Evapsie

Harry Potter ve RPG'nin birleştiği adres(:
 
AnasayfaKapıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Alım İçin!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3
YazarMesaj
William N. Longrange
Tehlikeli Yaratıkların Yönetimi Dairesi Başkanı
Tehlikeli Yaratıkların Yönetimi Dairesi Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 135
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
62/100  (62/100)

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Salı Eyl. 08, 2009 9:30 am

Rp yazmalısın.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bruce Logan Walker
Seherbaz Bürosu Çalışanı
Seherbaz Bürosu Çalışanı
avatar

Mesaj Sayısı : 844
Ruh Hali :
Nereden : En yakın lokantadan :D

Seviye
RP Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Salı Eyl. 08, 2009 9:32 am

Evaline A. Brielle demiş ki:
Bruce Logan Walker, Janson Le Da Heart seçtiğiniz rütbeler için rp'leriniz yetersiz bulunmuştur. Eğer isterseniz seçtiğiniz bakanlıkların çalışanı olabilirsiniz....
[Janson Le Da Heart, durup dururken rp'nin çalıntı olduğunu nedn düşünelim ki...]

Emilie Slytherin, Remus Teddy Worep rütbeleriniz verildi....

mesajda seherbaz bürosu çalışanı olabileceğim yazıyor ama ????
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://starwars3.yetkinforum.com
William N. Longrange
Tehlikeli Yaratıkların Yönetimi Dairesi Başkanı
Tehlikeli Yaratıkların Yönetimi Dairesi Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 135
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
62/100  (62/100)

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Salı Eyl. 08, 2009 9:42 am

Pardongörmemişim.Bir admin yapabilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jasmine Bloom Cursley
Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 25
Ruh Hali :
Nereden : Hogwarts

Seviye
RP Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Çarş. Eyl. 09, 2009 10:24 am

İstenen Mevki:Tehlikeli Yaratıkların Yönetimi
RPG:

Hogwarts'daki 2. günümde derslerin başlaması çok sıkıcıydı. Büyük çoğunluğu Slytherin olan ailemin aksine Rawenclaw'a seçilmiştim. Ailemin çoğu, özellikle de kehanet profesörü olan kuzenim Dwight bunu utanç kaynağı olarak görse de ben Rawenclaw'a seçildiğim için mutluydum. Safkan olmakla gurur duyuyordum, evet ama bunu takıntı haline getirmek bir saçmalıktan ibaret bana göre.

Bu düşünceleri ve Black ailesinin diğer üyeleriyle çektirdiğim bir aile yadigarı fotoğrafı bir kenara bırakıp okul cüppemi giydim. İlk dersimiz olan Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'ya girmeden önce kahvaltı için Büyük Salon'a inip birşeyler yesem hiç de fena olmazdı, dersin profesörünü tanımıyordum ama bu ders hakkında bildiğim tek şey heyecanlı ve bazen de tehlikeli bir ders olduğuydu, hazır olmalıydım ilk dersimiz için.

Büyük Salon'a indiğimde Rawenclaw masasına oturup birkaç 1. sınıf öğrenciyle sohbet ederek zaman geçirdim. Yanımdaki bir öğrenciye profesörün kim olduğunu bilip bilmediğini sordum, profesörler masasındaki genç ve güzel bir bayanı gösterdi. Ondan ilk izlenimim Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersi için fazla genç ve tecrübesiz göründüğüydü, ama hayatımdaki birçok tecrübeye dayararak söyleyebilirim ki insanlara önyargılı yaklaşanlar genelde yanılır. Bu yüzden kendisini tanımak için en azından ilk dersine girmem gerektiğine karar verdim. Yine düşüncelere dalmış, zamanın geçtiğinin farkında değildim, 1. sınıf öğrencileri ilk derslerine gitmek üzere ayrılıyordu Büyük Salon'dan. Ben de hızlı adımlarla Karanlık Sanatlara Karşı Savunma sınıfına gittim. Açık olan kapıdan girip orta sıralarda bir yere oturdum. Sanırım en son gelen bendim ki gelmemle profesörün konuşma yapmak üzere ayağa kalkması bir olmuştu.

Tahminlerimde yanılmamıştım anlaşılan, Karanlık Sanatlar konusunda çok tecrübeli biri olmadığı belliydi, ama nedense ona kanım ısınmıştı. İlk dersi olduğu için heyecanlanmış olacak ki neredeyse Bertie Botts'un fasulye şekerlemelerinden bahsedecekti. Konuşmasının başında adını söylemişti ama o sırada aklım başka yerde olduğu için tam olarak hatırlayamıyordum, Lisa Dapne gibi birşeydi sanırım. Derslerde bizi sıkmayacağını ve derslerin eğlenceli geçeceğini söyledi. Bu sözler birçok öğrenciyi mutlu edebilirdi, ama beni değil, en azından Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinde biraz sıkılmak istiyordum. Çünkü Hogwarts'daki en önemli derslerimizden biriydi, bu derste öğreneceklerimizin hayatlarımızda çok önemli rol oynayacağı kesindi. İlk dersimizin ödevini, yani 2 kısa soruyu parşömenime yazmaya başladım.

1-Bildiğiniz en yararlı büyü hakkında kısa bir yazı yazmanızı istiyorum.Nedeniyle Birlikte.

2-Yapıldığında kişinin hafızasını silen büyünün ismi nedir ?

İlk dersinde böyle bir ödev vermesinin sebebi sanırım öğrencilerini tanımaktı.




Ödevi yapıp Profesöre vermiştim.Profesör bütün soruları doğru yaptığımı söylediğinde mutlu olmuştum.Herkes yanıma gelipte nasıl yaptığımı sorduklarında;

-“Çalışmak hayatın bir numaralı temelidir.”demiştim…istemesiydi. Herkes yazdıktan sonra profesör dersin bittiğini belirtti ve öğrenciler de sınıftan çıkmaya başladı. İlk Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersimiz fazla heyecanlı
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Evaline A. Brielle
Uçuş Profesörü ~ Müdüre Yardımcısı
Uçuş Profesörü ~ Müdüre Yardımcısı
avatar

Mesaj Sayısı : 406
Nereden : İrlanda ♥

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Çarş. Eyl. 09, 2009 10:39 am

Bruce Logan Walker, rütbeni veriyorum...

Jasmine Bloom Cursley, hem profesör olup hem bakanlık çalışanı olamzsın...

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
William N. Longrange
Tehlikeli Yaratıkların Yönetimi Dairesi Başkanı
Tehlikeli Yaratıkların Yönetimi Dairesi Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 135
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
62/100  (62/100)

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Perş. Eyl. 10, 2009 1:42 am

Peki ben başka bir bakanlığa geçebilir miyim yani daireye?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eragon James Black
Esrar Dairesi Başkanı ~ Vampir
 Esrar Dairesi Başkanı ~ Vampir
avatar

Mesaj Sayısı : 4

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Ptsi Eyl. 14, 2009 3:37 am

Esrar Dairesi Başkanı.
Göğsünü siper ettiği sorunlara rağmen, mükemmellik abidesi bedeni sonsuzluğa yürüyor; içinde bulunduğu hayatın canlılığına rağmen ruhuysa içten içe onu çürütüyor ve insanlardan uzaklaştırıyordu. Melankolik kişiliği, gidişatın değişmesine yardımcı olmuyor, dudakları neşeyle değil acıyla bükülüyordu. Yüzündeki soyutlanmışlığın kibri artarak, fiziksel olmayan bir yorgunlukla saatlerdir koştuğunun ayrımına vardı. Alacakaranlık yaklaşırken; güneş, aşağılarda uzanan ovadan tamamen çekilmişti. Yalnız arkasındaki büyük ormandan ağaçların üstüne atılmış kırmızı bir çuha gibi rüzgârla hafif hafif kımıldıyordu. Biraz sonra ise, büsbütün ortadan kayboldu. İşte o anda her şey değişmeye başlamıştı. Şimdiye kadar yaşayan, kımıldayan, ses çıkaran ova artık ölüydü ve bembeyaz, ince bir sisle örtülmeye başlamıştı. Buna karşılık orman canlanıyordu. Sabahtan beri ancak mırıltıları duyulabilen ağaçlar konuşuyor, bağırıyor, sallanıyor ve ellerini birbirine uzatıyordu. Yalnız, ağaçlar değil; yerdeki otlar, kuru yapraklar, çalılar, ağaçların gövdesine sarılan sarmaşık soyundan bitkiler, hatta kahverengi mantarlarla koyu yeşil yosunlar bile canlanmıştı. Mavi gözlerinin alabildiği her alana bakan genç büyücü, ayaklarının altındaki nemli toprağın kokusunu burun deliklerine doldururken fazla zaman kaybetmemek için yoluna devam etmeyi seçti. Önünde uzanan büyük dağlar, şekilsiz bir yığından ibaretti. Uzaktan bakmak dahi onun sinirlerini bozuyordu. İnce ayrıntılara takılan gözleri, kuşkulu bir şekilde ilerlemeye devam etti.

Beyaz gömleğinin altına giydiği siyah pantolonu ile uyum içerisinde olan siyah kravatını çekiştirdi ince parmaklarıyla. Saçları; her zamankisi gibi özenle havaya dikilmiş gibi duruyordu. Kafasında duran fötr şapka, burnuna kadar iniyordu. Bu yüzden ince parmaklarıyla hafiften şapkanın önünü aşağı doğru eğerek gözlerinin kapanmasını sağladı. Ayakkabıları, taş zemine değdikçe çıkan ses boş sokağı dolduruyordu. Zekî çehresi hiç olmadığı kadar boştu. Kafasını aşağı eğmiş sıra sıra dizilmiş dükkânları geçerken durdu. Yeşil, yumuşak çimenlerin üzerine oturmuş gözlerinden birbiri ardı sıra yuvarlanan gözyaşları arasından ona bakan yaşlı kadını fark etti. Oturduğu yerdeki çimenlerin sarı, yeşil parıltısı karanlıkta gözleri kamaştırıyordu. Gerideki bahçe duvarını gözden saklayan mor leylaklardan etrafa hafif, serin bir koku yayılıyordu. Bu, kan kokusunu bile dizginleyecek düzeydeydi. Hızını yavaşlatacak etkenlere takılıp kalmak istemiyordu artık. Tüm konsantrasyonunu Dietricha’ya verdi. Yıllardır görmediği kadınını görecekti. Eski karısı. İçinde buruklaşan acı, yüz ifadesine de yansıyordu. Bedenine çarpan sert rüzgâra karşı direnmeden kendisini alıp, götürmesine izin veriyordu. Karanlıkta parlayan beyaz teni, ay gibi güneşten ışığı yansıtıyor gibiydi. Bütün bedeni sessizliğe gömülmüş olduğu için huzurluydu şu durumda. Çekici bir şekilde açılıp kapanan göz kapaklarının altındaki mor halkalar, her zamankisi gibi aynı yerinde duruyordu. Özgür ruhu, mavi gözleriyle daha da açılıyordu. Ciğerlerine dolan oksijeni hissettiğinde, değersiz bir şeymişçesine tekrar dışarıya sürükledi. Çevresinde insanların olmaması beklenmedik bir şeydi. Genelde buraların işlek caddeler olduğunu sanırdı. Titreyen dudakları, kısılan gözleriyle beraber büzülmeye başladı. Karşısında duran dükkâna baktı. Mektupta tarif edilen yer burası olmalıydı. Birkaç saniye içerisinde kasılıp tekrar gevşeyen kasları, cesaretinin tekrar geldiğinin göstergesiydi. Hızlanan adımları, bedenini, gözüne kestirdiği dükkâna doğru sürüklüyordu. Dizginlemeye çalıştığı heyecanı, onu yiyip bitiriyordu. Bir insanın duyguları bir vampirin duygularından daha çabuk değişir sözünü hatırladıkça heyecanı gittikçe azalıyordu. Dietricha’nın duygularından eser kalmadığına emindi. Yine o otoriter ve sinsi yüz ifadesiyle oturacaktı karşısında. Ve tabî, bu da Irving’i üzecekti elinde olmadan. Boş beyinli olduğu için kendisinden nefret ediyordu. Hayallerindeki buluşma, şimdi gerçekleşiyordu ama onun tek yaptığı kendisini kötülemekti. Bu yüzden bu ifadeden bir an önce uzaklaşmak zorundaydı. Giydiği gömlek kadar beyaz vücudu her zamankisinden daha çekici bir hâldeydi şimdi. Elinde olmadan elde ettiği üstünlükten hiçbir zaman şikayet etmedi. Her zaman bunu kabullendi. Zihnindeki düşünceleri boşaltmak istercesine dükkânın kapısını araladı. Sonrasında ise, bedenini kapıdan içeriye soktu. Etrafına bakındığın bazı gözlerin üzerinde olduğunu fark etti. Ki zaten içerideki kişi sayısı onu geçmezdi. Dükkânın en sonunda bulunan karanlık masaya geçti. Sırtı, kapıya dönük bir şekilde oturdu ki; böylece, Dietricha onun kim olduğunu yanına geldiğinde anlayacaktı. Uzaktan sadece aileden birisi olarak görecekti. Sandalyeye iyice yerleşerek derin bir nefes aldı. İçerisinin sıcaklığı bedenini kaplarken keskin gözleri, şapkanın altından kadının gelmesini bekliyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Audrey E. Moreau
Biçim Değiştirme Profesörü ~ Hufflepuff B.S ~ Eğitim Müsteşarı
Biçim Değiştirme Profesörü ~ Hufflepuff B.S ~ Eğitim Müsteşarı
avatar

Mesaj Sayısı : 740
Ruh Hali :
Nereden : Paris

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Ptsi Eyl. 14, 2009 11:34 am

Rütbeniz veriliyor...

_________________

for us, days used to be ever-bright



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
LawLight Kashikato
Sihirli Yaratıkların Düzenlenmesi ve Denetimi Dairesi Başkanı
Sihirli Yaratıkların Düzenlenmesi ve Denetimi Dairesi Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 5
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
81/100  (81/100)

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Ptsi Eyl. 14, 2009 1:11 pm

İstenilen Mevki: Sihirli Yaratıkların Düzenlenmesi ve Denetimi Dairesi başkanı
RPG: Bu meslek için kurgu istiyorsanız yazayım, istemiyorsanız RP seviyesi bölümünde var..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.ucsupurge.net
James Ruby Black
Seherbaz Bürosu Çalışanı
Seherbaz Bürosu Çalışanı
avatar

Mesaj Sayısı : 45
Ruh Hali :
Nereden : Cehennemin Dibinden...

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Çarş. Eyl. 16, 2009 12:30 pm

İstenen Mevki:Seherbaz Bürosu Çalışanı
RPG:
Peter'ın
beli ağrıyordu. Koltukda uyumuştu. Ama biricik eşi yanındaydı. O ağrıyı unutturuyordu bu mutluluk. Nathalie'yi yanağından öptü. Ve aşağı adımlar atmaya başladı. Peter mutfağa yöneldi. Muggle yaşam tarzını seviyordu. Kimileri buna karşı çıksa da. Dolabı açtı. Göz gezdirdi. Dolapdaki balkabağı suyunu kafasına dikdi. Sonra eline kaymakbirası aldı ve içmeye başladı. Nathalie'nin aşağı inmesini bekledi. Mutfakdaki masaya oturdu. Sonra aklına eşine sürpriz yapmak geldi. Yerinden yavaşça kalktı. Lavaboya doğru gitti. Elindeki kaymakbirasını lavaboya döktü. Kendi kendine mırıldandı "Alkolden uzaklaşmalıyım galiba.." diye Peter...



Sonra dolaba yöneldi. Dolapta ne varsa çıkardı. Eline iki yumurta aldı. Daha önce hiç yumurta kırmamıştı. Yumurtaları birbirine sertçe tokuşturdu.Peter'ın eli vıcık vıcık yumurta olmuştu. Peter durumuna gülmekten başka bir şey yapmadı. Ardından hemen ellerini yıkadı. Tekrar işinin başına geçti. Yumurtaları tekrar eline aldı. Bu sefer yavaşça kırmayı denedi. Sonra Peter mutfak mermerini farketti. Yumurtaları kırmamıştı.Yavaşça Peter mermere vurdu yumurtaları. Başarmıştı. Sonra hemen tava çıkardı en üst rafdan. Yağı koyduktan sonra elinin ölçüsünü kaçırdığını fark etti. Bunun farkında değildi. İlk defa yemeğe bu kadar zahmet veriyordu. Hemen yumurtayı tavanın içine döktü. Yumurtanın çok pişmesini beklemeden altını kıstı ocağın. Peter "Müthiş görünüyor..." dedi kendi kendine yine. Masayı donatmıştı. Nathalie'nin sağlığına dikkat etmesi lazımdı. Peter dolapdan süt çıkardı. Eline bir bardak aldı ve sütü koydu. Ardından sütün yanınada balkabağı suyu koymuştu.
Nathalie'nin süt sevip sevmediğini bile bilmiyordu Peter. Tedbirini
almıştı şimdiden Peter.. Ve kendinede balkabağı suyu koymuştu. Ardından
Peter ayakda dikilip Nathalie'yi bekledi.. Nathalie merdivenleri yavaş
yavaş aşağı inmeye başladı. Peter arkası dönüktü ve biraz sarhoş olduğu
için hiç takırtı sesi duymadı. Nathalie kollarını Peter'ın omzuna
doladıktan sonra yavaşça kulağına doğru fısıldadı... "Aşkım , seni gerçekten çok seviyorum !" diye... Peter'da aynı şekilde karşılık verdi Nathalie'ye ve aceleci bir şekilde "Artık başlayabiliriz sanırım?" dedi.Peter'ın yüzü karısına adeta gülücükler saçıyordu. Nathalie'ye masasına oturmasında yardım etti Peter. Nathalie itinayla yerleştirilmiş çatalla yumurtanın tadına baktıktan hemen sonra "Mmm . Muhteşem olmuş bitanem" dedi.


Peter'ın bu güzel lafa karşılığı bir gülücük oldu. Nathalie'nin midesi bu sıralar çok bulanıyordu. Peter çok şüpheleniyordu bu duruma.Nathalie çatalı masaya bırakıp eline peçete alıp iyice dudağını kenarlarını sildi. Hemen lavaboya doğru koştuktan sonra Peter'da ne olduğunu anlamak için hemen yemeğini yarıda kesip Nathalie'ye bakmaya gitti. Lavabonun kapısı kitlenmişti. Peter şüphelendi kapıyı 1-2 kez tıkladıktan sonra "Hayatım iyi misin?" dedi. Nathalie Peter tam asasını almaya koşarken "İyiyim tatlım. Sen aşağıya in ben geliyorum... " dedi. Peter'ın düşündüğü şey mi oluyordu acaba Nathalie hamile olabilir miydi? Birden o yaşadıkları ilk gece geldi. Peter hemen aşağıya indi. Balkabağı suyunu yudumlamaya başladı. Ayağını hareket ettiriyordu. Ritim tutarcasına... Nathalie'nin adımları inmeye başladığı merdivenlerin gıcırtılarını fark eden Peter hemen koştu ve Nathalie'yi kucağına alıp dudağına sevecen bir öpücük kondurdu. Peter romantik olmayı başarabiliyor muydu daha bunu bilmiyordu. Hafifbelli etmeden kıkırdadı. Nathalie'yi hemen koltuğa oturtturdu... Peter bardağa su doldurup geldi. Nathalie'ye bardağı uzattı. Ve yanına oturdu. Ve biraz konuştuktan sonra yatak odalarına çekildiler...

*Gece 01.00 Suları


Peter malikanesinin bahçesinde yere 2.80 uzanmıştı. Bahçede tık yoktu.
Paris'in bu kadar sessiz olabildiğine inanamıyordu. Peter bahçeden hışırtı sesleri duydu. "Kelley sen mi geldin canım?" dedi. Evet ikiz kız kardeşi Kelley gelmişti ama yanında biri vardı evet bu o ukalaydı. Peter bu adamla düello yapmıştı ancak hala adını öğrenememişti.Hemen adamı yakasından tutarak "Ne işin var senin burda? Hele ki benim bahçemde!" diye bağırdı... Kelley abisinin önüne geçti. "Abi o benim sevgilim!" dedi.Peter şaşkınlık içerisindeydi Bu adamla kız kardeşini hayal bile edemiyordu. D'Nile'lara bir ölüm yiyen damat gelecekti inanılmaz birşeydi. Peter bunu kabullenemiyordu bir türlü... "Merhaba... Tanışma fırsatımız olmamıştı ben Ric." dedi ve el uzattı. Ama Peter adamın elini havada bıraktı... Sonra Kelley banka oturdu. Ve Peter yine Ric'i terslemeye başlayınca Kelley aniden kalktığında bir frikik verdi Ric'de o frikiğe tip tip bakmıştı Peter bunu farkedince daha bi sinirlenmişti. Peter Kelley'în mutlu olmasını istiyordu tabikide ancak bu ölüm yiyenle tehlikede olacaktı hep Kelley... "Abiciğim. Seni ne kadar çok severim bilirsin. Ancak seni sevdiğim kadar olmasa da Ricc'e aşık oldum. Ve abi şey, abi biz evlenmeye karar verdik." dedi.Kelley Peter'dan korkuyordu. Abisine güven vermek için Ric'i dudağından öptü ve Peter birşey diyene kadar öpmeye devam etti. Ric'e güvenemiyordu Peter. O ölüm yiyendi. Peter Kelley'i emin ellerde tutmak istiyordu. Onu bir ölüm yiyenle görmeye dayanamazdı. Kelley eski bir seherbazdı. Bunu nasıl kabul etti şaşırmıştı Peter. Peter sonra gelen
cümleye şaşırdı. Ric şöyle demişti " İkizinizi görememekden çekiniyorsanız sizinle yaşayabilirim..." Peter daha evlenmelerine izin bile vermemişti ama Ric böyle bir cümle kurmuştu Peter daha fazla sinirlenmişti... Peter evlenmelerine izin vermezse Kelley'in Peter'ı bir daha görmek istemeyeceğini düşündü. O
yüzden Kelley'i yanına çekip "Senin mutluluğunu engelleyemem" dedi. Peter sonra "Unutmadan" dedi ve Kelley'in mini eteğini çekiştirdi birde göz kırptı anlamış olacağını düşündü. Ric'le Kelley birbirlerini seviyorlardı ve Peter
kendine inandıramasada bu bir gerçekti... Kelley'i çok kıskanıyordu
Peter bu yüzden Ric'i Kelley olmasa burada öldürebilirdi. Ric'e o sinsi
bakışlarını attıktan sonra içeri girip onları başbaşa bıraktı Peter.
Kızgın bir şekilde Peter mutfağa girdi ve buzdolabına sert bir şekilde
yumruk attı. Sonra o yumruk attığı buzdolabına yaslanarak yere oturdu.
Ve hüngür hüngür ağlamaya başladı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Audrey E. Moreau
Biçim Değiştirme Profesörü ~ Hufflepuff B.S ~ Eğitim Müsteşarı
Biçim Değiştirme Profesörü ~ Hufflepuff B.S ~ Eğitim Müsteşarı
avatar

Mesaj Sayısı : 740
Ruh Hali :
Nereden : Paris

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Perş. Eyl. 17, 2009 9:26 am

LawLight Kashikato ve James Ruby Black, alındınız. Rütbeleriniz veriliyor.

_________________

for us, days used to be ever-bright



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Santos Jacob Poulsen
Sihirli Kanun Yürütme Timi Başkanı
Sihirli Kanun Yürütme Timi Başkanı


Mesaj Sayısı : 17
Ruh Hali :
Nereden : Diagon Yolu

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Çarş. Kas. 25, 2009 2:34 am

MEVKİİIdeaİHİRLİ KANUN YÜRÜTME TİMİ BAŞKANII

RPG:


Çok zor bir gündü evraklarıma kanun yazıyrodum her gün aynı şey geçen gün Marco ile beraber Einjher Bar'da içtiğim o güzel Ateşviskisini özlemiştim en kısa zamanda Marco ile tekrar oraya gitmeliydik.Kanunları yazmaya başladım:
1.Öğrenciler ve 6.Sınıfı doldurmamış olanlar(yani bitirmemiş olanlar)Göl Kenarına ve Yasak Orman'a gidemezler.
2.Deathbiota büyüsünün kullanımı profesör olsun,öğrenci olsun yasaktır.
3.Avada Kedevra ve Crucio lanetlerinin yapımı yasaktır.
4.Birinin içindeki iblisi çıkarmak için belirli profesörlerden ve
bakanlık kişilerinden yardım isteyiniz tek başınıza iblisi öldürmeye çalışmayınız.
5.Morspotion zehir büyüsünün yapımı yasaktır.
6.Elen Wanva büyüsü yapılması sonucunda kişinin ölmesi veya kişinin başka bir zamana hapsedilemesi söz konusudur bu yüzden bu büyü yasaklanmıştır.
Bunları yazdıktan sonra tam tamına 20 kanun olmuştu 4 kanun daha yazmak istedim:
7.İmperio büyüsünün kullanımı zorunlu olmadıkça yasaktır.(Zorunlulukta şöyledir bir Ölüm Yiyenle karşılaştınız Ölüm Yiyen size hiçbirşey söylemiyor fakat konuşturulması gerekiliyor işte o zaman bu büyü kullanılabilir konuşturulması zorunlu değilse büyüyü kullanmanız Bakanlık tarafından hoş görülmeyebilir.)
8.Legilimens büyüsünün kullanımı zorunlu olmadıkça yasaktır.[Zorunlulukta şöyledir bir Ö.Y. bir kimseye nsan olsun profesör olsun veya normal bir kişi olsun Avada Kedevra veya Crucio laneti yapacaksa o kişinin beynine girip büyüyü yapmasını engelleyebilirsiniz daha sonra adamın beynini içinden çıkıp onu bayıltmanız ve Bakanlık'a tesim etmeniz gerekir]
9.Obliviate büyüsü zorunlu olmadıkça kullanılması yasaktır[Zorunluluk şöyledir:Bir Ö.Y. yi konuşttuturdunuz ve bilgileri aldınız dha sonra bu büyüyü kullanmalı ve ona herşeyi unutturmanız gerekir]
10.Ventusun belirli kişiler dışında kullanım yasaklanmıştır.
Sonunda bitmişti.Şimdi direkmen Üç Süpürge'Ye yemek yemeye çıkmıştım.Ve sonunda bu günün bitmesine sevinmiştim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Audrey E. Moreau
Biçim Değiştirme Profesörü ~ Hufflepuff B.S ~ Eğitim Müsteşarı
Biçim Değiştirme Profesörü ~ Hufflepuff B.S ~ Eğitim Müsteşarı
avatar

Mesaj Sayısı : 740
Ruh Hali :
Nereden : Paris

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Çarş. Kas. 25, 2009 5:12 am

Kabul edildiniz. Rütbeniz veriliyor.

_________________

for us, days used to be ever-bright



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Marco Frank Ronaldo
Zümrüdüanka Yoldaşlığı Üyesi
Zümrüdüanka Yoldaşlığı Üyesi
avatar

Mesaj Sayısı : 32
Ruh Hali :
Nereden : Hogsmade(not:oyunda Kevin and Draco Ronaldo'nun amcasıyım)

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Cuma Kas. 27, 2009 4:53 am

İstenen Mevkii:Büyülü Yaratıklar Dairesi Başkanı

RPG:
Evraklara EN GÜÇLÜ 3 YARATIK'ın listesini yapıyordum ve şöyle sıraladım:
1.Lord Kobrası:
Karanlık Lord tarafından dünyaya yollanmış bir yaratıktır.Yaratığı bayıltmak için gereken büyüyü 6.sınıfta öğrenir 7.sınıfta tam yapmaya başlarsınız.Bayıltma büyüsü şudur:''ClevelandCobra's''eğer öldürmek istiyordanız Bakanlık Çalışanı,Profesör gibi yüksek rütbeli biri olmanız gerekir.Öldürme Büyüsü şudur:''Cobra Kedevra'' ama eğer o kobrayı tekrar lordun yanına göndermek isterseniz şu büyü deneyin 5.sınıfta öğrenecek ve 6.sınıfta tam yapabileceğiniz bir büyüdür:''CobraTurnLordian''bu büyüler M.Frank Ronaldo'nun eseridir.
2.Nagashakien
Bir intikam örümceğidir.Boyları Gorem'lerin boyu ile Lord Kobralarının boyu kadardır.Yer altında yaşarlar ve onları geri ortaya çıkarmak için şu büyüyü yapmalısınız:''Nagashaeurose''bu sayede bir Nagashakien uyandırısınız.Onu yeraltından çıkardığınız için sizin gösterdiğiniz kişinin onun arkadaşını öldürdüğünü sanar ve intikam almak ister ancak o kişiyi öldürdükten sonra sizide öldürmeye çalışacaktır.Sabah yeraltından çıkarırsanız görünmez olurlar ve güneş onları buharlaştırır ayrıca sabahları uyumaktadırlar bu nedenle akşam çıkarırsanız daha iyi olur.Geri yeraltına göndermek için şu büyüyü deneyin:
''Nagashaeure''.
4 saattir bunları yazıyordum çok yorulmuştum çıkar çıkmaz Domuz Kafası'na gidecektim.
3.Gorem
Goremler bir dev kadardır.ancak Lord Kobralarından küçüktürler.Bir Gorem'e sataşırsanız size ağzıyla büyük bir ses dalgası göndereceğinden veya daha zararlı birşey yapacağından emin olabilirsiniz.Yaratık hakkında pek fazla şey bilinmediği için 3.sıradadır belki Lord Kobrasından bile güçlüdür.
Sonunda bitmişti 4 saatlik yazı işi.Hemen bir yemek için Üç Süpürge'ye doğru yola çıktım ondan sonra Domuz Kafası'na gidecektim.



KISA OLDUĞU İÇİN ÖZÜR DİLERİM FAKAT AKLIMA BİRŞEY GELMEDİ.
NOT:HEM Z.A.Y'DAN BİRİ HEMDE BAKANLIK ÇALIŞANI OLMAK İSTİYORUM KABUL EDERSENİZ SEVERİM
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Audrey E. Moreau
Biçim Değiştirme Profesörü ~ Hufflepuff B.S ~ Eğitim Müsteşarı
Biçim Değiştirme Profesörü ~ Hufflepuff B.S ~ Eğitim Müsteşarı
avatar

Mesaj Sayısı : 740
Ruh Hali :
Nereden : Paris

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Paz Kas. 29, 2009 12:24 pm

Başvurunuz kabul edilmiştir. Rütbeniz veriliyor.

_________________

for us, days used to be ever-bright



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jonas Big Show
Sihirli Oyunlar ve Sporlar Dairesi Çalışanı
Sihirli Oyunlar ve Sporlar Dairesi Çalışanı
avatar

Mesaj Sayısı : 8

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   Çarş. Ara. 30, 2009 7:25 am

İstediğim Mevkii:Sihirli Oyunlar ve Sporlar Dairesi


RPG:
Yine işimin başındaydım ve üzerime tam oturmayan ve dar gelen takım elbisem beni rahatsız ediyordu hemde çok fazla evraklarım geldiğinde hizmetkarım:Efendim evraklarınızı getirdim.Bende ''güzel!'' anlamında başımla onayladım ve koltuğuma oturdum ve yazmaya başladım Quidditch hakkında yazabildiklerimi ve yazdıklarım 1-2 satıra sınır bulmadı ve yarım saat boyunca bununla uğraştım sonunda bitirmiştim ve seviniyordum çıkar çıkmaz kendime yepyeni bir ceket alacaktım fakat sevincim boşaydı Sihir Dünyasındaki tek spor Quidditch değildi ve sevincim birden üzüntüye dönüştü ve devam ettim:
2-Equiitcj:
Diagon Yolu ile Hogsmade sınırında cesur ve soğuk kanlı kişilerin oynadığı bir spordur ve bu spordaki amaç Quidditch'teki gibidir fakat Quidditch'ten farklıdır Squijla adında bir topu yakalamanız gerekir ama aynı zamanda 40 farklı Quassle'dan kaçmanız gerekir Quassle ara ara yanlarından ateş çıkaran ve çok sert olan Quaffle'Den tonlarca kat sert olan birtoptur kafanıza bir Quassle darbesi aldığınızda hafızanızı kaybetme ihtimaliniz oldukça yüksektir ve bu stad oldukça yüksektir ve süpürgeyle uçanlarda bulutların olduğu yere kadar uzanır Squijla her türlü toptan daha hızlıdır ve yakalamaya çalışan kişiyi şaşırtıp yere düşmesini sağlayabilir bu sporda fazlasıyla koruyucu kıyafetler giyersiniz ve çocukların böyle bir sporu oynaması tamamiyle yasaktır bu nedenle okullarda bu sporun sahası olmaz ve bu takımların küçükler takımıda olamaz en ünlü Equiitcj takımı Orton Boys takımıdır ve en ünlü Equiitcj stadyumu Orton Equiitcj Stadium adlı Orton Boys takımının stadyumudur.
3-Orton:
Orton harika bir spordur ve ayrıca havada uçulmayan bir spordur minik bir topu Jeja denilen basketbol potasından daha uzun bir potaya atmak olan Neja adlı bir toptur fakat futboldaki gibi yerden atarsanız Fuul(Gol demektir bu oyunun nerede oynandıığı bilinmemektedir fakat yeraltı stadyumlarında oynanmaktadır)atabilirsiniz 3lük,5lik,2lik ve 1lik Fuul'lar vardır oyuncular:
3 Fuul Atıcı(Geri-ön olmak üzere)
2 Fuul Hazırlayıcı(Geri-ön olmak üzere)
1 Kurtarıcı
3 Gönderici
Fuul Atıcı:Fuul Atıcıları adındanda anlaşıldığı gibi Fuul atmaya çalışan en öndeki kişilerdir ve ön fuul atıcıları önde arka fuul atıcıları arkada durur fuul atıcıları ile fuul hazırlayıcıları uyumlu olursa maçı kazanma ihtimaliniz yüksektir.
Fuul Hazırlayıcı:Fuul atmaları için atıcılara topu atarlar ve geride ve önde duran farklı hazırlayıcılar vardır.
Kurtarıcı:Topun potaya girmemesi için hemen potanın önünde durur.
Gönderici:5lik atıcılarda denebilir.
Sonunda bittiğine sevinmiştim bu yorgunluğun ardından doğru Meksika'ya uçtum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tessa Miriam Winchester
Seherbaz Bürosu Çalışanı
Seherbaz Bürosu Çalışanı


Mesaj Sayısı : 1

MesajKonu: Tessa Miriam Winchester   Cuma Ocak 15, 2010 2:58 pm

Başka bir sitede yaptığım rp.

Mevki: Seherbaz

Mary karanlık bir oda da açtı gözlerini. Tahta bir zeminde yatıyordu. Üşümüştü. Her tarafı ağrıyordu. Ayağa kalmaya çalıştı. Ama yapamadı. Birileri onu bağlama büyüsüyle bağlamış olmalıydı. Tek yapabildiği, hiç bir şey görmeyen gözlerini oynatabilmekti. Aynı zamanda korkuyordu. Bu belirsizlikten korkuyordu. Etrafta ne bir ışık, ne de bir ses vardı. Hiç bir yaşam belirtisi yoktu. Mary silkinmeye çalıştı, bunun boşuna bir çaba olduğunu bile bile. Derken bir ses duydu. Tahta zemin gıcırtısı. Uzaktan geliyordu. Ama gittikçe şiddeti artıyordu. Anlaşılan sesin sahibi Mary'e doğru yaklaşıyordu. Mary'nin kalbi hızlıca atmaya başladı. Anahtarın kapıda dönerken çıkardığı sesi duydu. ''Sanki donmuş bir haldeyken bir yere kaçabilirmişim gibi bir de kapıyı kitlemişler üzerime.'' diye düşünürken kapı açıldı. Karanlık oda bir anda loş bir hal aldı. İçeri giren ışıktan Mary'nin gözleri kamaştı. İlk anda bir kaç silüet gördü. Kaç kişi olduklarını sayamadı. Kapıda bir adam, adamın arkasında da bir kaç kişi duruyordu. En öndeki adam Mary'e yaklaşmaya başladı. Diğerleri kapıda beklemeye devam ettiler. Adam ''Diffindo'' dedi ve Mary kendisini saran iplerden kurtuldu. Hemen ayağa kalkmaya çalıştı. Fakat bu girişimi başarısız oldu. Kaskatı kesilmişti çünkü. Mary kendisini toplamaya çalışırken, yabancı adam alaycı bir tonda konuşmaya başladı.

''Mary Elizabeth Winchester'' Konuşurken oda da dönüp duruyordu.
''Sonunda tanışıcağımız için ne kadar mutlu olduğumu anlatamam.'' Durdu ve bir süre düşünürmüş gibi yaptı. ''Gerçi ben seni tanıyorum, sende beni hatırlarsın ama daha önce karşılıklı konuşma fırsatımız olmamıştı. Tabi sen o sırada başka şeylerle ilgileniyordun.''

Mary adamın söylediklerini dikkatli bir şekilde dinliyordu. Bu adam kim olabilir diye düşünüyordu.

''Yüzüme bak hatırladın mı?'' adam yüzünü Mary'e doğru yaklaştırdı. Ve Mary beklemediği bu hareket karşısında irkilerek geri çekilmek zorunda kaldı. Mary'nin tepkisine odadaki insanlar gülmeye başladı. Liderleri konuşmaya başlayınca hepsi birden sustular.

''Çağrışım yapmadı mı?'' Mary'den bir cevap alamayınca da ''O zaman şöyle anlatayım: Bundan iki yıl önce sen Seherbazken, bir gece bizim karargaha baskın yapmıştın. Tek başına. Bizi hazırlıksız yakalamıştın tabi. Yoksa... Neyse, ordaki büyücü ve cadıların yarısından çoğunu Azkaban'a yollamıştın. Diğerlerini de öldürmüştün. İşte ben ordan yaralı kurtulan ve Azkaban'a yolladığın, ayrıca hamile karısınıda acımadan öldürdüğün kişiyim. Şimdi hatırladın mı? Bu akşam kaçtım ordan. Ve çıkar çıkmaz da seni buldum. Görülecek bir hesabımız var çünkü. Yarım kalmış bir hesap.''

Mary adamı hatırlayamamıştı ama o geceyi hatırlıyordu. Onları yakalayıp Azkaban'a yollamıştı. Kendiyle hep gurur duymuştu bu yüzden. Ama doğmamış, masum bir bebeği öldürdüğünü bilmiyordu. Bilseydi o kadını öldürür müydü? O gece öldürdüğü kişiler ona büyü yapmak istemişlerdi. Lanetli büyüyü. Mary'de kendisini savunmuştu sadece. Yine de vicdan azabı çekiyordu. Kendisini savunması masum bir çocuğu öldürmüş olduğu gerçeğini haklı çıkarmıyordu.

''Ben bilmiyordum. Özür dilerim. Gerçekten şu an ne kadar üzgün olduğumu anlatamam.''


''Özür mü diliyorsun? Bu özrün karımla doğmamış çocuğumu geri getirebilecek mi?''

''Gerçekten çok üzgünüm. İnan bana.'' Mary gözleri yaşlı bir şekilde söylemişti sözlerini. Az önce öğrendiği gerçek kaldırabileceğinden çok fazlaydı.

Mary'nin gözyaşlarını fark eden Ölüm Yüyen iyice sinirlendi. ''Küçük bir çocuk gibi karşımda ağlama. Yarım kalan bir hesabımız var demiştim. Düello yapacağız.''

Mary kendine gelmeye çalıştı. Ölüm Yiyen düello istiyordu. Burdan çıkmanın tek yolu bu düelloyu kazanmasıydı. Göz yaşlarını sildi, derin bir nefes aldı ve düello teklifini kabul ettiğini belirtti.

''Asamı verin başlayalım.''

Mary'nin bu sözüne adam güldü. ''Sen beni aptal mı zannettin? O akşam bize saldırdığında biz asalarımızı kullanabildik mi? Şimdi sen de asasız savaşmak zorundasın!'' Adamın cevabı Mary'nin afallamasına neden olmuştu. ''Asasız savaşmak mı?'' diye düşündü. İşte şimdi gerçekten korkmaya başladı. Ama yapabileceği başka bir şey de yoktu. Bu adam her şekilde onu öldürmeye kararlı gözüküyordu. ''Ölürsem savaşırken ölürüm. Asasız... '' diye geçirdi içinden.

Grubun içinden biri Mary'i kollarından tuttu. Hepsi birlikte aşağı inmeye başladılar. Bir kat indiler. Sola döndüler. Ev harabeydi. Her tarafı yıkık döküktü. Sonra bir odaya girdiler. Salon olmalıydı burası. Salondan dışarıya açılan bir kapı vardı. Muhtemelen bahçeye çıkıyorlardı. Kapıdan geçtiler. Mary kendini bahçede, düello alanında buldu. Adam Mary'i bahçenin ortasına fırlattı. Bu sırada Mary plan yapmaya başlamıştı bile. Büyük bir bahçeydi. Arkasına saklanacak bir sürü de ıvır zıvır vardı. Belki de buna gerek kalmazdı. ''Birinin asasını kapabilirsem işte o zaman bir şansım olabilir.'' diye düşündü.

Adam Mary'nin karşısında yerini aldı. Mary'nin beklemekten ve kendini az sonra hissedeceği acıya hazırlamaktan başka yapabileceği bir şey yoktu. Diğer insanlara döndü arkasını, böylece rakibi onu fırlatırsa eğer insanların üstüne düşecek, birisinin asasını alabilecekti. Ve rakibi tam da beklediği büyüyü haykırdı.

''Expelliarmus!''

Mary büyünün etkisiyle geriye doğru savruldu. Canı beklediğinden de çok yanmıştı. Ama başrmıştı. Ayarladığı gibi diğer büyücülerin üstüne düşmüştü. Bu fırsatı kullanmalıydı. Ayağa kalkarken en yakınındaki büyücünün asasını çaldı. O kadar hızlı hareket etmişti ki kimse fark etmemişti. Eline geçirdiği asayı kolunun altına sakladı. Ağır adımlarla rakibine doğru gitmeye başladı. Karşı karşıya geldiklerinde adam hiç beklemeden ''Stupefy!'' diye bağırdı. Ama Mary rakibinden önce davranmıştı. Giysinin altına sakladığı asayı çıkarıp büyülü sözcükleri söylemişti. ''Protego!'' Yaptığı Kalkan büyüsüyle Mary, Sersemletme büyüsünü son anda engelledi. Rakibinin yaptığı büyüde kalkandan sekerek sahibine zarar verdi. Şimdi sırada diğer büyücüler vardı. Onlar daha ne olduğunu anlayamadam Mary bir başka büyüyü haykırdı.

''Aresto Momentum!''

Zaman büyücüler için yavaşlamıştı. Mary bu esnada büyücülere ''Petrificus Totalus'' büyüsünü yaptı. Hepsinin etkisiz hale geldiğinden emin oldu. Çok beklemesine gerek kalmadan zaman büyüsü etkisini yitirdi. Ve ayakta olup 'Petrificus Totalus' büyüsüne maruz kalan büyücüler bir anda büyük bir gürültüyle yere düştüler.

Eserine gururla ve üzüntüyle baktı Mary. Ölüm Yiyenlerin hepsi yere serilmişti. Ama öğrendiği gerçek canını çok acıtıyordu. Bir çocuğu öldürmüştü. Ve bu gerçekten habersiz iki yıl yaşamıştı. Ağır adımlarla Ölüm Yiyenin yanına gitti. Dizlerinin üstünde eğildi. ''Donmuş olsanda beni duyduğunu biliyorum. Sana tek söyleyebileceğim verdiğim acılardan dolayı özür dilemek olacak. Beni affetmeni istemiyorum. Sen beni affetsende ben kendimi nasıl affedeceğim bilmiyorum. Sadece anlamanı istiyorum. Sizler Ölüm Yiyendiniz. Ben de Seherbaz. Görevimi yapıyordum. Eğer bilseydim... Yapmazdım... İnan. Özür dilerim. '' Söyleyeceklerini bitiren Mary, Ölüm Yiyenin yanından kalktı. Bakanlığa haber vermesi gerekiyordu. Patronus yollamayı denedi.
''Expecto Patronum'' diye kısık bir sesle büyü yapmaya çalıştı. Ama ağlıyordu. Bu şekilde patronus yollayamazdı.
Bakanlığa başka bir şekilde haber vermeye karar verdi. Burdan evine cisimlenecek. Baykuşuyla beraber bir mektup yollayacaktı. Olanları anlatan bir mektup. Son kez Ölüm Yiyene ''Özür dilerim...'' dedikten sonra evine gitmek üzere cisimlendi.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jonas Big Show
Sihirli Oyunlar ve Sporlar Dairesi Çalışanı
Sihirli Oyunlar ve Sporlar Dairesi Çalışanı
avatar

Mesaj Sayısı : 8

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   C.tesi Şub. 20, 2010 2:45 pm

neden haal rplerimize bakılmadıki?Sad
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Audrey E. Moreau
Biçim Değiştirme Profesörü ~ Hufflepuff B.S ~ Eğitim Müsteşarı
Biçim Değiştirme Profesörü ~ Hufflepuff B.S ~ Eğitim Müsteşarı
avatar

Mesaj Sayısı : 740
Ruh Hali :
Nereden : Paris

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   C.tesi Şub. 20, 2010 3:29 pm

İkinizin de rütbeleri veriliyor.

_________________

for us, days used to be ever-bright



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cecilia Boudlaite
Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Başkanı
 Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Başkanı


Mesaj Sayısı : 1
Ruh Hali :
Nereden : Yorkshire

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   C.tesi Mayıs 15, 2010 10:06 am

Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Başkanlığı. Kendisi uzun süredir girmemiş.


Gerçekten ama gerçekten yorucu bir gün olmuştu. Hayatında hiç bu kadar çok çalıştığını hatırlamıyordu. Basit ve ilgi çekmeyen görüntüsüyle Londra'nın merkezindeki Bakanlık girişinden sıcak ve büyük, onu bir ev gibi karşılayacağını umduğu ofisine geldiğinde gördüğü ahşap renkli kağıttan tepecikler bütün hevesini kaçırmış, yapılacak onca iş gözünü korkutmuştu. Önce bir bardak kahveyle başlamıştı. Sonra solmaya yüz tutmuş eski mi eski parşömen tomarlarını ülkelere ve önem sırasına göre ayırmış, incelemiş, rapor ve tutanaklar tutmuş sonra da bütün belgeleri klasörleyip gerekli merciilere yollamıştı. Bütün bunlar bir yana durum zaten yeterince karışıktı. Sihir toplumu iki yöne doğru dağılmaya başlamıştı. Kaybolmalar ve ölümler gittikçe artıyor, insanlar dengesiz davranıyorlardı. Ve ölüm etkisini herkesten, her şeyden çok daha fazla baskın hissettiriyordu. Öyle ki sanki her an göğsünüzün tam ortasına yeşil bir ışın saplanabilir, yere düşüp ebedi hayata gözlerinizi açabilirdiniz. Öyle ki her an düşüncelerinizi kaybedip, kötü niyetli iğrenç kişilerin kuklası haline düşebilir, sevdiklerinizi büyük bir tehlikeye sokabilirdiniz. Bakanlık ise ayrı bir dertti zaten. Sihir Bakanı delirmiş gibiydi. Ama Cecilia ona da hak veriyordu. Bütün bu karmaşa insanı kendi gölgesinden bile korkutmaya yetiyordu. Önlemler o kadar sıkıydı ki, nasıl oluyor da insanlara kötü bir şeyler oluyor, hiç kimse açıklayamıyordu. Değil bir büyücü, bir baykuş bile elini kolunu sallaya sallaya dolaşamıyordu artık. Bütün postalar ve gönderilecek eşyalar ikişer, üçer kez gözden geçiriliyor, acaba gizli bir şifreye mi sahip diye defalarca kontrol ediliyordu. Hiç kimse rahat değildi. Diken üstündelerdi ve kime güveneceklerini bilmiyorlardı.

Böyle bir sancılı gün daha geçirmiş olmanın verdiği zayıflatıcı ve güç kaybettirici manevi sisten sonra dünyanın en güçlü insanı bile bir an önce işten çıkıp kendisini kaldığı küçük küflü odadaki rahatsız yatağın üstüne atmayı iple çekerdi. Cecilia'nın da en çok istediği buydu. Cisimlenirken bile büyük bir enerji sarf etmesi gerekti. Muggle'lara görünemeyen bu küçük bar zaten hiç dikkat çekmiyordu. *Muggle olsam bile bu köhne yere bakmaya tenezzül etmem diye düşündü* Cecilia. Sonra topuklu ayakkabılarının çıkardığı tok ve yere bastığı duygusunu tatmin edici şekilde ileten seslerle küçük meyhanenin kapısını araladı. Barmene bir selam verip hemen üst kata çıktı. Durum o kadar feciydi ki, korkuluklar bile düşecek gibiydiler. Ama neyseki artık gelmişti. Yanında taşımaktan hoşlanmadığı çantasından anahtarlarını çıkarıp katır kutur seslerle kapıyı açtı. Anahtarı alıp kapıyı kilitledi ve çantasını pörsümüş koltuğun üzerine atıp üstünü değiştirmek için dolaba doğru yöneldi. Ve onu gördü. yüzü ölümden farksızdı. Muzip bir gülümsemeyle aydınlanıyordu. Bazılarına bu çekici gelebilirdi ama Cecilia biliyordu ki bu sadece iğrenç bir kamuflajdı.

"Lanet olsun!"

Birkaç dakika önce bu oda için sıcak ve kucaklayıcı denebilirdi. Hatta son birkaç günde burası Cecilia'ya izbe bir handan çok bir evi anımsatıyordu. Hiç sahip olamadığı evini... Oysa şimdi oda o kadar küçük ve soğuk görünüyordu ki! Nasıl da anlayamamıştı? Nasıl da yenik düşmüştü? Kim bilir ne zamandan beri takip ediliyor, attığı her adım izleniyordu. Çok şey bildiğini sanmıştı fakat artık bunların hibçir önemi yoktu. Bu sondu artık. Kaçınılmaz olan, istediğini almak için gelmişti. Ne bir kaçış, ne de bir savunma yarar ederdi. Sadece bir kurtuluş yolu vardı. İhanet. fakat bu ölümden de kötüydü. Boudlaire'ların hepsi Yoldaşlık uğruna canlarını vermişlerdi. Annesi bir savaşta ölmüştü, babası ise bir çatışmada. İşte bu yüzden Yoldaşlık'a geçerek onların kendisiyle gurur duymasını sağlamak istemişti. Hıncı, öfkesi,nefreti ve intikam arzusu onu buraya kadar getirmişti. Ama Cecilia bitmemişti, yol bitmişti. Sanki uzun bir koşu gibiydi ama henüz bitiş çizgisi gelmeden yol bitmişti. Gidecek, kaçacak hiçbir yer yoktu. Böyle ölmek ne kadar da onurluydu. Kutsal değerleri korurken kendini feda etmek ne kadar da zarif... Herkesin isteyeceği bir ölümdü bu. Ölümdü,çünkü sağ çıkamayacağını biliyordu. Ona istediğini verse bile kurtulamayacaktı. Zaten buna kurtulmak denemezdi. Olsa olsa ruhsuz bir hayat sürmek denirdi. Ruh Emici öpücüğü gibi...

"Merhaba"

O deniz mavisi gözlerdeki bütün duyguları sayabilirdi. Heyecan, başarıya ulaşma yolundaki özlem, mutluluk ve biraz da merak. Dudakları ise ince birer çizgi halini almadan önce yukarı doğru büküldü. Sonra da ölümcül bir doğru halinde eski haline döndü. Bunları sayabildiğine göre hala yaşıyordu. Bu da bir şeydi.

"Yerinde olsam kaçmayı denemezdim."

Kaçmak mı? Kaçamayacağını elbette biliyordu. Ayakları tek bir milim bile oynasa anında yeşil bir ışık hüzmesi ona doğru fışkıracak ve göreceği son şey büyük ihtimalle bu olacaktı. Ama cevap vermedi. Korktuğunu belli edip ona bu zaferi tattırmak istemiyordu. Sonuna kadar direnecekti. Basit ve savaşmadan ölmek iğrenç olurdu. Kanının son damlasına kadar mücadele edecekti. Kaçış ve kurtuluş yoktu ama gururu ve onuru hala sapasağlamdı.

"İhtiyar Patrick'in nerede olduğunu biliyorsun."

Bu bir soru değildi. Apaçık bir beyandı. Cecilia elbette Patrick'in nerede odluğunu biliyordu. Ama o keskin mavi gözler, gözlerinin hemen içinde gibi baktığı için bunu aklından geçirmedi. Bütün gücünü topladı. Ağırlığını sağ ayağına verdi. Başını iyice kaldırıp o tiksinti verici yüz ifadesine bakmaya zorladı kendini. Göreceği son yüzün bu olmamasını diledi sadece. Onu kurtarsınlar istedi. Fakat hayatında olmadığı kadar yalnızdı şimdi. Önünde duran, ince uzun kömür karası cüppesinden başka bir şey giymeyen beyaz tenli adam bunun kanıtıydı.

"Sana söylemektense ölmeyi tercih ederim. İki türlü de kurtuluşum olmayacak nasıl olsa."

Şiddet. Büyük bir öfke ve şiddet ruhunun bütün çakralarının etrafında nöbet tutarcasına gidip geliyordu. Aklı birçok duyguyu aynı anda yaşarken bedeni olduğu yerde sabitlenmişti adeta. Yıkık dökük ahşap renkli duvarın önünde dikiliyor, birkaç dakika sonra gelecek sonunu düşünüyordu. Konuşmadan sonra bu kadar huzurlu bir şekilde veda edemeyeceğini anlamıştı hayata. Bedeni bu karanlık gözlere büyük acılar görecek, zarar verilecek ve kirletilecek bir kukla misali bir dikili taş gibi görünüyordu elbette. O acımasız lordun karşısında duran Cecilia kırılgan ve hassas bir papatya gibiydi. Ömrü de bir çiçek kadar kısa, bir çiçek kadar hasara karşı dayanıksızdı. O zalim dudakların arasından dökülecek bir kaç pes sözcük onu sonsuz acıya mahkum da edebilir, azad da edebilirdi. Fakat merhamete ihtiyacı yoktu artık. Sanki annesi ve babası hala yaşıyorlardı. Fakat onların sıcaklıklarını kalbinde hissediyordu. Bu da ona dayanma ve saksıyı çalıştırma gücünü veren, tutunulacak en güçlü daldı. Şimdi anlıyordu artık. Hiçbir şey boşuna değildi. Boşuna ölmeyecekti o. Sadece Yoldaşlık'ı korurken değil aynı zamanda kendi saygısını da korurken ölecekti. Bazı geri kafalılar ölümün her durumda ölüm olduğunu söyleyebilirdi. Ama aradaki farkı görüyordu o. Sanki gözlerinin önünde bir kibrit çakılmıştı. Öylesine güzel bir duyguydu ki bu. Yıllardır önem verdiği ve övündüğü tek şey olan zekası bu durumda bile, böyle bir durumda bile hala onunlaydı. Belki çekeceği acılar onu kaybetmesini sağlayacaklardı ya da artık kullanılamaz hale getireceklerdi onu. Fakat ruhu el değmemiş ve ilk günkü gibi saf, temiz ve boyun eğmez bir incelikle nihayet bulup huzura kavuşacaktı.

İnsanın ellerinin titremesine neden olacak şekilde yaratılmış o mavi gözler Cecilia'nın yosun yeşili gözleriyle buluştu. Onlardan yayılan soğukluk şiddet vericiydi fakat asla korkutucu olamazdı. Artık korkmuyordu zaten. Kabullenmişti. Ölüm er ya da geç gelecekti. Şimdiki sorun şu andı. Yapması gereken her şeyi yapmalı gelmiş geçmiş en karanlık büyücüyü kandırmanın bir yolunu bulmalıydı. Ama kendisini bile inandıramadı. Evet, bir kez daha aynı noktaya ulaşmıştı. hiçbir kaçış yoktu. Ama her zaman bir savunma vardı.

Kara Lord uzun birkaç adım attı. Yatağın kenarına oturdu. Alnında derin düşüncelere daldığını gösteren birkaç küçük çizgi vardı. Onlar da bir iki saniye sonra kayboldu. Sonra yatağa yatıp ellerini kenetledi ve başının altına koydu. Siyah saçlarına vuran ışık dans etmekteydi. Kederli bir çekiciliği vardı fakat sadece kendi pis Ölüm yiyenleri için. Cecilia böyle bir güzelliğin başkasına verilmemesine isyan ediyordu. Böyle bir güzellik böyle bir kötülükle birleşmişti. Ne yazık... Ne büyük bir ziyan...

"Biliyor musun, burada sandığından daha uzun süre kalabilirim..."

Ses o kadar tanıdık ve normaldi ki. Dışardan duyan biri sanki Cecilia onu davet etmiş fakat o biraz patavatsızlık yapan bir misafir konumuna düşmüş sanabilirlerdi. Ama o anlıyordu. Cümleyi oluşturan her bir sözcükteki ölümün yansıması çok net ve kesindi. Tehlikeliydi ve bu ses tonu tehlikenin arttığını, sabırsızlanmaya başlayacağını gösteriyordu. Sonra o aşinası olunan ölümcül ses devam etti.

"...sen düşüncelerini kontrol edemeyecek hale gelinceye kadar."

Cecilia kendini tutamadı ve küçük bir tebessüm güzel yanaklarının diplerinde belirdi. Gerçekten komikti. Aklından geçenler tam da bunlardı. Ölümün sesi onları kelimlere dökmüştü sadece. Ve o sinirlenmeye başlıyordu.

"Ne. Pahasına. Olursa. Olsun..."

Birkaç adım attı ve döşemesi yırtılmaya başlamış neredeyse iskeleti belli olan küçük koltuğa oturdu. Burada rahat olan tek kişi o değildi. Madem bunu bir sohbet şeklinde yapmak istiyordu, Cecilia da öyle yapardı o zaman. Belki de onu daha çok kızdırırsa başını eğmeden ve rezil olmadan, her şeyin daha çabuk bitebileceğini umuyordu.

"İstediğini alamayacaksın. Ne yapmayı düşünüyorsun?"

Zalim yüz birden donuklaştı. Ceci'nin verdiği tepki onu şaşırttı. Böyle bir şeyle karşılaşmayı beklemiyordu. Ceci'nin kararlılığı ve dik başlılığı onun kabullendiği bir gerçekti ama sanki onun bir dostuymuş gibi konuşmaya cüret etmesi, sesinin bu kadar sakin çıkması henüz tahmin etmediği bir şeydi.

Derin düşüncelere daldığı için farkında olmadan döşemenin hücrelerini incelemeye başlamıştı. Nasıl da ağaç kabuğu renginde olduğunun, ya da aralarında birbiri ardına dolaşan grup grup tahtakurularının... Mutlak sona yaklaştıkça içini bir heyecan kaplıyordu. Heyecan ve merak öyle güçlüydü ki sanki bedeni bu duygular için zayıftı. O kadar fazlaydılar ki sanki bedeni bu duygular için küçüktü. İlk defa ölümle yüzleşecekti. Kolay değildi hani. Karşınızdaki insan birçok masum kadın ve çocuğu hiç acımadan katletmiş, Muggle'ları öldürüp sırf zevk için, hiçbir şekilde ihtiyacı olmadığı halde öldürmüştü. Cecilia da onlardan biri olacaktı. Tek farkı onun ardından üzülecek kimsenin olmamasıydı. Yalnızdı. Buna alışıktı. Bunu seviyordu da zaten. Her akşam bu köhne hana gelmeyi değil, yalnız olmayı seviyordu. Kimsenin ona karışmamasını, programlarını birine göre ayarlamamayı seviyordu. İzin günlerinde istediğini yapabiliyordu. Anında Cisimlenip Yorkshire'da memleketinin yatıştırıcı havasında baykuşlar arasında ailesinden kalan tek mülkte birkaç gün kalabiliyordu. Bakması gereken bir çocuğu veya izin alması gereken bir eşi olmaksızın istediği zaman istediği şeyi yapabilirdi. Bu özgürlük o kadar güzeldi ki, ölmeden önce onu yaşayabildiği için kendsiini çok şanslı hissediyordu. Zarif tırnaklarını yavaşça koltuğun kolundaki döşemeye sürttü. Çıkan küçük ses kaşıma sesi gibiydi. Bir tik gibiydi bu. İstemdışı bir hareket. Eli ne zaman boşta kalsa hep aynısını yapardı. Avuçlarının boş olmadığını, parmaklarının bir şeyle uğraştığını bilmek insana ister istemez ben-çok-gereksiz-bir-insanım hissinden uzaklaşma fısatı veriyordu. Çıkan ses Karanlık Lord'un da dikkatini çekmiş gibiydi. Yüzünde çarpık ve etkileyici bir gülümsemeyle başını ona çevirdi. Gözleri yeniden buluştu. Karanlıklarla dontılmış zalim beden yerinden kalkıp aralarındaki mesafeyi mide bulandırıcı bir kibarlık gösterisiyle kapatıp Ceci'nin tam önünde durdu. Dudakları yine muzip bir gülümsemeyle aralanıp yukarı doğru kıvrıldı. Ceci'nin omuzlarından aşağı doğru kayarcasına inen koyu renkli saçlarından bir tutam alıp zayıf ve ölmüş parmaklarının arasında gezdirdi.

"Ne yapmayı düşünüyorum...? İnan bana bu konuda senden fazlasını bilmiyorum. Belki de sadece bekleyip görmeliyiz, ne dersin?"

Cecilia başını kaldırmaya fırsat bulamadan müthiş bir sarsıntıyla koltuktan yere fırladı. Başı öylesine dönüyordu ki oda bulanıklaşmıştı. Midesi bulanmaya yanağı karıncalanmaya başlamıştı. Dolgun kırmızı dudağında ise bu beklenmedik tokatın bir gölgesini hissediyordu. Koyu kırmızı, şarap rengi kıvamlı bir sıvı çenesine yaklaşmak üzereydi. Ağırlığını sol eline verip doğruldu ve sağ elinin tersiyle çenesindeki kanı sildi. Elleriyle ayağa kalkıp yavaşça birkaç adım geriledi. Karanlık Lord'un ona sadece zihinsel değil, fiziksel bir acı vereceğini tahmin etmiyordu. Gülmeye başladı. İsterik bir sinir krizi geçiriyordu besbelli.

"Bekliyorum. İstediğini almandansa burada, bu köhne han odasında senin tarafından öldürülmeyi tercih ederim. Bu senin ne kadar zayıf olduğunu bir kez daha kanıtlar. Umarım sonsuza dek yanarsın!"

Birkaç kahkahanın ardından tekrar çömeldi. Bu beklenmedik hareket gururunu incitmişti. Küçük düşürülmüşlük ve onurunun kırılması gözlerinin yanmasına neden oldu fakat güçlü durmalıydı. Hiçbir zayıflık belirtisi göstermemek için utandığı sıcak gözyaşlarını geriye itti. Şimdi ölmek ne kadar da huzur verici olurdu...

Acı artık düşman değil de her zerresini doruğuna varılamayan bir zevkle saran ve iliklerine kadar kavuran bir dosttu. O kadar büyüktü ki ağlamak asla bu zararı hafifletemezdi. Kendisini öyle yok hissediyordu ki sanki git gide saydamlaşıyordu. Bu acı onun her bir parçasının içine sızıp onu an be an yok olmaya daha da çok yaklaştırıyordu. Varlıkla yokluk arasındaki o ince çizgide yaptığı istem dışı yolculukta gözleri bulanıklaşıyor, nesne algısı zayıflıyordu. Bu acıyı, tarif edilemez bu acıyı biliyordu. Daha önce tatmıştı onu. Yasak ağacın meyvesi gibiydi. Bir yanı zevkliydi. Kendi varlığının hala hayatta olduğunu, hala canlı ve sağlam olduğunu hissettiriyordu. Madalyonun diğer yüzünde ise ölümü iple çeken, onu eskiden en yakın olduğu en candan arkadaşı gibi isteyen biri vardı. Göz bebeğine bile vuruyordu bu acınası zayıflık belirtisi olan duygu. O kadar yanlışlar yapmıştı ki. O kadar tedbirsizdi ki. Ve elbette onu seçme nedeni... Yoldaşlık'ın hizmetinde o kadar büyük büyücüler varken neden onu seçmişti? Neden Cecilia? Aslında bu cevabı biliyordu. İçlerinde en göze batan kendisiydi. Genç yaşındaki bu başarısı herkesin ilgisini çekmişti. İş söz konusu olunca hiçbir sevgi bağını önemsememişti. Makam ve mevki sabihi olma hırsı gözlerini kör etmişti. Azmiyle gelmek istediği noktaya gelmişti. Ancak artık ne hırs ne de azim ona yardım edebilirdi. Bunca kör noktanın arasında bile o kötülüğün evrende şekil bulmuş hali olan, beyaz hatları yoğun sisi andıran vahşi bir cazibeyle süslenmiş olan yüz hatlarını seçebiliyordu. Daha Cecilia'yla işi bitmemişti. kendi iç savaşını kazanma mücadelesi verirken o kemik ve üzerine bir dirhem et tutturulmuş beyaz siluet merakla ona bakıyordu. Onları geri itme çabalarına itaatsizlik edercesine direnen gözyaşı seline galip gelmesi onu şaşırtmıştı anlaşılan. Rakibinin bu kadar uzun bir direniş göstereceğini ummuyordu besbelli. Onu da hemen iradesi kırılabilen güçsüz ve sadakatsiz bir böcek gibi ezebileceğini düşünüyordu. Ama yanılmıştı. Ceci de bunu göstermek istercesine yataktan destek aldıp doğruldu. Tam olarak ayağa kalkma gibi bir pozisyon değildi bu. Fakat birkaç dakika öncesindeki gibi onursuz bir şekilde yere de yatmamıştı. Çığlıklarını pes inlemelere çevirdi. Böylesi daha iyiydi. Her şeyi yapardı. Her şeyi yapabilirdi... Yeter ki şu acı bir bitse, yeter ki aydınlığa kavuşsa...

Yapılması gereken o kadar çok şey vardı ki daha. Görmediği yerler, gördüğü fakat tadına doyamadığı yerler... İşi gereği birçok yere gitmiş, dünyanın en bilinmedik ülkelerine dahi yolculuk yapmıştı. Bu yolculuklar ona dünyanın ne mucizevi bir yer olduğunu göstermişti. Özellikle tek bir yeri özlüyordu. Doğduğu yerin kokusu ve havası bütün benliğini sarmıştı sanki. Ayaklarının altında bir zamanlar dolaştığı çimenleri hissedebiliyordu. Bu muhtemelen bir daha mümkün olamayacaktı. Mümkün olsa bile o bunun idrakında olamayacaktı. Tek bir gözyaşı damlasının akmasına izin verdi. Acısını, kederini, özlemini, umutsuzluğunu... Bütün karamsarlığını paylaştı o minicik damlayla. Pürüzsüz teninden aşağı aktı damla. Dudağının kenarındaki kana karıştı, tuzuyla orayı tekrar yaktı. Adamın kurtuluş yolunu tekrar etmesi kafasında yeni belirsizlikler oluşturmadı. Kararını vermişti. Hiç kimsenin onun için bu fedakarlığı yapacağını sanmıyordu. Hiç kimse onu sevmemişti. Onunla kaynaşmamışlardı. Fakat o bunu onların hepsi için yapacaktı. Beş para etmez Patrick'in kellesini kurtarmak için yapıyordu bunu. Sessiz bir iç kahkaha attı. Bu sırada hayalet el yerde duran asil asasını kaldırıyor ve ona nedenini anlayamadığı bir saygıyla bakıyordu

"Ona DOKUNMA! Buna son vermeni istemiyorum. Tekrar söylüyorum asla ve asla pes etmeyeceğim. Zaman çok değerli. Bunu biliyorsun. Onu boşuna harcama. Sana istediğini vermektense beni testereyle ikiye ayırmanı kabul ediyorum."

Sesi istediği gibi çıkmıştı. Tok ve güçlü... Yapması gerekeni yapmıştı. Ama bu gücünün son damlasına kadar tükenmesine neden olmuştu. Yatağın dibinde kaydı ve yere oturdu. Gözlerini kapatıp dudaklarını kıpırdatmadan eski bir ninniyi mırıldanmaya başladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Audrey E. Moreau
Biçim Değiştirme Profesörü ~ Hufflepuff B.S ~ Eğitim Müsteşarı
Biçim Değiştirme Profesörü ~ Hufflepuff B.S ~ Eğitim Müsteşarı
avatar

Mesaj Sayısı : 740
Ruh Hali :
Nereden : Paris

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: Geri: Alım İçin!   C.tesi Mayıs 29, 2010 1:54 pm

Rütbeniz veriliyor.

_________________

for us, days used to be ever-bright



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Alım İçin!   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Alım İçin!
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
3 sayfadaki 3 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Evapsie :: Seçim Alanı~ :: Meslek Alımları :: ♣ Sihir Bakanlığına Alımlar-
Buraya geçin: