Evapsie

Harry Potter ve RPG'nin birleştiği adres(:
 
AnasayfaKapıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İki Ruh Bir Beden Ve Bir Yabancı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Penelope M. Lewis

avatar

Mesaj Sayısı : 199
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
40/100  (40/100)

MesajKonu: İki Ruh Bir Beden Ve Bir Yabancı   Çarş. Ağus. 12, 2009 9:05 am

Rp Oyuncuları ~ Penelope ve Jacely
Kurgu ~ Hogwarts'a yolculuk sırasında tanışma


Büyük gündü bugün. Sonunda o aptal ailesinden uzun süreliğine uzaklaşıyordu. Onları görmemek cennette (ya da tercihime göre cehennem mi demeliyim?) olmaktan farksız olacaktı. Sevinçten olsa gerek erkenden uyanıvermişti. Yataktan kalkalı uzun zaman olmuştu. Bavulu hazır bir vaziyette yatağının hemen yanındaki dolabın önünde bekliyordu. Hatta kıyafetlerini bile giymişti. Haçlı bir kolye, yanlarında kurukafa desenleri olan siyah converseler ve göğüs dekoltesi olan, siyah hoş bir elbise. Elbisesinin etekleri ise yerden en fazla on santimetre yükseklikteydi. Bu onun en sevdiği elbisesiydi. Bugün de en sevinçli günü olduğuna göre, bunu giymesi gayet doğaldı. Saçına ise elini bile sürmemişti. Yataktan kalktığı halindeki saçını daima severdi. Ne karmakarışık ne de dümdüz... Tam kararında, dalgalı, hoş koyu kahverengi saçlar. Kendisi bile büyüleniyordu görüntüsü karşısında. Görünüşüyle ilgili halletmesi gereken sadece makyajı kalmıştı. Onu da aynaya gereksinim duymadan halletti. Dudaklarının rengine aşırı derecede yakın renkteki sönük bir ruj ve siyah göz kalemi... Evet, büyüleyici yüzü tamamlanmıştı artık. Göz kalemini tam masaya bıraktığı sırada, inanmadığı halde annesi olduğu konusunda ısrar eden kadın Penelope'a seslenmişti. "Pen! Hadi, geç kalacaksın. Kahvaltını et de çıkalım artık." Bundan nefret ediyordu işte. 'Pen'.. Ailesiyle samimiymiş gibi kısaltmalar kullanılması... Berbat bir histi. Hele de onlardan bu kadar nefret ederken. Umursamazca omuz silkti ve tekerlekli bavulunun tutma yerinden tutarak çekiştirmeye başladı. Bavulu yüksek sesle merdivenden indirdikten sonra kapının hemen yanına bıraktı ve mutfağa doğru ilerledi.

"Ah Pen! Yine mi satanist gibi giyindin? Bari okula giderken vazgeç şundan." Satanist... Evet, ailesi Penelope'u şu muggleların satanist dediği şeylere benzetirdi hep. Sanki Şeytan'a tapmasına gerek vardı da... Kendisine tapardı o, başka herhangi bir şeye değil. Düşüncelerinden sıyrılarak derin bir nefes aldı ve annesine(!) döndü. "Ben kendimi böyle seviyorum Elizabeth. Karışmaya hakkın olduğunu da sanmıyorum." Elizabeth annesinin adıydı. İnanmadığı bir şekilde ona hitap etmektense adıyla hitap etmeyi tercih ederdi. Tabii Elizabeth bu duruma daima sinirlenirdi. Aynen şuanki gibi... "Kaç kere söylemem gerek?! Ben senin annenim. Bana anne diyeceksin, Elizabeth değil!" Penelope bariz bir şekilde umursamadığını bakışlarıyla belirttikten sonra sofraya oturdu. Elinden geldiği kadar hızlı bir şekilde kahvaltısını ettikten sonra Elizabeth'e bakmadan koşarak odasına çıktı. Çalışma masasının üzerindeki zarfa birkaç saniye boyunca baktıktan sonra eline aldı ve tekrar koşarak aşağı indi. Elizabeth ve Martin (Penelope'un babası) kapının önünde bekliyorlardı. Penelope'un geldiğini görüp arabaya doğru ilermeleye başladıklarında Penelope da bavulunu aldı ve onların arkasından arabaya bindi. Bavulunun en üstüne koyduğu çantasını aldı ve içini açtı. MP3'ünü çıkarıp dinlemeye başladı. Önde oturan ebeveynlerini kesinlikle dinlemek istemiyordu. Neyseki çabucak varmışlardı tren garına. Araba durur durmaz bavulunu aldı ve arabadan indi. Ailesini beklemeden Peron 9 3/4'e yani Hogwarts Express'ine giden duvara doğru koşmaya başladı. Duvarla temas etmeden önce gözünü kapadı. Gözünü açtığında ihtişamlı kocaman bir tren duruyordu karşısında. Arkasına baktı, ailesi geliyor mu diye. Bir iki saniyenin ardından ailesi de gelmişti. Elizabeth'in gözlerindeki yaşlar Penelope'un dikkatini çekmişti. "Ahh.. Olamaz!" Sarılmak falan istemeyecekti değil mi? Bu kollarını açıp yaklaşma başka bir sebeptendi yani? Maalesef sarılmaydı. Penelope'un bundan ne kadar nefret ettiğini bildiği halde sıkıca sarılmıştı Elizabeth ona. Penelope içten içe onu itmek istiyordu; ama bir şey yapmadan dimdik durmayı tercih etti. Kollar gevşediğinde ise tek bir laf etmesine izin vermeden koşarak uzaklaştı yanlarından. Kulağına zar zor anlayabildiği "Sana sürekli yazağız" cümlesi gelmişti.

Trene binip kompartımanları gezmeye başladı. Çoğu doluydu. Dolu olmasa da en azından 1 kişi vardı. Penelope tam anlamıyla yalnız kalmak istiyordu. Bu sevinçli gününü mahvetmek istemiyordu. Hem, şizofren olduğu için kimse onunla iyi anlaşamıyordu. Evet, Penelope şizofrendi. Garip davranışlarından sonra ailesinin zoruyla bir psikoloğa götürülmüştü ve psikolog şizofren teşhisi koymuştu. Bir sürü ilaçlar falan vermeye çalışmışlardı Penelope'a. Ama o hiçbirini içmedi. Seviyordu bu halini. İki ruhun bir bedende olması gayet güzeldi ona göre. Yalnızlığı da seviyordu zaten. Bunları düşünürken boş bir kompartıman gördü. Hemen içeri girdi ve kapısını kapattı. Bavulunu üstteki rafa koyduktan sonra cam kenarına oturdu ve dışarısını izlemeye başladı. Aileler, sevinçli öğrenciler... Açıkçası, biraz, hatta fazlasıyla tiksinç bir manzaraydı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jacely Swéliné Mythique
Slytherin 1. Sınıf
Slytherin 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 86
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: İki Ruh Bir Beden Ve Bir Yabancı   Çarş. Ağus. 12, 2009 9:14 am

Jac ~ Hogwarts'a Yolculuk.

Kulağında müzik çalarından gelen gürültülü seslerle birlikte arkasında sürüdüğü kocaman bavuluyla yavaş yavaş yürüyordu. Heyecanı yoktu. Yeni bir okul, yeni arkadaşlıklar gerçekten iticiydi. Normal olanlar okulları için gün saymasını bugün bitirmiş erkenden trene yerleşmişlerdir bile. Anlamıyordu, iki üç ay sonra da derslerden bulanıp hemen tatile kavuşmak isteyenlerde onlardı. Resmen saçmalık!. Şarkı değişti, yerini biraz daha slov bir müzik almıştı. Adımları da ritime uygun gidiyordu.
Sinsi gözleri ise ait olduğu peronu aramakla meşguldü.
İşte sonunda aradığı peronun önünde duruyordu. İçeriye girip hayatını değiştirecekti. Artık tam bir Safkan'lığın gururunu yaşayacaktı. Bu fikirler kafasında dolanırken gülümsemesine engel olamamıştı. İstasyondan perdeyi aralamıştı, içeriye girdiğinde gözlerini gri dumanın arasındaki treni incelemesine merağını tatmin ediyordu. Çevresindeki büyücüler çoşkularını bedenlerine yansıtmış gibiydiler. Jac derin nefesi ciğerlerine doldururken bu yıl neler olup biteceğini de düşünmeye çalışıyordu. Ciğerlerine dolan nefesi kısa süre bekletip hemen geri boşalttı. Ait olduğu yer, okuluna yolculuk başlıyordu. Sıkıca tuttuğu bavulunu arkasından sürüyerek kırmızı-siyaha süslenmiş trene yaklaşıyordu. Gözlerini trenin içindeki budalalarda gezdiriyor takmazcasına ileriyordu.
Trenin içi kompartman arıyan, kırkırdayan, sarılan çocuklarla doluydu. Bir an tiksindiğini sezer gibiydi. Boş bir kompartman bulup kafa dinlemenin tam sırasıydı. Yoksa iç güdüsel davranışlarına engel olamıyordu. Eli bir kompartmanın kapı koluna uzandı. Boş olmasını ümit ederek kafasını uzattı fakat ona sabitlenmiş yüzleri görünce kapıyı hızla geri çekti. Kalabalık, kabus gibiydi!. Şansını yeniden denemek üzere yan kompartmana doğru ilerledi. İlerkerken kafasındaki tüm soru işaretlerini silmeye çabalıyordu.
Biraz önceki şekliyle kapıyı aralayan Jac, içeriye doğru bakındı. Kompartmanların gerçekten iyi olduğu söylenemezdi. Kaç senesinden kalma bir antikaydı ki bu tren? Koltuklarındaki çizikleri fark etmesi çok geç olmuyordu.
Camın kenarında bir kız vardı. Sessiz bir ortam yokmuşdu şu lanet trende! Vurdumduymazlığını ele alıp bir 'Off' çekti. Ama sonra diğer vıcık vıcık kompartmanları düşündü. Diğer kompartmanlardan daha sakin geçeceğini kestiren Jac içeriye bir adım attı.arkasından her harekesini takip ederek ilerleyen bavulunu içeriye sürüdü. Kocaman bavulu ondan daha ağırdı kesinlikle! Kızın onu fark etmesiyle, müzik çalarını kapatıp konuşmaya başladı.

' Aah! kompartmanlar çok kalabalık. Sakin olan bi bu kompartman var. Sakıncası olmaz umarım''

İzine gerek duymamıştı. Tapulu mal değildi, her büyücüye açık bir kompartmana gelip oturmuştu zaten. Bavulunu bir köşeye sallayıp kızı süzdü. Hoş ve esrarengiz bir kıza benziyordu. Yüzüne vuran güneş ışınlarıyla çıkarabildiği kadarıyla güzel bir kızdı. Kabarık, darmaduman olmuş saçlarını kurcalayarak kızın karşısına geçip sakince oturdu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Penelope M. Lewis

avatar

Mesaj Sayısı : 199
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
40/100  (40/100)

MesajKonu: Geri: İki Ruh Bir Beden Ve Bir Yabancı   Çarş. Ağus. 12, 2009 9:49 am

Ne kadar tiksinç olsa da o görüntüyü izlemeye devam etti. Sıkılmaya başlıyordu yavaş yavaş. Tren hâlâ kalkmamıştı. Sağ kolunu kaldırarak saatine baktı. Yaklaşık on dakika kadar kalmıştı. Gayet sesli bir şekilde ofladıktan sonra elini yine kucağında birleştirip dışarısını izlemeye başladı. Anneleriyle görüşemeyecekleri için -bence o yüzden- ağlayan çocukları görünce onların boğazlarına yapışmak istedi. Resmen özgürlüğe kavuştukları için ağlıyorlardı. "Salaklar" diye söylendi sesli bir biçimde. Onları bir kasap bıçağıyla lime lime edip daha sonra... Düşüncelerinin en sadistçe bölümleri bir kapı sesiyle bölünmüştü. Dişlerini sıkarak filmcilerin söylediği şekilde "slow motion" bir halde kıza doğru döndü. Penelope'un gözlerinin kendisine çevrilmesiyle kız da dikkatini Penelope'a vermişti. Kız kulaklıklarını çıkartırken Penelope'un aklına az önce düşündüğü şeyler geldi, lime lime etmek... Şimdi yumruklarını da sıkıyordu kıza belli etmeden. Kafasındaki düşünceler yüzünden kızı zar zor duyabilmişti. Anlayabildiği kadarıyla kızın sorusunu daha doğrusu soru olmayan sorusunu(?) cevapladı. "Arkanda bir ordu getirmeyeceksen oturabilirsin." Sesi fazlasıyla soğuk çıkmıştı. Garipti; ama tiksiniyor gibi çıkmamıştı. Sadece soğuk... Bir de çataldil konuşuyormuş gibi dişlerinin arasından konuşmuştu. Çataldil bilmiyordu tabii(yoksa biliyor muydu?).


Kafasının içindeki daha kötü olan tarafı bastırarak karşısına oturan kızı incelemeye başladı. Gerçekten hoş bir kızdı, inkâr edilemezdi. Kahkül ve karışık saç ona fazlasıyla yakışıyordu. Gariptir; ama kızı biraz kendisine benzetmişti. Penelope, muggleların deyimiyle tam bir 'insan sarrafı'ydı. İnsanların kişiliklerini görünüşlerinden bile çözebilirdi. Bu pek de iyilik meleği bir tipe benzemiyordu. Azcık bile olsun içinde şeytanlık beslediği belliydi. Gözünü kızdan ayırdı ve tekrar dışarıya döndürdü. Tiksinmiş gibi burun kıvırarak gözünü yine camdan ayırdı. Oraya bakmaktansa karşısındaki kızla konuşurdu daha iyi. En azından o Penelope'un midesini bulandırmıyordu. "Adını sormamda sakınca var mı?"

Aynı kompartımanda yolculuk yapacaklarsa en azından adını bilmeliydi. İyi anlaşmak zorunda değillerdi tabii.. Gerekirse(seve seve) yolculuğun sonuna kadar konuşmadan da geçirebilirdi. Ama adını kesinlikle bilmeliydi. Penelope'un takıntısı da buydu işte. Gördüğü ve görmek zorunda olduğu kişilerin adlarını öğrenmezse rahat etmiyordu. Bu arada kapıda hafif bir tıkırtı duymuştu. Hemen kalkıp kapıya gitti, kimse girmesin diye tutmayı düşünüyordu. Ama kapının yanına gittiğinde üstünde kilit olduğunu farketti. "Aptalım" diye fısıldadı sessizce. Kızın duymadığına emindi. Kendisine hakaretten hemen sonra kapıyı kilitledi ve az önce oturduğu yere oturdu. Gözü kızla peron arasında gidip geliyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jacely Swéliné Mythique
Slytherin 1. Sınıf
Slytherin 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 86
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: İki Ruh Bir Beden Ve Bir Yabancı   Perş. Ağus. 13, 2009 1:43 pm

Diğer bakındığı kompartmanlar gibi değildi. Huzur vericiydi. Sessizlikten olsa gerekti. Koltuğun yırtılmış içindeki sarımtrak sünger hemen kendini belli ediyordu. Swe ise kenarlarındaki yırtılmış eline takılan ipleriyle oynuyordu. Kızın gözlerini üzerinde hissediyordu. Karanlık gözlerini üzerine dikmiş sabitlenmiş bir şekilde Swe'ye bakıyordu. Swe ise yine vurdumduymaz tavırlarını üzerine geçirerek öylece bakınıyordu. Kızdan sonunda bir cümleye başlama hevesi gelmişti.
"Arkanda bir ordu getirmeyeceksen oturabilirsin."

Swe tıslayan sese kafasını çevirdi. İlk algılayalamıştı.
Alçak ve biraz hırıltılı ses bir iki kez beyninde yankılandı.
"Arkanda bir ordu getirmeyeceksen oturabilirsin."
"Arkanda bir ordu getirmeyeceksen oturabilirsin."
"Arkanda bir ordu getirmeyeceksen oturabilirsin."

Swe ile bu kadar ukala konuşan şu zamana kadar azdı ve haddini de yeri geldiğinde bildirmişti. Eğer bu kızda o sümüklülerdense elinden geleni yapacaktı elbet. Buna hiç bir zaman hayır demeimşti. Ki demez de. Ama bu kız diğerlerine göre biraz asilliği vardı. Oturmasını kalkmasını bilen birisine benziyordu. Yanılıyor muydu? Ah gerçekten sanmıyordu. Öfkesini yatıştırırken ciğerlerinde tuttuğu nefesi verdi ve kafasını kaldırıp çatık kaşlarının arasından kıza baktı.
' Bııır! Ordu mu? Hmm. Benden intikam almak için gelen orduyu bahsediyorsan evet onun için söz veremem ama fazla cangıl cungul sever yanım yoktur. Hepsi tiksinti.''

Sakin konuşmaya çalışsa da sesi alaylı ve sert çıkmıştı. Ordu mu? Hep beraber dolaşarak nereye varılabilir ki?. Kendin kahramanlığı elde edemedikten sonra? Sessizce düşmanının kanına giremedikten sonra? Yanlızlığın tadını çıkaramadıktan sonra? Kafaısndaki soru işaretleri hızla dolanıyordu. Şu saçma sorulara bi son verip gözlerini hafifçe kapadı. Uykusuzluktan kızaran gözleri şimdi yanıyordu. Hafifçe araladığında buz dolabı kızın cama yapışmak üzere olduğunu gördü. Camın diğer ucunda ne görüyordu ki. Kafasını ok gibi kızın izlediği yöne çevirdi, İşe yaramazların okula 'gitme!' sevincini kutlamalarıydı ama sıkıcıydı. Elindeki ipleri çeviriyor da çeviriyordu.

"Adını sormamda sakınca var mı?"

ses bu sefer daha da iyi gelmişti; kulağında çan gibi çınlayan sese benziyordu bu. Kısa ama faydalı bir nefesi aldı

'' Jac... Jacely Swéline.'' söylerken nefesini de veriyordu. Sesi gür ve onaylı çıkmıştı; özgüvenini taşıması onun için bir avantaj bile sayılabilirdi.
'Ya seninki?'
bu soruyu sormalıydı. İsimden bir şey kaybetmezdi ama öylesine sormuştu. Hassas konularından birisi değildi anlayacağınız.
Kapının tıkırdaması Jac için öfkenin patlama seviyesine ulaşmasını saylıyordu. Adımını atacak işkk kişiyi şuracıkta öldürebilirdi. ya da işkence yapabilirdi kim bilir? Kapıya ayaklanan kıza aldırmadan başını arkaya yasladı. Sadece bekliyordu. Rahatsız verici bile olsa beklemek istiyordu. Kilit sesini duyunca kafasını koyduğu yerden uzaklaştı ve gülümsemesi bu sayede ortaya çıkmıştı. Zeki bir kıza benziyordu eh buda Jac için yeterli bir yetenekti 'sayılabilir'.

' Ah evet en iyisi. Zaten iki kişi perona çok bile dimi ama?.'

Alaylı ses tonu gülümsemesinin kaybolmasıyla çıkıvermişti. kıza olan benzerliğini fark etmek uzun zamanını almıyordu. Bakışları hele...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Penelope M. Lewis

avatar

Mesaj Sayısı : 199
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
40/100  (40/100)

MesajKonu: Geri: İki Ruh Bir Beden Ve Bir Yabancı   Perş. Ağus. 13, 2009 2:59 pm

Kızdan ses işitince gözlerini onun üzerinde kilitledi. Ağzından çıkan ilk laflar, kompartımana oturmakla alakalı laflara cevaptı. Sesi alaylı çıkmıştı. Penelope kısa bir süre gözünü kapattı ve dişini sıktı. Takıntılı biri olarak kendisine karşı alaylı konuşulmasından nefret etmişti şuana kadar. Gözlerini tekrar araladığında siniri yatışıyordu. Kızın söyledikleri geldi aklına. 'İntikam almak için gelen ordu...' Yoksa bu kız, aptal aptal önüne gelene sataşan tiplerden biri miydi? Yani eşşek şakası yaparak insanlara sataşanlar... Yoksa Penelope da severdi insanlarla uğraşmayı, tabii uğraşılmaya deyebilecek kişilerse... Kızın gür sesini duyunca düşüncelerini dağıtıp tekrar ona yöneltti tüm dikkatini. Kız bu sefer adını söylemişti. Tam Penelope'a adını sorduğunda kapı tıkırdamış, bunun üzerine Penelope kapıyı kilitlemişti. Tekrar yerine oturduğunda kızın adını sorduğunu bile unutmuştu.

Dışarda bir şeye takılmıştı gözü. Garip bir şeye. Daha doğrusu bir kişiye. Gözlerini kırpıştırarak kıza doğru bakmaya devam etti. Kız yavaş yavaş trene geliyordu. Üstünde yırtık pırtık, kırmızı bir balo kıyafeti vardı. Çok eskilerden bir kişi. Bir zamanlar en değerlisiydi bu kız. Ne zamandır haber alamıyordu ondan. "Valentina..." Tıslar gibi kısık bir sesle söylemişti bunu. Sonunda geri dönmüştü demek. Tekrar manevi kardeşine geri dönmüştü... Gözlerini kıprıştırmayı bıraktı. Tek bir salisesini bile kaçırmak istemiyordu bu anın. Valentina tam camın önüne geldiğinde bu dünyanın ötesinden gibi bir sesle yerinden irkildi. Gözünü Jacely'e çevirdiğinde onun konuşmuş olduğunu farketti. Kızın cümlelerini kafasında toparlamaya çalışırken gözünü tekrar cama çevirdi. Kimsecikler yoktu. Derin bir nefes aldı ve tekrar Jacely'e döndü. "Fazla olduğunu düşünüyorsan gidebilirsin?"

Valentina'yı biranda kaybetmesinden dolayı sinirlenmişti. Bu yüzden ağzından çıkana hakim olamadı. Kızın söylediği bir şey olup olmadığına dikkat etmeden umursamazca omuz silkti. "Neyse, benim adım da Penelope Maria. Soyadımı söylememeyi tercih ederim." Evet, soyadını söylemek istemiyordu. Karşısındakinin tanımadığı biri olması yüzünden değildi ama. Evet, o da bir etkendi ama daha da önemlisi o aileden her anlamda kurtulmak istemeseydi. Ona Lewis diye hitap edilecek olması, ona hakaret edilmesinden farksızdı. Muggle babası iğrençti. Ama safkan soydan gelen annesi daha da iğrençti. Safkanların utanç kaynağıydı resmen. Annesi aklına gelince tiksinerek yüzünü ekşitti. Fakat hemen toparlanabilmişti. Yüzünü eski hale sokup umursamazca etrafa bakınmaya başladı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
İki Ruh Bir Beden Ve Bir Yabancı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Twilight'ın Esas Kızı Kristen Stewart

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Evapsie :: Hogwarts'a Gidiş~ :: Hogwarts Exrpress'i :: ♣ Kompartıman 2-
Buraya geçin: