıp beyaz fincanımı tahta masaya koyduğumda o da son yudumunu içip bitiriyordu. Fincanın içine doğru eğilip baktım.

"Sanırım şimdi benim sıram ha?"

Fincanını almak için elimi uzattım. O da hızla fincanı kaldırıp bana doğru uzattı. Ellerimiz masanın ortasında buluştuğunda yine beni teselli ederken yaşadığım duygular içine girmiştim. Fincanı alırken az kalsın düşürüyordum. Hafifçe titreyen ellerimin arasında tuttuğum fincanın içindeki çay yapraklarına baktım ve yorumlamaya başladım.

"Ters duran baykuş silueti ha? Baykuşunu bir süre kimseye yollamanı önermem. Görünen o ki yakında üşütüp hasta olabilir."

Gözlerimi fincandan kaldırıp yüzüne baktığımda çok tatlı bir gülümseme gördüm. Bir anlığına gözlerine baktıktan sonra fincana geri döndüm.

"Ayrıca kapılarını iyi kilitlemelisin. Evine bir yabancı girebilir. Dikkatli ol. Bu çatlamış taş şekilleri bunun göstergesi" Kendime gülmemek için zor duruyordum. Beklediğimden eğlenceli bir fal çıkmıştı. Dönüp yüzüne baktığımda eğlendiğini gösteren bir yüz ifadesi vardı.

"Ayrıca burda farklı yönderden gelip spiral şeklinde birleşen çizgiler görüyorum. Bu da yakında hayatına birinin gireceğinin göstergesi. Spiral yukarıya doğru çıkıyor ki bu iyiye işaret. Bir arkadaş edineceksin. Belki de bir aşk..."

son kelimeyi söylerken tepkisi görmek için başımı kaldırıp yüzüne baktım...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Elizabeth M. Whitmore
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
avatar

Mesaj Sayısı : 355
Ruh Hali :
Nereden : Lyon-Fransa

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Cuma Tem. 24, 2009 4:33 pm

Çayı sevip sevmediğini sorduğum zaman oldukça açıklayıcı ve tatmin edici bir cevap aldım. Belli ki o da seviyordu ve kehanet sanatıyla ilgili olduğundan fazlasıyla tutkundu. Ben de çayı çok severdim ve sık sık içmeyi ihmal etmezdim. Özellikle sevdiğim insanlarla hoş sohbet içerisindeyken çayın sıcaklığı ve ortalığa yayılan rahatlatıcı kokusuna bayılırdım. Acaba çayı sevmemde geliştirmekten kaçtığım öngörü yeteneğim kendini göstererek etki oluyor muydu? Bilinmez ancak kafamı kurcalayacak ufak bir şey daha bulmuştum anlaşılan.

Çaylarımızı çabucak bitirmeye çalışırken biraz daha uzmanlık alanlarımızla ilgili konuşmaya başladık. Bitkilerle arası pek iyi olmadığı belli olan Profesörü Green'e en sevdiğim ve önemli sihirli bitkilerden bahsettim. Onlarla sürdürdüğüm çalışmalar ve yeni bitki arayışlarım için seyahat ettiğim yerlerden bahsettim. Geliştirdiğim iksirleri anlattım, o da beni çok iyi ve hevesli bir dinleyici olarak dinledi. Gözlerine baktığımda beni dinlemekten gerçekten zevk aldığını anlayabiliyordum. Ben konuşmamı bitirdikten sonra Profesör konuşma sırasını aldı ve çaylarımızı bitirmeye yakın kendi çalışmalarından ve gittiği yerlerden bahsetti. Bu konuşma gerçekten hem bilgilendirici olmaya hem de çok hoşuma gitmeye başlıyordu.

Çaylarımızdan aynı anda son yudumlarımızı aldık ve ben beklenti dolu gözlerimi Profesöre dikerek fincanımı eski tahta masaya tok bir sesle bıraktım. Profesör bakışkalırıma karşılık olarak "Sanırım şimdi benim sıram ha?" dedi gülümseyerek.

Fincanımı ona yardımcı olabilmek için ona doğru uzattım o da almak için uzandığında ellerimiz birbirine değdi. İçimde farklı duygular oluştu ve hafif bir telaşla elimi çekerken Profesör neredeyse fincanı titreyen ellerinin arasından düşürüyordu. Hafifçe gülümseyerek fincanın içine doğru bakışını izlemeye koyuldum ve söyleyeceklerinin bir harfini bile kaçırmaman için dikkat kesildim.

"Ters duran baykuş silueti ha? Baykuşunu bir süre kimseye yollamanı önermem. Görünen o ki yakında üşütüp hasta olabilir." dedi ilk olarak. Hafif ve tatlı bir kahkaha attım. Gerçekten birkaç gün içinde Teyzem Emilie'ye bir mektup yollamayı düşünüyordum, Cherry de oldukça sakar ve dikkatsiz bir baykuştu. Kendine dikkat etmeyip cidden üşütebilirdi. Gülümsedim ve devam etmesini izledim. Şu an çok farklı bir havası vardı Profesörün; insanı kendine çeken ve mutluluk yayan bir şeyler yayıyordu etrafına.

"Haklı olabilirsiniz. Birkaç gün içerisinde Teyzeme bir mektup yollayacaktım. Ancak görünen o ki biraz ertelemem gerekiyor. Belki de ziyaretine giderek söylemek istediklerimi yüzyüze konuşmalıyım." dedim gülerek. Daha önce fal baktırmamıştım ve bu kadar eğlenceli olacağını bilsem her gün baktırırdım.

"Ayrıca kapılarını iyi kilitlemelisin. Evine bir yabancı girebilir. Dikkatli ol. Bu çatlamış taş şekilleri bunun göstergesi" dedi sevimli gülümsemesini tutmaya çalışarak. Cidden de komik bir faldı doğrusu. Uzun zamandır böylesine eğlenmemiştim.

"Ben tedirgin bir insanım Profesör, keşke bunu söylemeseydiniz. Şimdi geceleri uyuyamayacağım. Kapımın önüne birkaç uğursuzluk büyüsü yapsam iyi olur." dedim şaka yaptığımı göstermesi için gülerek göz kırptım. Ve sonra birden içerisi daha da ısındı sanki. Profesörün görmeye çalıştıkları çevredeki havayı da etkiliyordu.

Güzel çikolata kahvesi gözleriyle bana bakmadan önce farklı bir ses tonuyla "Ayrıca burda farklı yönderden gelip spiral şeklinde birleşen çizgiler görüyorum. Bu da yakında hayatına birinin gireceğinin göstergesi. Spiral yukarıya doğru çıkıyor ki bu iyiye işaret. Bir arkadaş edineceksin. Belki de bir aşk..." dedi.

Gözgöze geldiğimiz an yanaklarım istemsiz bir şekilde kızardı. İçimi bir sıcaklık kapladı, terlemenin eşiğindeydim. Utanmıştım ve çekindiğimi göstermemeye çalışarak kendisine bakmaya çalıştım. "A-aşk mı? Hımm ilginçmiş...Arkadaş edinmeyi çok severim." dedin heyecandan kekeleyerek ve cümleleri toparlamakta zorlanarak. Dilim damağıma yapışmıştı ve kelimeler sanki zorla çıkıyordu ağzımdan.

_________________
So sweet caress, never long to last!
You entered my soul and gave hope to my life...




Spoiler:
 
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dexter Green
Kehanet Profesörü
Kehanet Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
90/100  (90/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Cuma Tem. 24, 2009 4:54 pm

Yüzüne baktığımda yanaklarının hafifçe kızardığını gördüm. Ancak yanaklarındaki kızarıklıkların aksine hiç çekinmemiş gibi gözlerimin içine bakıyordu.Ağzından titrek biçimde birkaç kelime duydum, ama içeriği pek de önemli değildi şuan benim için.

"A-aşk mı? Hımm ilginçmiş...Arkadaş edinmeyi çok severim."

Ellerimin terlediğini hissettim. Böyle gerildiğim zaman hep olurdu bu.

"Dediğim gibi çay falı çok da güvenilir bir kehanet şekli değildir" dedim gülümsemeye çalışarak. Sanki içerisi ısınmış, nefes almak zorlaşmıştı. Bu durumdan kurtulmak istiyordum.

"Eee... Profesör. Üzgünüm ama benim gitmem gerekiyor. Biliyorsunuz Hogwarts'taki yeni odama taşınacağım. Eşyalarımı toparlamalıyım. Ayrıca gelinciğim evde yalnız. Eminim acıkmıştır. Yarın yeniden Diagon Yolu'na gelip ders için gerekli malzemelerimi tamamlayacağım. Belki karşılaşırız"

Gülümsemeye çalışarak ona baktım ve masadan kalktım. Siyah paltomu üzerime geçirirken derin düşünceler içerisindeydim. Arkamdan veda sözleri söylemişti galiba ama pek anlayamamıştım. Kapıdan çıkmadan önce tekrar dönüp baktım, o tüm gün yüzünde olan gülümsemesiyle gidişimi gözlüyordu. Elimi sallayıp dışarıya çıktım. Sokak şimdi daha karanlık ve tenhaydı. Paltoma sarılıp yürürken az önce olanları düşünüyordum. Ne olmuştu bana? Acaba aşk bu muydu?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Elizabeth M. Whitmore
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
avatar

Mesaj Sayısı : 355
Ruh Hali :
Nereden : Lyon-Fransa

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   Cuma Tem. 24, 2009 5:23 pm

Kalbimin hızlı ritmini yavaşlatmaya çalışıyordum ancak o beni dinlemiyormuşçasına davul gibi daha da hızlı atmaya devam ediyordu. Yanaklarımdaki kızarıklığı farketmemiş olmasını diledim. Fark etse de belli etmiyordu ve o da en az benim gibi telaşlı ve heyecana kapılmış görünüyordu. Nefes borumdan havayı sanki biri çekiyordu ve girmesini engelliyordu, zar zor soluklanıyordum. Görüşüm bulanıklaşıyordu sanki etraf kararmaya başlıyordu. Tek görebildiğim Dexter ve onun telaşlı tavırlarıydı. Aklımdan da olsa ona ilk defa Dexter olarak hitap ettiğimi fark ederek güldüm.

Aramızdaki gergin ve garip sessizliği bozan o oldu "Dediğim gibi çay falı çok da güvenilir bir kehanet şekli değildir" dedi zoraki bir gülümseme takınarak. Ben de karşılık olarak başımı sallayıp gülümsedim.

Daha sonra güzel ancak sonlara doğru garipleşen sohbetimizi böldü ve "Eee... Profesör. Üzgünüm ama benim gitmem gerekiyor. Biliyorsunuz Hogwarts'taki yeni odama taşınacağım. Eşyalarımı toparlamalıyım. Ayrıca gelinciğim evde yalnız. Eminim acıkmıştır. Yarın yeniden Diagon Yolu'na gelip ders için gerekli malzemelerimi tamamlayacağım. Belki karşılaşırız" dedi ben istemesem de. Biraz dana oturabilirdik ancak anlaşılan yeni Profesörümüzün işleri vardı.

O siyah paltosunu giyerken ben de anlayışla "Ah tabi anlıyorum Profesör. Yerleşmek zaman alan bir süreçtir. Ben de sık sık Hogwarts'ın işleriyle ilgilenmek için orda olurum, yardım isterseniz seve seve gelirim. Görüşürüz..." dedim ve sadece kendimin duyabileceği bir sesle "Umarım yakın bir zamanda..." diyiverdim kendimi şaşırtan bir şekilde. Tahtaları gıcırdatarak gidiyordu ve ben de onun arkasından öylece bakakalmıştım yumuşak bir gülümsemeyle. Aklımda o kadar soru işareti bırakan gidişini tebessümle izledim ve arkasını döndüğünde el sallamasına karşılık verdim.

Masaya birkaç galleon koyarak eşyalarımı aldım ve siyah cüppemi giyip geldiğimden beri epey kararmış olan havaya attım kendimi. Duygularım çok değişmişti ve aklımı kurcalayan çok şey vardı ancak en çok merak ettiğim kehanetin doğru çıkıyor olma ihtimalinin olup olmadığıydı. Cüppemi savurarak yürürken kalabalığın azalmış olduğunu farkettim. Gökyüzü kararmakla kararmamak arasında asılı kalmış, bir renk cümbüşüne dönüşmüştü. Turuncular, morlar, kırmızılar, mavier gözümü alıyordu. Adımlarımı sıklaştırdım; düşünmek için sakin odama ihtiyacım vardı...

_________________
So sweet caress, never long to last!
You entered my soul and gave hope to my life...




Spoiler:
 
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Güzel bir gün...   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Güzel bir gün...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Evapsie :: İngiltere :: Diagon Yolu :: ♣ Çatlak Kazan-
Buraya geçin: