Evapsie

Harry Potter ve RPG'nin birleştiği adres(:
 
AnasayfaKapıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 I. Sınıfların I. Bitkibilim dersi [1 Nolu Bitkibilim Serası]

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Elizabeth M. Whitmore
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
Bitkibilim Profesörü ~ Gryffindor Bina Sorumlusu ~ Müdüre Yardımcısı
avatar

Mesaj Sayısı : 355
Ruh Hali :
Nereden : Lyon-Fransa

Seviye
RP Puanı:
95/100  (95/100)

MesajKonu: I. Sınıfların I. Bitkibilim dersi [1 Nolu Bitkibilim Serası]   Cuma Ağus. 14, 2009 2:27 pm

Elizabeth gecenin huşu veren sessizliği içerisinde, ayaklarına dolanan ve gece kadar siyah pelerinin altında bitkibilim seralarına doğru ilerliyordu. Etraf o kadar sessizdi ki sadece Elizabeth’in otların üzerinde bıraktığı hışırtı ve baykuşların ötüşmeleri geliyordu kulağa. Ay ışığı tüm yolu aydınlattığı için Elizabeth çok zorlanmadan ezbere bildiği yollarda ilerliyordu. Gece tüm güzelliğini gözler önüne sermişti; yıldızlar ışıl ışıl aya eşlik ederken, Şato ayın gümüşsü, parlak ışığına bürünmüştü ve tek kelimeyle açıklanabilirdi bu manzara; göz alıcı…

Yarınki dersten önce minik öğrencilere hazırlık olsun diye seralara uğramak isteyen Elizabeth, 1 nolu seraya vardığı zama elini cebine atıp eski, demir kapıyı açacak olan ağır anahtarı çıkarttı ve kapı deliğine yerleştirdi. Kapı büyük bir gıcırtıyla ardına kadar savruldu ve bitkibilim serası karanlık, sürprizlerle dolu haliyle ortaya çıktı. Elizabeth sağ elindeki asasını savurarak “Lumos maxima!”, dedi zor duyulan, fısıltıya yakın bir sesle. Etraf gümüşi, parlak bir ışıkla dolar dolmaz içeri girdi Elizabeth ve ardından kapıyı kapatıp adamotlarının bulunduğu kısma yöneldi

Saksılarının güvenli ve huzur veren ortamında, normalde delicesine kıvranan adamotları sakince duruyorlardı. Sadece mora çalan yeşil püskülleri görünüyor ve arada bir açık pencereden sızan ince rüzgarla sallanıyorlardı. Gecenin verdiği rahatlıkla ateş böcekleri adamotlarının üzerinde serbestçe geziniyor, ışıklarını adamotlarının üzerine yansıtarak onların da ışıldamasını, yıldız gibi parıldamasını sağlıyorlardı. “Şeytan Mumu…”, dedi Elizabeth kendi kendine. Bütün gerekenlerin yerli yerinde olduğundan emin olan Elizabeth “Nox maxima!", dedikten sonra orayı terk etti.

Seralara gelirkenki havadan daha serin olan hafif meltemler bile Elizabeth’in iliklerine kadar soğuğu iletiyor ve tir tir titremesine sebep oluyordu. Bir an önce sıcak şöminenin yandığı, rahat ve sevimli odasına varmak için can atan Elizabeth hızlı adımlarla şatoya vardı. Büyük salonun yanından geçerken, oradaki panoya elindeki duyuru kağıdını astı. Üzerinde öğrencilerin sabah kahvaltıya giderken okumaları için;
<<BUGÜN YAPILACAK OLAN 1. SINIFLARIN İLK BİTKİBİLİM DERSİ, 1 NOLU BİTKİBİLİM SERASINDA OLACAKTIR.BÜTÜN BİRİNCİ SINIFLARA DUYURULUR!>>
yazıyordu büyük, dikkat çekici ve ışıldayan bir yazıyla.

Elizabeth odasına varır varmaz içini bir tatlı huzur kapladı sıcaklıkla beraber. Odada tüten şöminenin çıtırtıları duyuluyordu sadece. Bunun dışında çıt çıkmıyordu. Çabucak yumuşak yorganın altına girmek için alelacele geceliğini giyip kendini yatağa attı. Başı kuş tüyü yastığa değer değmez göz kapakları açık tutamayacağı kadar ağırlaştı ve uyanıncaya dek açılmamak üzere kapandı.

Kışa yüz tutmuş sonbahar güneşinin soluk ışığı solgun, beyaz tenine ve gözlerine değer değmez uyandı Elizabeth. Saate baktığında daha zamanının olduğunu gördüğü için acele etmeden kalktı ve pencereye gidip o taze sabah havasını ciğerlerine doldurdu. Güneş pamuk beyazı, yumuşak görünümlü bulutlar arasından kendini ara ara gösterse de etraf aydınlanmış ve dünya canlanmıştı. Kuşlar cıvıldaşıyor, oradan oraya uçuşuyor, sincaplar içlerindeki canlılığı dallar arasında cirit atarak gösteriyorlardı. Pencerenin karşısından ayrılıp derse yetişmek için giyindi.

Hareketli merdivenler Elizabeth’i Büyük Salondaki kahvaltı eden kalabalığa kadar götürdü. Kapıdan yirmi metre uzaklıktan bile öğrencilerin sabah mahmurluğuyla yaptıkları mırıltılı konuşmalar kulağına çalınıyordu Elizabeth’in. İçeri girerken suratı gördüğü neşeli kalabalığın etkisiyle tatlı bir gülümsemeyle kaplandı. En sonunda Profesörlerin bulunduğu masaya ulaşınca bütün profesörlere başıyla selam verip oturdu ve çok acıktığını fark ederek kahvaltısına gömüldü.

Kahvaltısını bitiren Elizabeth kendini bitkibilim seralarına giden Hogwarts bahçesinin uçsuz bucaksız yeşilliğine attı. Minik patikalardan geçerken içini bir neşe dalgası sardı; dönemin ilk dersini vermenin getirdiği neşeydi bu. Bütün hazırlıkları heyecanla gözder geçirdikten sonra, onlara hazırladığı sürprizleri yerleştirmekteydi sıra. Gidip dolaplara iki gün önce tıkıştırdığı on yedi tane ‘'Bertie Bott’un Binbir Çeşit Fasulyeleri’' ni adamotu saksılarının yanlarına yerleştirdi. Öğrencileri ilk günden adamotlarından ürkütebileceklerinden endişelenip böyle minik bir hediye vermek istemişti Profesör Whitmore ilk dersinde. Bütün hazırlıkları tamamladıktan sonra kapıyı açıp yerine geçti ve sevgili öğrencilerini beklemeye koyuldu.

Kısa bir bekleyişin ardından öğrenciler teker teker gelerek sınıfı sesleriyle canlandırmaya başlamışlardı. Her gelen minik 1. sınıf önce içeri ürkek bir bakış atıp devasa bitkilere bakıyor, ardından bana bakarak içeri giriyordu. Sınıf yavaş yavaş dolmaya başlamıştı, her gelen nereye geçmesi gerektiğini kavrayınca saksıların bulunduğu uzun tahta masanın etrafına yöneliyordu. Yıllarca üzerinde çalışma yapılan ve eski püskü olmasına rağmen sağlamlığından ödün vermeyen, tahta masanın etrafında 17 minik, gözlerini benim üzerime diktiği zaman sınıfın dolduğunu anladı Elizabeth ve kapıyı asasının zarif bir hareketiyle kapatıp yüzündeki tatlı tebessümle öğrencilerine döndü.

“Günaydın Sevgili 1. sınıflar!”, diyerek başladı konuşmaya ve devamında“Önümüzdeki 7 yıl boyunca herhangi bir aksaklık çıkmaz ise sizlerle beraber Bitkibilim derlerini işleyeceğim. Adım Elizabeth May Whitmore; Hogwarts okul müdüre yardımcısı ve Gryffindor Bina Başkanıyım.”, dedi gururla. Ancak birkaç yüzün tiksintiyle dolduğunu gördüğü halde görmemezlikten gelerek konuşmasına devam etti.”Sizlere Bitkibilimin esaslarını öğretmek benim için bir mutluluk ve onurdur küçük cadılar ve büyücüler.”, dedi Elizabeth sesinde en ufak bir şaka ibaresi olmadan.

“Eveeet, uzun soluklu dersimize başlamadan önce saksılarınızın yanlarında bulunan küçük bir sürpriz ağzınızı tatlandırır diye düşündüm.”, dediği anda Profesör, tüm kafalar saksıların yanlarındaki Bertie Bott’un Binbir Lezette Fasulyeleri paketlerine çevrildi. Kimi bu durumdan oldukça hoşnuttu ve pakete adeta saldırırcasına açıyordu; kimi ise açtıktan ve ağzına bir tane attıktan sonra yüzünü buruşturup paketi kapatıyordu. Elizabeth küçük bir kahkaha attıktan sonra “Bin Bir Lezzette oldukları çok doğru. Ben henüz beş yaşında bir cadıyken arkadaşım ‘Sır Tadında’ yediğine yemin etmişti.”, dedi iri, buz mavisi gözlerini daha da kocamanlaştırarak. Ardından “Ben de sonrasında, inanıp art arda on kutu Bertie Bott yemiştim. Tabi karşılaştığım onca tattan hiçbiri o aradığım ‘Sır Tadında’ değildi ve hayal kırıklığı yüzünden o gün bu gündür hiç yememiştim. Ancak birkaç küçük şekerlemenin zararı olmaz değil mi?”, diyerek göz kırptı ve ağzına bir tane şekerleme attıktan sonra “Imm, brokoli tadında. Ehh o kadar da kötü değil.”, dedi muzip bakışlarla gülümserken. Öğrencileri de oldukça eğleniyor gibiydi.

“Sevgili cadılar ve büyücüler hepinizden ‘Yeni Başlayanlar için Temel Bitkibilim’ kitabınızı açmanızı rica ediyorum. Evet gördüğünüz gibi bu kitap size Bitkibilim çalışmalarınıza destek olmak ve çevremizde bulunan çeşitli örnekleri tanıyabilmenize yardımcı olmak için tasarlandı. Her bitkiyi tanıtan kısmın üzerinde ‘X’ ler göreceksiniz. Bu S.B.S düzeyinde sınıflandırmadır. Yani Sihir Bakanlığı Seviyesi anlamını taşıyan kısaltma demek oluyor ki Bu x işaretleri sizin için bakanlık tarafından bitkilerin zararlı olma düzeylerini göstermektedir. Bizzat tanımadığınız bitkilere dokunmaya kalkışmamanız makul olur, çünkü tehlike derecesi zevk olsun diye verilmedi. Öte yandan, eğer bitki size dokunursa, derhal tıbbi yardım isteyin! xxx’e kadar olan bitkiler herhangi yetkin bir büyücü tarafından idare edilebilir. Ancak, xxxx ve üzeri uzmanlık gerektirir.”, dedi Elizabeth çok önemli şeyler anlattığnı belirten bir yüz ifadesiyle. Buz rengi gözlerini tanımaya çalıştığı öğrencilerinin yüzünde dolaşıyordu. Hepsinin gözlerinden zeka ve merak akıyordu; hepsi bilgiye aç ve araştırmak için hevesliydiler. Yüzündeki tebessüm daha sıcak bir gülümsemeye döndü ve derse devam etti.

“Bu günkü dersimizin konusu ‘Adamotları’dır. Dileyen söylediklerimi not alabilir. Ki almanız sizin faydanıza olacaktır. Çünkü sene sonu sınavlarında anlattığım bilgilerin size faydası büyük olacaktır.” , diyerek dersin esas kısmına geçti Elizabeth ve devam etti “Adamotu ya da Adamkökü; Mandragora olarak da adlandırılır ve şifalı bir bitkidir. Toprağın üst kısmında kalan yerleri morumsu yeşil renkte püskülleridir, önlerinizde gördüğünüz gibi. Kafasının dibinden biten yapraklarıyla, kök yerine küçük, çamurlu ve oldukça çirkin bir bebek görünümünde gövdeye sahip olan ilginç ve değerli bir bitkidir. Açık renkli benekli bir cilde sahip olan çirkin yüzü birazdan göreceğiniz gibi bir bebeğe benzetilse de hiç sevimli değildir. Adamotları biçimleri değiştirilmiş ya da lanete uğramış kişileri normale döndürmek için yapılan panzehirlerde kullanılır. Özellikle ‘Taşlaşmış’ kişileri eski haline döndüren iksir yapımında kullanıldığı için bu bitki paha biçilemez bir değere sahiptir. Çoğu zaman adamotlarının ateş rengine büründüğü ve geceleri şimşek gibi gümüşi ışıklar yaydığı gibi söylentiler kulaktan kulağa dolaşır. Titrek bir alev veya parıldayan bir yıldız gibi göründüğünü öne süren büyücü ve cadılar bazen adamotlarına bu yüzden 'Şeytan Mumu' demişlerdir. Bu bir dereceye kadar doğrudur; zira sıcak iklimlerde yetişen bir bitki olan adamotlarının üzerinde sık sık ateşböcekleri toplanır ve büyücülerin sözlerini kısmen doğrular.”, dedikten sonra Elizabeth soluklanarak kendisini dinleyen öğrencilerine baktı. Bazıları söylediklerini ciddiye almış ve not tutmuşlardı ve hala yetiştirmeya çalışıyorlardı. Onlara biraz zaman tanımak isteyen Elizabeth biraz daha beklemeye ve dinlenmeye karar verdi.

“Adamotları sır saklamaya ve kaprisli olmaya başladıkları zaman büyüdüklerini anlayabiliriz. Ergenliğe ulaştıklarında yüzlerinde sivilceler belirir ve bu ergenlik sivilceleri geçtiği zaman tekrar dikilmeye hazır olan adamotları, birbirlerinin saksılarına doğru hareket ettikleri zaman olgunlaştıkları anlaşılır. Bundan bir süre sonra kesilip kaynatılmaya hazır hale gelmeye başlarlar. Kaynatıldıktan sonra da panzehirlerin hammaddeleri olmak için hazır hale gelirler. Asıl dikkat etmeniz gereken, erişkin adamotlarının çığlıkları sizi öldürebilir. Ancak önünüzdeki gibi fide halindeki ve henüz ergenliğe ulaşmamış adamotlarının çığlıkları yalnızca bir süre baygın kalmanıza sebep olur. Ayrıca adamotları topraktan çıkmayı sevmedikleri gibi toprağa girmeyi de sevmezler. Her iki durumda çığlık çığlığa bağırarak küçük ancak sağlam yumruklarını savururlar. Bu yüzden saksıların yanına kulaklıklar yerleştirdim. Adamotu dikimine başlamadan önce kulaklıklarınızın sıkıca kulaklarınızı kapattığından emin olmalısınız.” , dedikten sonra açıklama kısmını bitirdiği için sevinen Elizabeth kendi adamotu saksısına yöneldi.

Öğrencilerinin şaşkın, ürkek ve endişeli bakışları eşliğinde koyu kahverengi ve kızıl karışımı eldivenlerini taktı.”Şimdi size örnek olarak bir adamotu dikeceğim”, dedi ve ardından öğrencilerine güven dolu bir bakış atarak kulaklıklarını, ateş kızılı saçlarının arasından kulaklarının tam üzerine yerleştirip öğrencilerine aynını yapmalarını söyledi. Öğretmenlerini dikkatlice takip eden ve kulaklıklarını takmış olan öğrenciler, merakla Elizabeth’in yapacaklarını izliyorlardı.

Elizabeth ellerini birbirine kenetleyip gerindikten sonra büyük bir profesyonellikle ellerini adamotunun köklerine sardı. Sıkıca tuttuğu adamotunun püsküllü sapını kavralıp tüm gücüyle çekti. Birden öğrencilerinin gözleri dehşetle büyüdü, gördükleri yaratığın etkisiyle. Şişmanca, yüzü gözü çamur içerisinde, iğrenç derecede çirkin bir bebek gibiydi. Çirkinlik abidesi adamotunun ağzı çığlık atmaktan yırtılacak gibi kocaman açılmıştı ve öğrenciler bu yüzden kulaklıklarına sıkıca sarıldılar. Adamotu Elizabeth’e , tombul tombul yumruklarını savurarak yapmak istediğim işe engel olmaya çalışsa da nafileydi. Yıllarını bu işe vermiş olduğundan adamotunu kolayca saksıya vururcasına yerleştirdi . Kısa süreli sersemleme anını değerlendirerek tek elini adamotunun sapından ayırıp üstünü toprakla kapatmaya başladı. Toprağın altına girmemek için çırpınmasını önlemek Elizabeth’in alnında minik ter damlalarının oluşmasına sebep olmuştu. Avuçladığı son toprak parçasını da adamotunun üstüne kapatarak dışarıyla olan ilişkisini keserek çırpınmasını engelledikten sonra eliyle toprağa bastırarak “İşte bu kadar sevgili öğrencilerim. Şimdi sizden istediğim gösterdiklerimin aynını uygulamanız. Yardıma ihtiyacınız olursa ben buradayım, endişelenmeyin.” dedi Elizabeth.

Masasının üzerinde birleştirdiği ellerine kafasını yaslayan Elizabeth kan ter içinde, adamotlarıyla mücadele eden öğrencilerini dikkatle izliyordu. Çoğu zorlansa da bazılarına şans eseri daha uysal adamotları gelmişti ve işlerini sıyrık almadan bitirmişlerdi. Adamotları bazılarının ellerini eldiven olmayan kısımdan ısırmıştı, bazıları da minik yumruklar yemişlerdi suratlarına.

Kazasız belasız atlatılan dersin sonunda neredeyse bütün öğrencilerin her yanı çamurla kaplanmıştı. Bazılarının Elizabeth’e yüzlerinde çamurlar vardı ancak işlerini başarıyla tamamlamanın verdiği sevinçle gülümsüyorlardı. Herkesin bitirdiğini anlayan profesör ayağa kalkarken öğrencilerini alkışladı ve “Tebrikler başarılı cadılar ve büyücüler! Hepiniz ilk bitkibilim dersiniz olmasına rağmen oldukça başarılı oldunuz. Beni memnun ettiğiniz için bu seferlik ödev vermiyorum. Ancak bunun her zaman olacağını sanmayın sakın.” , dedi şakayla karışık gülümsemesiyle. “Son olarak, bir dahaki dersimizde görüşmek üzere, hepinize iyi günler dilerim.”, dedi dersin finalinde Elizabeth , eşyalarını toparlayarak ilk dersini vermiş olmanın ve öğrencilerine bir şeyler öğretmiş olmanın sevinciyle dolu olarak sınıftan ayrıldı…

_________________
So sweet caress, never long to last!
You entered my soul and gave hope to my life...




Spoiler:
 
[/center]


En son Elizabeth M. Whitmore tarafından Paz Ağus. 23, 2009 8:11 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 5 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Reese Becca Hudson
Gryffindor 1. Sınıf
Gryffindor 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
10/100  (10/100)

MesajKonu: Geri: I. Sınıfların I. Bitkibilim dersi [1 Nolu Bitkibilim Serası]   Cuma Ağus. 14, 2009 5:11 pm

Gözlerimi ovuşturarak yatağımdan kalktım. Yüzümü sanki bir pislikten arındıracakmış gibi sert sert bastırarak yıkadım. Üniformamı giydim, üzerime cübbemi geçirdim ve Büyük Salon’a doğru ilerledim.

Salona girmeden parlak bir yazı dikkatimi çekti.Bugün ki Bitkibilim dersinin 1 nolu Bitkibilim serasında yapılacağı yazılıydı. Bitkibilim dersi için oldukça heyecanlıydım. Yazı cidden gözlerimi alıyordu. Kafamı çevirdim ve salona girdim.

Bulduğum ilk yere oturup kahvaltımı ettim. Etrafımdaki herkes bir sohbet içerisindeydi. Kulaklarım uğulduyordu. Bir an önce yemeğimi bitirip kalktım ve Bitkibilim seralarına doğru ilerledim.

Salona girdiğimde Bayan Whitmore bizleri bekliyordu. İçeride birkaç öğrenci daha vardı. Etrafta o kadar çok bitki vardı ki , hepsini teker teker incelemek yerine hemen uzun tahta masanın ortalarındaki bir saksının başına geçtim. Öğrenciler birer ikişer içeri giriyor ve saksıların başına geçiyordu. Tüm saksılar dolunca Bayan Whitmore asasını hafif bir hareketle sallayarak kapıyı kapattı.

Ardından bizlere dönüp kendini tanıtmaya başladı ve biz öğrencilere hazırladığı ufak sürprizi sundu. Hepimiz için saksıların yanına birer adet Bertie Bott’un Binbir Lezette Fasulyeleri paketi vardı. Paketi eline alıp açtım. Şekeri ağzına attım ve çiğnemeye başladm. Ağzında piyano tuşları tadı dağılmaya başladım. Değişik bir tattı.

Profesör henüz küçükken Bertie Bott’un Binbir Lezette Fasulyeleri ile ilgili yaşadığı bir olayı anlattı. Henüz 5 yaşındayken bir arkadaşının “Sır tadında” yediğini söylemesi üzerine tam 10 tane Bertie Bott yemiş ancak “sır tadında” Bertie Bott bulamayınca bu zamana kadar hiç yememiş. Bu olayı anlattıktan sonra ağzına bir tane Bertie Bott attıktan sonra yediği Bertie Bott’un brokoli tadında olduğunu ve tadını o kadar da kötü olmadığını söyleyip güldü. Başlangıç için çok eğlenceli bir ders gibi görünüyordu.

Ardından derse geçtik. Önce Bitkibilim kitabından birkaç şey gösterdikten sonra ilk öğreneceğimiz bitkiye geçtik. Profesör not almamızın yararlı olacağını söylediğinden hemen parşömenimi önüme alıp not almaya başladım.
"

adam otu / adam kökü = mandragora _ şifalı bitki
toprağın üst kısmı morumsu yeşil püskül
biçim değişmiş-lanete uğramış _ panzehir ( taşlaşş kişileri normale döndüren iksir )
Şeytan mumu
sıcak iklimde yetişir . ateşböcekleri üzerine toplanır

ergenlik: yüzünde sivilceler belirir . sivilceler geçtiği zaman tekrar dikilmeye hazır . saksıdan saksıya hareket : olgunlaştı .
çığlıklar öldürebilir . ergen değilse bayıltır.

.

Notlarımı hızlı hızlı yazıyordum. Ardından profesör bir an durdu. Yetiştirmemiz için bize zaman verdi. Ben çoktan yazdığımdan etrafımdaki öğrencileri incelemeye koyuldum. Sanırım herkes yetiştirmişti ki Batan Whitmore tekrar anlatmaya başladı ve bize adamotunun nasıl dikileceğini gösterdi. Hemen kulaklığımı kulağıma geçirdim , sıkı olsun diye de hızlıca bastırdım ve tüm dikkatimi profesöre verdim.

Önce adamotunun kökünden tuttu. Ardından püskülünden tutup sıkıca çekti ve o anda kulakları sağır eden çığlığı duydu. Profesör elinde dünyanın en çirkin canlısını tutuyordu. Kulaklığım çınlıyordu ve kendimi çok kötü hissediyordum. Çok çirkin bir yaratıktı. Çok çirkin sesler çıkarıyordu. Sonunda profesör adamotunu saksıya yerleştirmiş ve susmuştu. Profesör bize dönüp bizim de aynı şeyi yapmamızı istedi. Açıkçası telaşlanmıştım. Adamotunun profesörün ellerinde çırpındığını o küçük yumruklarını etrafa sallayışını izledikten sonra aynı şeyleri yapmak kabus gibi geliyordu.

Herkes saksılarına yönelince ben de saksıma dönüp adamotunun kökünden tuttum. Diğer elimle de püsküllerini tuttum. Derin bir nefes alıp var gücümle adamotunu yukarı doğru çektim. Çok çirkindi ve etrafa yumruklar saçıyordu. Bazı yumrukları boşa giderken bazıları koluma ve yüzüme geliyor , canımı acıtıyordu. Hemen saksının içine koydum ve üzerine toprak yığmaya başladım. Son avuç toprağı da adamotunun üzerine kapatıp derin bir nefes aldım. Terlemiştim ve korkmuştum. Ancak adamotunu hiçbir problem olmadan – yüzüme ve koluma yediğim yumruklar dışında- saksıya yerleştirmekten mutluydum.

Profesör tekrardan konuşmaya başladı ve dersin sone erdiğini söyledi. Ben de parşömenimi ve tüy kalemimi alıp seradan ayrıldım.

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nerissa Ellen Whitmore
Gryffindor 1. Sınıf ~ Biçim Değiştirme Dersliği Sorumlusu
Gryffindor 1. Sınıf ~ Biçim Değiştirme Dersliği Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 55
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
20/100  (20/100)

MesajKonu: Geri: I. Sınıfların I. Bitkibilim dersi [1 Nolu Bitkibilim Serası]   C.tesi Ağus. 15, 2009 3:22 am

Güneş ışınlarının kavurucu sıcaklığı pencereden usulca geçip göz kapaklarını rahatsız edinceye kadar uykusunu devam ettirmekte direndi. Fakat tüm çabasına rağmen artık uyanması gerektiğini kendisine durmadan hatırlatan bilinçaltındaki ilk dönem kargaşasını bastıramadı.Yatağından kalkmadan gözlerini açtı.Tavandaki geçen gece yapıştırdığı fosforlu yıldızlar şimdi parlamıyor aksine sönük bir fener gibi ona bakıyordu. Küçük erkek kardeşi gibi kendisi de babasına benziyordu. Gözleri, kaşları, saçları, ten rengi...Kolları, babası gibi uzundu. Aşırı derecede olmasa da normal uzunlukta olmadığı bariz ortadaydı. Bu yüzden ayağa kalkmadan bir uzanışta yatağının yanındaki kare penceresinin beyaz ve oldukça sade perdesini çekebildi. Etrafına bakındığında sol yanında iki arkadaşı çıkardıkları gürültüye aldırmadan tartışıyorlardı, sağ yanında ise hala uyumakta olan arkadaşı çarşafını yere atmıştı, yastığı da ayaklarında can çekişiyordu.

Güneşin tüm uyuşturucu etkisine rağmen gücünü hızla toplayıp ayağa kalktı.Ders programını aramak için küçük çekmecelerine elini uzattığında beyaz teninin hafif esmerleşmiş olduğunu farketti. Sonunda ders programını bulduğunda ilk derse yetişebilmek için yatağını bile yapamadan giyinip koridorlara hızlı bir giriş yaptı. Koridorlarda kendisi gibi geç kalmış öğrenciler koşuşturuyor bazı ikinci sınıf öğrencileri derslerin tekrar başlamasından yakınıyorlardı. Bir profesör öğrencilere sesleniyor derse geç kaldıklarını durmadan hatırlatıyordu. Birkaç kişi de profesöre kendilerini anlamaları için ısrar edermişçesine rahatsız edici bakışlar atıyorlardı.

Diğer koridora geçtiğinde az önceki hengameden eser kalmamıştı. Kimsecikler yoktu çünkü. Nerissa da hızlı adımlarla ilerledi ve sonunda bahçeye çıktı. Burası koridorlardan çok daha fazla ışık aldığı için ellerini şapka gibi kullanarak gözlerinin rahatça görebilmesini sağladı.Devasa bahçenin çimlerini ezerek bitkibilim serasına ilerledi. Seranın görkemli kapısına vardığında geç kaldığını düşünerek ürkekçe açtı kapıyı fakat Profesör Whitmore içeride olsa da daha ders başlamamıştı.

Mümkün olmadığını bilse de dikkat çekmemeye çalışarak girdi içeri. Kapıyı arkasından gelen bir öğrenci için aralık bıraktı ve sessizce her zamanki gibi en arka sıraya geçti. Elindeki kitapları sıranın üzerine bırakarak oturdu. Profesör birkaç dakika sonra bekletmeden derse başladı.İlk cümleler diğer derslerde de olduğu gibi profesörlerin kendini tanıtma bölümüne ayrılmıştı. Ardından da ilk derse geçildi. Adamotları.. Bir sürü özellikleri vardı ve uzun bir konuydu.Profesörün dediğini yaptı, not almaya çalıştı. İlk başta kelimesi kelimesine yazmaya çalışsa da konunun uzayacağını anlayınca kısaltarak yazmaya başladı. Gene de aralarda bir iki cümleyi kaçırıyordu.Çok hızlı yazdığı söylenemezdi ama hiç bu kadar hızlı yazmamıştım diye geçirdi içinden.

Anlatma bölümü geçip uygulama bölümü gelip çatınca profesörü kulaklıklarını takarak ciddi ciddi izledi. Deneme sırası kendine gelince herşeyi bir çırpıda yapıp bitirmek istedi.Hiç vakit kaybetmeden adamotunu çıkardı.Fakat işler istediği gibi gitmedi. Kendi adamotu bokser gibiydi. İki üç yumruk yiyince suratına kendine geldi ve o kadar hızlı koydu ki diğer saksıya küçük çirkin bebeğin canı acıdığına emindi. Toprakları can havliyle avuç avuç alıp saksının içine tıktı. İşi bitince zaferin verdiği mutlulukla adamotunun verdiği yumrukların acısını birbirine karıştırdı ve yarı güldü yarı ağladı.
Nihayet dersin bitişini haber veren cümlelerden sonra kitaplarını, parşömenlerini ve tüy kalemini kapıp derslikten çıktı.


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Anthony Tate Fidelio
Ravenclaw 1. Sınıf ~ Quidditch Sahası ve Eşyaları Sorumlusu
Ravenclaw 1. Sınıf ~ Quidditch Sahası ve Eşyaları Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 99
Ruh Hali :
Nereden : Roma

Seviye
RP Puanı:
40/100  (40/100)

MesajKonu: Geri: I. Sınıfların I. Bitkibilim dersi [1 Nolu Bitkibilim Serası]   C.tesi Ağus. 15, 2009 7:54 am

BÖLÜM 1:Adamotları ve Anthony Çıkmazı


‘Hayır hayır! Kahrolası yaratıklar yeter! Biri şunları götürsün yanımdan sesleri beni öldürebilir! Bunların sesi kendi kulaklarına işlemez mi yahu? Kapa çeneni pis mahluk yeter yeter binlerce adam otuyla uğraşamam hayırrr..!’

Hogwarts da ilk defa nefes nefese uyanmıştım.Zehirlenmekten korktuğum iksir dersi bile bilinçaltıma bu kadar işlememişti doğrusu.Aslında bitkibilim gayet eğlenceli bir derstir lakin Profesör Whitmore neden ilk dersinde adamotlarını seçti ki.


Dün akşam iksir dersinden çıkmamla birlikte duyuruyu görmem bir olmuştu.Öylesine heyecanlanmıştım ki gözüm kararmıştı ve duvara dayanmak zorunda kalmıştım.Korkusuz zeki çevik Anthony ufacık adamotlarına karşı direnç gösteremiyordu işte.Ufak mahlukları babamla sihirli bitkiler dükkanını gezerken tanımıştım.Heyecanla bitkiler süzüyordum.Ufak bir başı andıran yapıya gözüm takılmıştı.Çocukluk merakı ya işte çekmek istemiştim onu ordan.Sonrası malum…St Mungo da bitkisel rahatsızlıklar bölümüne kaldırılmıştım.O binlerce sineğin vızıltısının birleşmesi gibi olan sesi hatırladıkça kulağımı tıkayasım geliyordu.Ama mecburdum korkumla yüzleşmeliydim.

------------------------------------------------------------------------------
2. Bölüm:Çıkmaz Nokta-Bitkibilim Dersi ve Adam Otlarıyla Buluşmak


Siyah bezin üstüne mavi çizgilerle döşenmiş cübbemi giydikten sonra kahvaltımı yaptım.Kimseye bakmıyor ve başım önde yemeğimi yemiştim ilk kez.Öyle bir beyin karmaşası içiydeydim ki elimdeki kaşığı yavru bir adamotuna benzetip fırlatmıştım.Öğrenciler bi an bana dönüp şaşkın şaşkın bakmışlardı...

Kahvaltımız bittikten sonra profesör Whitmore görünmüştü.Bitkibilim Dersliğine artık çıkmamızı işaret eder gibi yemek salonunun girişinde bekliyordu.Her zaman derse ilk çıkan Anthony nin ayağı gitmek istemiyordu.Salon neredeyse boşalmıştı.Profesörün gözüne daha tanışmadan batmamak için mecburen dersliğe doğru yol almıştım...

“Günaydın Sevgili 1. sınıflar!Önümüzdeki 7 yıl boyunca herhangi bir aksaklık çıkmaz ise sizlerle beraber Bitkibilim derlerini işleyeceğim. Adım Elizabeth May Whitmore; Hogwarts okul müdüre yardımcısı ve Gryffindor Bina Başkanıyım'' profesörün ses tonu güven vericiydi.Bir kaç söylemde daha bulunduktan sonra malum sihirli bitkiler dükkanına gezimde tattığım fasulyelerden önümüzde bulunduğunu söyledi.Dikkatli bir öğrenci olmama rağmen kimilerine göre berbat bi tadı bulunan bu şekerlemeleri görememiştim.Öğrenciler şekerlemeleri tatdıktan sonra profesöründe tadıp
“Imm, brokoli tadında. Ehh o kadar da kötü değil.'' demesi bizi tebessüm ettirmeye yetmişti.Biraz olsun gevşemeye çalışıyordum ama o anı düşündükçe beynimde bir eksi nokta uyanıyordu...

Sonrasında ise profesör Sihir Bakanlığı tarafından hazırlanan kitabı gösterdi.Kitapdaki bitki resimlerinin üstünde büyük yazılı olan 'xx' işaretlerini başta anlayamasakda profesörün açıklamasından sonra herkesin derin bir 'aaa..' çekmesi bir olmuştu.Ders tüm güzelliğiyle ilerliyordu.O kadar gergindim ki profesörün not almamız gerektiğini söyledikten sonra not almayı unutmuştum.Ardından profesör nefret ettiğim cümleleri telaffuz etti.

''Bu günkü dersimizin konusu ‘Adamotları’dır.''. Tanrım..! Özellikle ilk cümlesi beni derin bir kaosa sürüklemeye yetmişti.O an yaklaşıyordu.Adrenalini vücudumun tüm noktalarında hissediyordum.Adamotlarının gelişme çağlarıyla ilgili bilgileri verdikten sonra konuşmasına devam etti:

”Şimdi size örnek olarak bir adamotu dikeceğim”.

Korkum gediklenmeye devam ediyordu.İçinde adamotu olan saksıyı önüne çekti.Herkesten kulaklıklarını takmasını rica etti.Benim ise ellerim titremeye başlamış,gözlerim profesöre yönelmiş,vucüdum ise soğuk terler dökmeye başlamıştı.Profesör uzunca bir kafa şekli gibi duran bitkiye yapıştı.Saniyeler acımasızca işliyordu.Bir çekiş sesinin ardından derin bir çınlama duydum.Evet ses derinden geliyordu.Gözüm kararmaya başladı.Masaya tutunmuştum.Korkunun faydası olmaması ve karakterimin sağlam olduğunun unutulmaması için ayakta durmam gerekliydi.Profesörün o pis mahluğu saksıya sokmak için her saniye kalbimin durması için yeterli olacak kadar uzun gibiydi.Profesör sonunda sokmuştu.Bense derin bir oh çektikten sonra profesörü elimden geldiğince anlamaya çalıştım..:

“İşte bu kadar sevgili öğrencilerim. Şimdi sizden istediğim gösterdiklerimin aynını uygulamanız. Yardıma ihtiyacınız olursa ben buradayım, endişelenmeyin.” Merlinin sakalı aşkına..! Kalbim duracak gibiydi.Önümde duran saksıyla ruhsal temasa geçmiştim sanki.Elimden geldiğince yavaşça saksıyı çektim.Derin bir şekilde iki kere öksürdüm.Elim o pis mahluğun kafasına gittiğinde babamın yorgun bakışlarının ardındaki aşikar sözleri aklıma geldi 'Başarmak sabır ister.Sabır ise zeka meselesidir.Zorlukları aşman için ise zekanı kullanmak yetecektir' Ritmik bir şekilde 1-2-3 diye saydım ve babamı düşündüm sonrasında uzun başlı mahluğu çektim..

'Çınnnnnnnnnnnnnn..'

Öylesine gözümü hırs bürümüştü ki, o pis mahluğu profesörden hızlı o kaba soktuğumu ve toprağı üstüne delice tıkadığıma dair yemin edebilirim.Yalnız göz pınarlarımın ıslandığını itiraf ediyorum.Yüzüm ise gerginlikten hareket etmeyecek gibi bir his veriyordu.Derin bir uykuya ihtiyacım olduğuna emindim.Derin ve ritmik nefeslerin ardından gözlerim profesörün esrarengiz bakışlarına ve dudağından çıkacak kelimelere yöneldi.

“Tebrikler başarılı cadılar ve büyücüler! Hepiniz ilk bitkibilim dersiniz olmasına rağmen oldukça başarılı oldunuz. Beni memnun ettiğiniz için bu seferlik ödev vermiyorum. Ancak bunun her zaman olacağını sanmayın sakın.
Son olarak, bir dahaki dersimizde görüşmek üzere, hepinize iyi günler dilerim''

Son bulmayacak bir rüyadan çıkmış gibiydim.Derslikten koşar adımlarla uzaklaşmıştım.Kalbim ise olayın şokunu yaşamamışcasına normal atıyordu.Öncelikle birinin boynuna sarılıp uzunca ağlamam,sonra ise bu olayı unutmak adına uzunca bir uyku çekmem lazımdı.Profesör Whitmore e gelince,eminim hepiniz ondan tiksinmemi bekleyeceksiniz lakin zorlukların benim için bir nimet olduğunu düşünmek beni Profesör Whitmore ve gizemli bakışlarına daha fazla çekmeye yetmişti.Başımı bilge bir yapıyla kaşımamın ardından kimsenin gözüne bakmadan erkekler yatakhanesinin yolunu tuttum.Kendimden küçük bir yaratığa karşı bu kadar derin bir psikolojiyle yaklaşmam ise yararıma olacak gibi gözüküyordu.Emin olabilirdim ki çocuklarım ileride babalarıyla çok eğlenecekti.İkinci yuvam hogwarts mazimi ve geleceğimi derinden etkileyecek gibiydi en azından bunu kalpten hissedebiliyordum...







Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Peyton Holly Sawyer
Gryffindor 1. Sınıf
Gryffindor 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 56

Seviye
RP Puanı:
40/100  (40/100)

MesajKonu: Geri: I. Sınıfların I. Bitkibilim dersi [1 Nolu Bitkibilim Serası]   C.tesi Ağus. 15, 2009 11:51 am

Gözlerini yavaşça araladı ve ilk iş olarak saatine baktı. İlk defa bu kadar erken kalkmıştı. Elleri yarı ıslak olan gözlerine gittiğinde rüyasını hatırladı birkez daha. Ailesini görüp heyecanla uyanmıştı ancak rüya olduğunu anladığında hayalkırıklığına uğrayıp tekrar yatağına yatmıştı. Şimdiyse birkez daha aynı rüyayı görme korkusuyla uyumadı ve pencere pervazından incecik gelen günışığını izlemeye başladı. Bir yandan ailesini ve rüyasındaki King's Cross'a gidişini düşünüyordu. King's Cross'un girişinde ailesinin elini tuttuğunu ve daha sonra da birlikte Hogwarts'ın kırmızı trenine baktıklarını görmüştü. Düşündükçe yeşil gözlerinin dolmasını engelleyemedi ve yeni uyanan birkaç kız onu görmesin diye duş almaya gitti.

Soğuk su içindeki hüzünlü duygulara iyi gelmiş onu canlandırmıştı. Kahvaltıya inip baykuşlardan gelen mektupları görmemek için saatlerce duşta kaldı. Her mektup onun acısını daha da arttıracak, gözlerinin dolmasını engelleyemeyecekti. Tüm kızların çıktığına emin olduktan sonra üzerini giyinmek için dolabına yöneldi. Gryffindor armasının işli olduğu cüppesini içinde tuhaf bir gururla giydi ve çantasına 'Yeni Başlayanlar için Temel Bitkibilim' kitabını koydu ve sakince aşağıya indi.

Hogwarts'ın yemyeşil ,büyüleyici bahçesine çıktığında derin bir nefes aldı ve yerden saçlarının kızıllığına uyan bir çiçek alıp saçına taktı. Biraz olsun mutlu etmişti bu Holly'i. Birinci Bitkibilim serasına doğru ilerlerken 'Bu güzellikleri anlatabileceğim ailem olsaydı.' diye düşünmekten kendini alamadı. Son günlerde tek dilediği bu olmuştu. Bitkibilim serasına geldiğinde içeriye kafasını uzattı ve kızıl saçlı,solgun tenli profesörlerini,aynı zamanda Gryffindor Bina Başkanı,gördü. Bitkileri pek sevmese de profesörünü seviyordu ve bu, dersin daha ilgi çekici olmasını sağlıyordu.

Tuhaf bitkilerin bulunduğu saksılardan birinin yanına geçti ve onlara daha yakından bakmaya başladı. Yaprakları ve altındaki gövdesi,Holly bunu birşeye benzetememiş uzun süre incelemişti,ilgilisini çekmiş ne olduklarını daha da merak etmişti. Profesörleri onlara küçük süprizini açıklayıp, Bertie
Bott'un Binbir Çeşit Fasulyeleri'ni gördüğünde,sabahki üzüntüsünü unutup gülümsemeye başladı,tıpkı diğer öğrenciler gibi. Ardından paketi heyecanla açıp içinden bir tane aldı. 'Tedbiri elden bırakmamak gerek.' diye düşündü hepsini ağzına atan ve ardından mosmor kesilen çocuğu gördüğünde.
Heyecan ve merakla şekerlemeyi ağzına attı. Garip,bir o kadar da ekşi ve çekici bir tadı vardı. Ne olduğunu çıkarması için birkaç tane daha yemesi gerekti ancak paket bittiğinde hala ne olduğunu anlayamamıştı. Aslında bu garip ve ekşi tadı sevmişti.

Küçük ve eğlenceli bu andan sonra
Profesör Whitmore 'Adamotu' denilen bitkileri açıkladığında Holly ister istemez bir adım gerilemişti. Bitkileri bu yüzden sevmiyordu. İçlerinden ne çıkacağı belli olmuyordu. Adamotlarının tıpkı insanlar gibi süreçleri olduğunu düşündüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme oluşmuş,hatta kendini gülmemek için zor tutmaya başlamıştı. Ancak gülümsemesi profesörün onlardan birtane dikmelerini istemesiyle yüzünde donup kaldı. Ardından profesörün bir adamotu dikmeye başlamasıyla birlikte kulaklığını kafasından geçirdikten sonra büyük bir dikkatle Profesör Whitmore'u izlemeye başladı. Bir hareketini kaçırdığında bu derste başarısız olacağını biliyordu. Adamotu saksıdan çıktığında delice bir çığlık atıp herkesin kulaklığına yapışmasını sağladı. Adamotu'nu ustaca diktikten sonra sıranın onlara geldiğini anlayan herkes önündeki çirkin yaratığa bakmaya başladı. Holly,mümkün olduğunca yavaş bir şekilde eldivenlerini giyip Adamotu'na uzaktan bakmaya başladı. Ancak herkesin başladığını gördüğünde çaresizce o da bitkinin yapraklarından tutup havaya kaldırdı. Adamotu'nun çığlıklarını duymuyordu ancak küçük ağzından ne kadar büyüklükte bir ses çıkarabildiğini tahmin edebiliyordu. Çünkü bembeyaz kollarına değen bu küçük yumruklar canını bir hayli yakıyordu. Adamotu'nun yumruklarından kurtulup onu hemen saksısına koydu ancak küçük yumruklar durmak bilmeden vuruyorlardı. Adamotu'nun ellerinin arasından sıyrılarak üzerine toprak atmaya başladı. Zorlu geçen birkaç dakikanın ardından kolundaki kızarıklarla ve yorgunlukla onu dikmeyi başardı. Etrafına baktığında birçok kişi de bunu yapmıştı. Profesörün dersin bittiğini haber veren sesini derinden duyunca kulaklığını ve eldivenini çıkarıp masanın üzerine bıraktı. Kollarındaki kızarıklığa bir süre umutsuzlukla baktıktan sonra herkes gibi o da sınıftan ayrıldı.






Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Regina L. Archangel
Slytherin 1. Sınıf ~ İksir Bölümü Düzenleyicisi
Slytherin 1. Sınıf ~ İksir Bölümü Düzenleyicisi
avatar

Mesaj Sayısı : 270
Ruh Hali :
Nereden : İngiltere(:

Seviye
RP Puanı:
40/100  (40/100)

MesajKonu: Geri: I. Sınıfların I. Bitkibilim dersi [1 Nolu Bitkibilim Serası]   C.tesi Ağus. 15, 2009 1:33 pm

Ders Öncesi~
    Soğuk ve yağmurlu bir sabahın yerini Güneş’e bırakmasını istemeyen tek kişi Luna’ydı kocaman yatakhanede. Çoğu kişi Güneş ışıklarıyla huzur bulurken, o tam tersine havanın hep kapalı olmasını isterdi. Bu yüzden yarı karanlık yatakhanede gözlerini aralarken yatağının kenarındaki pencereden gri bulutları ve dolu dolu olan havayı gören Luna mutlulukla gerindi. Üzerini örten ince ve yeşil pikesinin deseni olan gümüş rengindeki yılan, pikenin hareket ettirilmesiyle birlikte canlıymış gibi gözüktü bir anlığına. Yatağının üzerinde emekleyerek pencere kenarına giden Luna burnunu cama dayadı ve dışarıya baktı. Soğuk rüzgarın estiğini şimdiden hissedebiliyordu, sıcak nefesi buz gibi camın üzerinde buğu yaratmıştı. Kafasını geri çektiğinde şekilsiz buğuyu gördü. Gülümseyerek uzun parmaklarıyla kocaman bir kalp çizdi ve ortasına B yazdı. Yaptığı işi beğenen gülümsemesiyle cama baktı ama Jo’nun uykusunda bir şeyler söylediğini duyabiliyordu, görmemesi için hemen pijamasının yeniyle sildi.

    Daha sonra yataktan ayaklarını sallandırdı ve mahmur gözlerle terliklerini aramaya başladı. Teki yatağının altına kaçmıştı ama öteki saklanmakta bayağı bir ısrarcıydı. Derin bir nefes aldı ve elindeki terliği Jo’ya fırlatarak uyanmasını sağladı. Karşılığında kafasına güzel bir darbe almasına rağmen şamataları diğer kızları da uyandırmış, yatakhanenin bir hazırlanma furyasına kapılmasına neden olmuştu. Lu ve Jo diğer iki kızla şakalaşarak giyindiler. Jo’nun kitaplarından birinin Lu’nun sandığından çıkması üzerine kavgaya tutuşan kızlar saatlerine bakınca geç kaldıklarını fark ederek, yatakhaneden aşağı bir koşu kopardılar.

    Aşağı inince Jo’ya dönüp yenmenin verdiği zevkin nasıl hissettirdiği konusunda bir nutuk çekecekken vücudunun birden bire bir engelle karşılaştığını hissetti. Derken bu engelin sıcak, yapılı ve uzun boylu olduğunu anlayınca çarptığı kişinin kim olduğunu görmek için suçlu bakışlarıyla kafasını kaldırdı. Burnunun dibindeki sırıtan suratın sarı saçları vardı ve oldukça tanıdıktı. Sabah mahmurluğunun verdiği şişmiş gözlerini açmaya çalıştı ve kim olduğunu şıp diye anladı. Blaise iki kolunu da ona sarmış, yanağından öpüyordu bile. Lu, sırıttı ve yapmacık bir ses tonu takınarak “Çok çok özür dilerim efendim.” dedi küçük bir kız çocuğu gibi. Jo’nun yakınlarından bir yerden öğürme taklidi yaptığını görebiliyordu ama umurunda değildi işte. Blaise’in “Küçük kız, sabahımı berbat ettin. Bir daha seni buralarda görmeyeyim yoksa sonuçları korkunç derecede feci olur.” Demesi üzerine ikisi de kahkahalara boğuldular. Blaise’e sıkı sıkı sarılan Lu, onun omzunun üzerinden Jo’nun da gizlice gülümsediğini gördü. Gözlerini deviren Luna derdinin ne olduğunu az çok anlayabildiği kardeşinin kafasına bir şeyler atmamak için kendini zor tuttuğunu hissedebiliyordu. Daha sonra üçü gülüşerek salondan çıktılar.


    Yeşil ışıklarla bezenmiş salondan çıktıktan sonra soğuk ve korkutucu bir havanın hakim olduğu zindanlardan yukarıya doğru tırmanmaya başladılar. Yolda Blaise ve Luna verilen ödevlerin çokluğuyla ilgili bol bol yakındılar, Jo ise işini zamanında yapmakla ilgili bir konuşma yaparak ikisini de şaşırttı. Büyük Salon’a geldiklerinde kapının yanında asılı olan camla kaplı duyuru panosunun içinde parıldayan bir yazı dikkatini çekti. <<BUGÜN YAPILACAK OLAN 1. SINIFLARIN İLK BİTKİBİLİM DERSİ, 1 NOLU BİTKİBİLİM SERASINDA OLACAKTIR.BÜTÜN BİRİNCİ SINIFLARA DUYURULUR!>> İki kız aynı anda başlarını Büyük Salon’dan içeriye soktu ve büyülü tavana baktı. Kasvetli ve yağmurlu hava ikisinin de gülümsemesine yetmişti. Blaise’in anlam veremeyen bakışlarını gören Luna, açıklama gereği duyup anlatmaya çalışırken, üçü de kalabalık bir grup tarafından salonun içine doğru itildi. Sonunda masaya oturduklarında Luna kızarmış ekmeğe en sevdiği marmelattan sürerek tıkınmaya başladı. İki kızın fısıldayarak dedikodu yapmasıyla son bulan kahvaltı, Blaise’in “Bu havada nasıl donmadan seralara gideceğiz?” sorusu ile daha da çetrefilli bir hal aldı. Pelerinler sıkı sıkı bağlandı ve üçü soğuk ama harika Hogwarts bahçesine adım attılar.

    Çiğlerle bezenmiş ıslak çimenlerde ayak izleri bırakarak dondurucu rüzgara karşı gelen bu üç çocuk, seralara ulaşana kadar birbirlerine sokulmuş bir şekilde yürümeye doğru devam ettiler. İkisinin ortasında kalan Luna, bu iki insanı birbirine bağlayan bir köprü görevi görürmüşçesine bir kolunu birine, diğer kolunu ötekine dolamıştı. Sonunda üzeri örtülmüş devasa bir kafese benzeyen I Numaralı seraya gelebilmişlerdi. Kapıyı itmeleriyle birlikte yüzlerini sıcak ve toprak kokan bir hava yaladı. Başlığını sarı saçlarının üzerinden çeken Luna, etrafına göz gezdirdi. Sıra sıra dizilmiş bitkiler, tehlikesiz ve ilkel göründü Luna’nın gözüne. Hiçbir zaman için bitkilere büyük bir hayranlık duymayan Luna, onlara karşı beslediği tek sempatinin iksirlerin ana malzemesi olmalarından kaynaklandığını profesörün bilmemesi gereken bir detay olduğunu düşünmeden edemedi. İçeriye attığı ürkmüş bakışlarıyla birden masaların farkına vardı. Uzun tahta masaların üzerinde içi boş gibi görünen saksılar vardı. Luna uygulama yapacaklarını anlayıp, derin bir nefes almaktan kendini alamadı. Üçü beraberce yumuşak zeminli serada yürümeye başladılar. Derken Luna’nın gözüne oldukça güzel bir kız çarptı. Clementine.

    “Hey, Rose!” diye bağırdı bir uçtan bir uca. Rose kafasını kaldırdı ve ışıl ışıl parlayan gözleriyle 3’lüyü buldu. Luna eliyle yanlarını gösterirken, Rose çoktan eşyalarını almış, yanlarına gelmek için yolu yarılamıştı bile. Lacivert cüppesinin içinde bembeyaz duran Rose, yanlarına geldiğinde sadece “Ne habersiniz millet?” diyebilmişti. Çünkü profesör bu kadar konuşmanın yeterli olduğunu söylercesine kapıyı asasının bir hareketiyle kapatmış, içerisinin berrak bir sessizliğe boğulmasını sağlamıştı. Çıt çıkmayan kocaman serada, neredeyse bütün öğrenciler profesöre gözlerini dikmiş, diyeceklerini merak ediyorlardı. Neredeyse çünkü Blaise, bitkilerin çok da umurunda olmadığını vurgularcasına Luna’yı seyrediyordu. Böğrüne yediği okkalı bir dirsekle ayıldı ve diğer 16 öğrenci gibi bakışlarını profesöre çevirmeyi akıl edebildi. Luna sırıtırken Blaise’in kıvrık dudaklarının kenarlarının oynadığını gördü. “Görüşeceğiz.”

RP Out: Biraz uzun oldu, ama uzun bir aradan sonra ilk dersRP'm olduğu için fazla kaptırdm sanırım. 1 mesaja sığmadı, ben de ikiye böldüm.


En son Regina L. Archangel tarafından C.tesi Ağus. 15, 2009 1:38 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Regina L. Archangel
Slytherin 1. Sınıf ~ İksir Bölümü Düzenleyicisi
Slytherin 1. Sınıf ~ İksir Bölümü Düzenleyicisi
avatar

Mesaj Sayısı : 270
Ruh Hali :
Nereden : İngiltere(:

Seviye
RP Puanı:
40/100  (40/100)

MesajKonu: Geri: I. Sınıfların I. Bitkibilim dersi [1 Nolu Bitkibilim Serası]   C.tesi Ağus. 15, 2009 1:34 pm

Ders Sırası~
    Luna kahkahasına engel olabilmek için Blaise’e sırtını döndü ve profesörün ağzından çıkacakları duyabilmek için kulaklarını sonuna kadar açtı. Profesör kötü bir başlangıç yapmıştı, “Gryffindor Bina Sorumlusu ha?” dedi Luna suratını buruşturarak. Profesörün konuşması aynen bu şekilde devam etti. Bitkibilim’in esaslarını öğretmek onun için bir onur olabilirdi ama Luna aynı şekilde düşünmüyordu. “Bir bitkinin ne esası olabilir ki?” dedi fısıldayarak. Rose’un gülmekle gülmemek arasında kalıp susmasını söylemesi üzerine tüy kalemini incelemeye başlayan Luna, daha ilk dakikadan derse olan ilgisini yitirmişti. Sülün tüyünden yapılmış ince uçlu tüy kalemini dikkatle incelerken profesörün “ağız tatlandırmak” deyimini duyan Luna, etrafta şekerleme görebilmek umuduyla başını kaldırdı. Herkesin saksıların yanına baktığını görünce mutlulukla pakete saldırdı ve bir çırpıda açtı. Blaise ve Jo’nun kahkahalarla onu izlediğini fark etti, Rose ise yediği şekerlemenin neli olduğunu anlamaya çalışıyor gibiydi. Profesörün ‘Sır Tadında’ olan şekerlemeyle ilgili komik anısını dinledikten sonra, Luna açılmış pakete elini daldırdı ve koyu kahverengi bir şekerleme çıkardı. Gözüne pek de güzel gözükmeyen şekerlemenin ‘Kulak Kiri’ tadında olma ihtimaline karşılık ağzına attı ve dikkatle çiğnedi. Neli olduğunu anlayamadığı şekerlemeyi bir kerede yuttuktan sonra kızlara dönerek “Sanırım az önce ‘Sır Tadında’ bir şekerleme yedim.” dedi suratını buruşturup. “Sırdan kastım, ne olduğunu anlayamadığım kadar-“ dedi iki elinin işaret ve orta parmaklarını tırnak işareti yaparcasına hareket ettirerek “Gizemli olmasıydı.” Uzun masa kahkahalara boğulduğunda Luna paketi göremeyeceği bir yere itti. Eğilip çantasından kitabını çıkardıktan sonra profesörün bir şeyler anlatmaya başlayacağını anlayan Luna, parşömenini çıkardı ve yazmak için hazırlandı. Profesör konuşmaya başladığında hararetle not almaya başladı.

        SBS: Sihir Bakanlığı Seviyesi demek. Daha güzel bir şey uyduramamışlar mı?
        X: Herkes İlgilenebilir/Fazla Kolay/Tehlikesiz. (Yani bizim gibi mankafalar için.)
        XX: Zararsız/Evcilleştirilmesi Kolay (Blaise’i evcilleştirin de göreyim.)
        XXX: Yeterli Düzeydeki Büyücüler İlgilenmeli (O zaman Slytherin’deki o salak kızdan uzak tutulmalı çünkü o aptal asla yeterli düzeyde olamayacak.)
        XXXX: Tehlikeli / Uzman Bilgisi Gerektirir (Bu işte asla uzman olmayacağıma göre buna sevindim diyebiliriz.)
        XXXXX: Eğitmek ya da evcilleştirmek imkansız / Büyücü Katili (Bu sıkıcı ders biraz daha uzarsa asıl ben büyücü katili olacağım.)


    Profesörün anlattıklarını aynen olmasa da not alan Luna, bir taraftan da sırıtmaktan kendini alamıyordu. Kağıdına bakan Jo, “O yazdıkların bir işe yarayacak mı?” şeklinde sorduğu alaycı sorusuna akılda kalmakla ilgili mantıklı bir cevap alınca, ders boyunca ilişiğini kesmek üzere sırtını Luna’ya dönüp, Rose’la konuşmaya başladı. Luna sırıtarak profesörün diyeceklerini not almak için beklerken, Blaise parşömen kağıdını karalayıp duruyordu. “Bir tane daha geliyor.” Dedi Luna Blaise’e bakarak. Cevap vermeyi reddeden Blaise, alacağı intikamın planlarını kuruyor gibi gözüküyor, Luna’nın daha da çok eğlenmesine sebebiyet veriyordu. Tam Blaise’e doğru eğilip bir şey söyleyecekken profesör birden konuşmaya başladı.

    Profesör sene sonundaki sınavları daha ilk dersten belirterek Luna’nın moralinin büyük bir çöküşe uğramasını, ama dalga geçmeden notunu almasının şart olduğunu vurguladı. Bu yüzden Luna, tüy kalemini mürekkebe batırdı ve profesörün Adamotları hakkındaki bitmek bilmeyen uzun konuşmasından duyabildiklerini ve aklında kalanları not almak için elini parşömeninin üzerinde hazır tuttu. Konuşmasına yazılışını bile bilmediği bir sözcükle başlayarak, daha girişten Luna’nın kafasını karıştıran profesör, soluk almayarak anlatmaya devam etti.

        Mandradora (ya da her neyse) Adamotu’nun öteki adı. Sınavda kafa karıştırmak için soracağına eminim. Morumsu yeşil renkte püskülleri var (nasıl bir renkse o?) ve çok şifalı. Tabii taşlaşmışsan. Bebek görünümünde bir bitkiymiş, çok ilgimi çekti. Geceleri birere yaratığa (!) dönüşen Adamotları, şimşek veya yıldırım veya kasırga, ya da her neyse, buna benzer bir görünüme sahip olduğu için Şeytan Mum’u adını almışlar. Ve kesinlikle profesörün bu ders boyunca söylediği mantıklı tek söz: Sevimli değiller.


    Yine notlarında saçmaladığını fark eden Luna, bu şekilde aklına daha kolay girdiği düşüncesine de kendini inandırarak rahatlamaya çalıştı. Ayrıca akşam kitaptan okuyabilirdi, ya da okumazdı. Sonuç olarak aldığı notlara baktı ve el yazısının çok güzel olduğu dışında bir şey dikkatini çekmedi. Suratını buruşturarak parşömenin kenarlarına küçük kutucuklar çizmeye başlayan Luna, Blaise’in sırıtışını görür görmez üzerini karaladı ve dikkatini tekrardan profesöre yöneltti. Profesör sonunda durup onları beklemeyi akıl edebilmişti, Luna memnuniyetle gülümsedi ve kalemini tekrardan mürekkebine batırarak profesörün ağzından çıkanları yorumlayarak kağıdına kaydetmek için hazırda bekledi.

        Sır saklıyorlarsa (bunu Nancy’e öğretmelerini isterdim [!]) ve sivilceleri (?)çıkmaya başlıyorsa bitkimsi adamlar büyüyor demektir. Ne tür hastalıklı bir insanın bir bitkiyle sırlarını paylaşacağını merak ediyorum. Tabii biz onları dikmeye çalışırken onların bizi öldürmeye çalışmaları, yüzlerindeki sivilceleri incelemeye çalışmamıza çok yardımcı olacak. Tabii çığlıklar atarak beni öldürmeye çalışmasalar çok iyi arkadaş olacağıma eminim. Bu evreden sonra kesilip panzehir oluyormuş, yani ben şimdi sırlarımı paylaşıyorum diye Rose’u mu kesmeliyim?


    Luna profesörün eldivenlerini giyişini izledi. Henüz fide halinde olan Adamotları’nın onları öldürmeyeceğini bilmek rahatlamasına (!) neden olmuştu. Profesör yüzünde haşin bir ifadeyle morumsu-yeşilimsi püsküllere ellerini doladı. Kulağındaki kulaklıkları iyice yerleştiren profesör sıkıca kavradığı püskülleri olanca gücüyle çekti ve toprağın altından fırlayan yaratığı gözler önüne serdi. Bir bebeğin kafasını andıran, minik yumruklarını savurup profesöre vurmaya çalışan bu buruş buruş, çok şifalı bitki, Luna’nın gözlerinin endişeyle büyümesine neden oldu. Blaise’e attığı endişeli bakıştan sonra, profesörün aynı şeyleri onlardan istediğini duymamak için verebileceği şeylerin listesini hemen oracıkta çıkarabilecek olan Luna, suratında ‘elden ne gelir?’ ifadesiyle kulaklıklarını yerleştirdi ve karşısındaki saksıya bakarak derin bir nefes aldı.

    Kalın eldivenlerinin hakimiyeti oldukça zordu ama yapılacak bir şey olmadığından ellerini saç olarak nitelendirdiği püsküllere doladı. Yaratığın çığlık atmasını beklercesine suratını buruşturdu ve bütün gücüyle püsküllerden dışarıya çekti. Öteki arkadaşına benzeyen çirkin yaratık, Luna’ya verebileceği zararın en fazlasını verebilmek için çırpınıyordu. Bir şey duyamayan Luna’nın, diğerlerinin ne yaptığını görebilmek için etrafına bakınmasından faydalanan küçük ahmak, Luna’nın eldiveninin koruması altında olmayan kolunu ısırıverdi. Acı ve korkuyla çığlık atan Luna, kendisi bilmese de sesinin diğerlerininkilerin arasında yok olduğunu anlayabiliyordu. Yardım edecek birilerine bakınırken, Blaise’in çoktan bitkiyi saksıya sokmuş olduğunu görünce, yardım istercesine Blaise’e baktı. Az önce olanlardan dolayı ona yardım etmeyecek gibi görünen Blaise, dayanamayıp cesur bir davranış sergileyerek, Adamotu’nun kafasından tutup onu Luna’dan uzaklaştırdı. Ağzını ‘Seni seviyorum.’ Şeklinde oynatan Luna, Adamotu’nu diktikten sonra Blaise’e kocaman bir öpücük vermeyi unutmamayı aklının bir köşesine yazdı. Herkes işini hallettiğinde kulaklıklar çıkarıldı ve Luna Blaise’e bakarak gülümsedi. Blaise suratına dünyayı kurtarmış bir adamın sahip olacağı ifadeden takınmış, Luna’ya bakıyordu. Gülümseyen Luna, eğlendiğinin farkına vararak şaşırdı.

    Profesörün ödev vermemesi üzerine sınıfı sevinç dolu bir uğultu kaplayınca, Luna çantasını toparladı, diğerlerine dönüp dersle ilgili düşüncelerini söyleyecekken zil sesinin kulaklarını doldurmasıyla dışarıya çıkan öğrenci kalabalığının arasında kaybolan Luna, ancak dışarıda Blaise’i bulabildi. Blaise “Neden sana dayanamadığımı bilmiyorum küçük cadı.” dedi Luna’nın saçında kalan bir toprak parçasını alarak. “Biliyorum, ben mükemmelim.” dedi Luna kıkırdayarak. Daha sonra dördü, Ortak Salonları’na gidip sıcak bir duş almak üzere rüzgarlı ve soğuk Hogwarts arazisini geçtiler…


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Marcia Celestine Bickle
Gryffindor 1. Sınıf ~ Quidditch Sahası ve Eşyaları Sorumlusu
Gryffindor 1. Sınıf ~ Quidditch Sahası ve Eşyaları Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 231
Ruh Hali :
Nereden : NY

Seviye
RP Puanı:
10/100  (10/100)

MesajKonu: Geri: I. Sınıfların I. Bitkibilim dersi [1 Nolu Bitkibilim Serası]   Ptsi Ağus. 17, 2009 3:17 am

Mia, her zamanki alışkanlığıyla güneş henüz yeni doğmaya başlamışken uyandı. Kırmızı kadife perdelerin çevrelediği yatağından kalkarak hemen yanı başındaki pencerenin önüne gitti. Güneş, günün ilk ışıklarını gölün üzerine salıyor, ışık, suyla dans ediyormuşçasına pırıl pırıl parlıyordu. Mia’nın yüzünde hafif bir gülümseme oluştu. Bu tür manzaralardan her zaman çok hoşlanmıştı. Yatakhaneye bir göz attı. Kırmızı kadife perdelerin tümü kapalıydı. Anlaşılan bu saatte ondan başka uyanan olmamıştı. Oysa Mia dersten uzun bir süre önce uyanmayı, yeterli hazırlığı yapacak bol bol zamanı olmasını isterdi. Yatağının yanındaki ahşap ve üzerinde eskilerden kalma kabartmalar olan sandığının başına eğildi. Narince kapağını kaldırdı. Bütün ders kitapları, asası, cüppesi ve tüm eşyaları sandığın içinde düzgün bir şekilde duruyordu. İlk derslere girmiş olduğu için eskiden sandığın en alt kısmında duran tüy kalemi, parşömenleri ve mürekkep hokkası şimdi sandığın en üst kısmında duruyordu. Mia bugün girecekleri dersin ne olduğunu bilmiyordu. Oysa daha dün tüm ders programını silip süpürmüştü. Ders programına kimse bakmaz, herkes ona sormayı tercih ederdi. Ancak arkadaş edinmeye başlayıp, Hogwarts’ın zevk kısmına daldıktan sonra onun da umurunda olmamaya başlamıştı. Arkadaşlarıyla geziyor, konuşuyor, millete laf atıp eğleniyorlardı. Bunun yanında zorunlu olarak da derslere giriyorlardı. Sırf eğlence için seçmeli dersleri asmayı bile düşünmüşlerdi. Fakat bunun binalarına puan kaybı olarak döneceğini bildiklerinden bundan hemen vazgeçmişlerdi. Zaten Slytherin gibi bir rakipleri vardı. Mia sandığından üzerinde Gryffindor arması işli Hogwarts cüppesini çıkardı ve hızla üzerini değiştirdi. Sandığın altındaki mürekkep hokkasını ve çabucak kırılmaya elverişli tüy kalemini de dikkatlice çıkardı, yandaki komidinin üzerine bıraktı. Seçtiği derslerin ders kitaplarını da çıkarıp aynı yere bıraktı. Ancak gireceği dersin yazılı olduğu ders programını hala bulamamıştı. Sandığın alt taraflarını kurcaladı, yine bulamadı. “Ahh, nerede bu ders programı?!” En sonunda aramaktan vazgeçerek ortak salona inmeye ve duyuru panosundan bakmaya karar verdi. Ortak salona inen merdivenleri ses çıkarmadan indi ve duyuru panosuna hızlıca bir göz gezdirdi.

1. Sınıflar İçin Bitkibilim Dersi
Yer: Seralar


Mia tekrar yukarı çıktı. Hala uyuyanlar vardı ancak artık çoğunluk uyanmıştı. “Günaydın.” diye selamladı herkesi. “Günaydın Mia.” Komidinin üzeri bu kadar eşyayla oldukça karışık görünüyordu. Hemen kendisine lazım olabilecek şeyleri bu eşya yığının arasından çekti. Bitkibilim ders kitabı, ders notlarını almak için bir parşömen, mürekkep hokkası ve elbette tüy kalemi. Hepsini çantasına dikkatlice yerleştirdi çünkü tüy kalem aşırı hareketlere oldukça hassastı. Buna rağmen gerçekten harika yazıyordu.
“Kahvaltıya gidelim mi Mia?” Bu Claire’di. Mia’nın zaman geçirmekten en çok hoşlandığı arkadaşlarından biri. “Pekala. Sen de eşyalarını yanına al da oradan direk seralara geçeriz.”
“ Bugün Bitkibilim mi varmış?” dedi Claire şaşırmış bir ifadeyle. “Tamam, bekle hemen geliyorum.” Claire beş dakikaya hazırdı. Beraber büyük salona inen merdivenlerden geçtiler. Çabuk bir kahvaltı yaptılar. Mia hiçbir zaman çok yemek yemeyi seven biri olmamıştı. Bitkibilim dersi de çok geç bir saatte olmadığından masadan kalktılar ve seralara doğru yürümeye başladılar. Claire Mia’ya döndü.
“ Tatlım, yanlış anlamazsan seralara ben önden gideyim. Beklediğim biri var da. Anlarsın ya.” Claire göz kırptı. Mia da ona gülümsedi.
“Tabi ki canım.” Böylece Claire hızla merdivenlerden çıkarken Mia da arkasından gülümseyerek yavaş yavaş yürüyordu. Seralar bahçe tarafında olduğundan kolaylıkla bulabileceğini düşünüyordu. Tam kapıdan çıkacakken kendisi ne olduğunu bile anlamadan dengesini kaybetti. Tam düşecekken arkadan iki elin onu sardığını hissetti. Şaşkınlıkla arkasını döndü. Cüppesinin sol tarafında Ravenclaw arması işlenmiş bir erkek. Gülümsedi. Mia nazikçe:
“ Teşekkür ederim.” dedi.
“Lafı bile olmaz.” diye cevap verdi. “ Sakıncası olmazsa dersliğe kadar eşlik edebilir miyim?”
“ Elbette.”
Dersliğe beraber girdiler. Yan yana oturdular. Bu çocuk esprili, güler yüzlü ve muhabbeti hoş biriydi. Mia ona gittikçe daha çok ısındığını fark ediyordu. Nihayet sınıf dolmuştu. Çok sayılmasa da sınıfı doldurmaya yetecek kadar bir kalabalık vardı. On yedi öğrenci merakla profesörün anlatacaklarını bekliyorlardı. Profesör seranın kapısını kapattıktan sonra konuşmaya başladı. Öncelikle kendisini tanıttı. Elizabeth May Whitmore. Evet, Mia onu Gryffindor Bina Sorumlusu olmasından tanıyordu. Çok sevecen ve işinin ehli bir profesördü. Onunla ders yapmak Mia için gerçekten zevkli olabilirdi. Aslında bitkibilime çok da ilgisi yoktu. Ders seçmeli olsa seçeceğinden şüpheliydi. Yine de Profesör Whitmore’un bitkibilimi de zevkli bir hale getirebileceğini düşünüyordu. Mia düşüncelerinden tekrar profesörün sesiyle sıyrıldı. Bizim için bir sürpriz hazırladığını söylüyordu profesörün güzel, berrak sesi. Kafamı hızla saksımın yanına çevirdim. Ah, bir binbir lezzette fasulyesi! Profesör bizi gerçekten önemsiyor olmalıydı. O kendi şekerleme geçmişini anlatırken ben de merakla fasulyenin kağıdını açarak ağzıma götürdüm. Ekşimsi bir tadı vardı fakat güzeldi. Bu, derse başlamadan önce gerçekten moral olmuştu. Mia’nın profesöre olan sevgisi biraz daha artmıştı. Profesör bu küçük moral faslını bitirdikten sonra dersi anlatmaya koyuldu. Mia onun talimatlarına uyarak Bitkibilim kitabını çıkardı. Profesörün de söylediği gibi her bitkinin üzerinde onun zehirlilik derecesini sınıflandıran işaretler vardı. xxxx derecesine bir asla bulaşmayacaktık. Bu bitkiler sadece bize tanıtmak amacıyla koyulmuştu. Mia zaten bunlara bulaşmak da istemezdi. Gerçekten çok ürkütücü görüntüleri vardı.

“Bu günkü dersimizin konusu Adamotlarıdır.” Adamotları mı? Mia bu kavramı hayatında ya bir, ya da iki kez duymuştu fakat hiç adamotu görmemişti. Bitkibilim kitabını hızla kurcalayarak adamotlarının bulunduğu sayfayı açtı. Profesör anlattıklarını not almalarını tavsiye etmişti. Mia bitkibilim uygulamalı bir ders olduğundan yanına parşömen falan almayı düşünmemişti aslında fakat şimdi getirdiğine şükrediyordu. Hızla çantasından parşömenini, tüy kalemini ve mürekkep hokkasını çıkardı. Herkes hevesle bir yazma eylemine girmişti. Fakat dikdörtgen bir masada on yedi kişi yazı yazmaya çalışırsa bunun zor olması elbette kaçınılmazdı. Mia bir daha bitkibilim seralarının masalarında not almaya çalışacağından şüpheliydi. Fakat şu an malzemelerini kaldırırsa profesöre saygısızlık olacağının da farkındaydı. Profesör konuşurken Mia yetiştirebilmek için kendine özgü bir stille not tutmaya koyulmuştu.

“ Adamotu = Adamkökü = Mandragora
Şifalıdır. Çirkin bebek görünümünde bir gövdesi vardır. İlginç ve değerli bir bitkidir. Bir bebeğe benzetilmesine rağmen hiç de sevimli değildir. Lanetlerin tedavisindeki panzehirlerde kullanılır ve taşlaşmış kişileri eski haline döndürür. “

Aldığı bu notlar Mia için yeterliydi. Ayrıntılara lüzum yoktu.
Profesör Whitmore şimdi dersin uygulamalı kısmına geçmişti. Bir adamotu dikecekti. Mia onu merakla takip etmeye başladı. Profesör öncelikle eldivenlerini sonra da kulaklığını taktı. Öğrencilere de aynını yapmasını söyledi. Mia okuduğu kitaptan bildiği kadarıyla adamotlarının kulak tırmalayıcı bir çığlık atacaklarını biliyordu. Bu nedenle ikiletmeden kulaklığını kulağına geçirdi. Profesör büyük bir dikkatle adam otunu kavrayıp hızla çekti. Mia’nın gördüğü şeyin etkisiyle yüzü buruştu. Bu, şu ana kadar gördüğü en iğrenç bitkiydi. Mia bir adamotu dikmenin yapmak istediği en son şey olacağını düşündü. Neyse ki kulaklıklar kulaklarını yeterince koruyorlardı ve adamotunun o bayıltıcı sesini duymuyorlardı. Fakat Mia’nın korktuğu başına gelmişti. Profesör tahmin edildiği gibi onlardan bir adamotu dikmelerini istemişti. Mia ilk başta çekindi fakat bunu yapmanın çok da zor olmayacağını tahmin etti. Elini adamotunun püsküllerine dolayarak hızla bulunduğu yerden çekti. Adamotu anında Mia’nın yüzüne bir yumruk savurdu. Mia yan tarafa çekilerek adamotunun bu saldırısından kurtuldu. Onu inceleme çalışmasından anında vazgeçerek atarcasına saksının içine bıraktı. Dikme işini dikkatsizce yaptığının farkındaydı çünkü adamotunun çığlıkları böğürtülere dönüşmüş gibi geliyordu. Fakat nihayet bu iş de bitmişti. Adamotun çığlıkları kesilmiş, toprağın içine biraz yavan da olsa dikilmişti. Zaten profesör ilk denememizde muhteşem bir şey yapmamızı beklemezdi. Aslında bu, Mia’nın ilk denemesine göre hiç de fena sayılmazdı. Birkaç öğrenci hariç herkesinki hemen hemen bu durumdaydı. Bazılarınınki ise çok daha beterdi. Mia kulaklığını ve eldivenlerini çıkararak masanın üzerine bıraktı.
Birkaç dakika sonra Mia, profesörün dersin bittiğini haber veren sesini duydu. Zorlu bir ders olmuştu onun için. Kim bilir bu böyleyse, diğer dersler nasıl olacaktı. Yine de profesör tanışma faslına uzun zaman ayırmadığı için ona minnet duydu. Profesör bir yandan onlara cesaret verici, yüreklendirici sözler söylerken öğrenciler de yavaş yavaş seraları boşaltıp, Hogwarts’a yöneliyorlardı

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir
avatar


Seviye
RP Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: I. Sınıfların I. Bitkibilim dersi [1 Nolu Bitkibilim Serası]   Salı Ağus. 18, 2009 7:11 pm

Gözlerini açtığında içeri de yoğun ve bunaltıcı bir sıcaklık vardı. Yorganını üzerinden nasıl atacağını bilemedi. Saçları sırılsıklam olmuştu. Yatağından kollarını iki yana açarak doğruldu ve ayağa kalktı. İçerisi çok havasızdı. Tüm pencereler kapalıydı. Hogwarts bahçesine bakan pencereye doğru yöneldi ve pencere kolundan tutarak kendine doğru çekti. Dışarıdan temiz hava aldı ve perdeyi pencerenin üzerini kapatacak şekilde koyarak lavaboya yöneldi. Elini yüzünü buz gibi su ile yıkadıktan sonra kendini iyi hissetmişti. Saçlarının ıslaklığı da az da olsa kuruyordu. Sabahleyinde Bitkibilim dersi vardı. Yüzünde bir an için bir tebessüm oluştu ve dolabına yöneldi. Dolabının sağ kapağını kendine doğru çekerek açtı ve içinden giysilerini alarak tekrardan kapattı. Bir kaç dakika sonra üzerini giyinmişti. Ardından aynanın karşısına geçerek başını geriye doğru yasladı ve iki eli ile birlikte saçlarını geriye sarkıttı. Saçlarının ıslaklığı biraz olsun gittikten sonra eline joleyi alarak onları nazik bir şekilde taradı ve şekil verdi. Hazır olmuştu fakat dersin başlamasına daha vardı.Erken UYanmıştı Sanki Jasper. .Daha karnını doyurmadığını fark etti aynanın karşısından ayrıldı. Aklın da ders kitaplarını alıp da gitmek geçiyordu. Çünkü şimdi karnını doyurmaya aşağıya inecekti. Daha sonra ders vaktine kadar dışarı da gezmeyi planlıyordu. Tabi zamanı kalırsa. Sonra ders vakti gelince de oradan hemen seraya geçebilirdi. Bir iki kitap ona ağırlık yapmazdı. Ders kitaplarını alarak yatakhaneden çıktı ve Mutfağa doğru yol aldı.Birden Gözüne Şu Yazı Çarptı <>
Evvett!
İşte Budur Jasper'ın zindandan sonra en sevdiği yerdir serakar.GÜlümsedi. Az sonra mutfağa ulaşmıştı. İçeriye girdiğin de bazı arkadaşları ile karşılaşmıştı. Onlara gülümseyerek selam verdi ve boş bir yere oturdu. Kitaplarını güvenli bir yere koyduktan sonra masa da olanları yemeye başladı. Karnı iyice acıkmıştı. Bilip bilmeyen iki aydan beri yemek yemiyor sanırdı. Utanç verici bir durum olsa da yemeğine devam etti. Sabahın köründe kalktığı için bu onun için yemek Sayılmazdı.. Dersin başlamasına bir saat vardı. Karnını iyice doyurmuştu Jasper. Doyduğunu hissettiğin de önünde tabağı ileriye doğru iterek geriye yaslandı. Arkadaşlarına göz attığın da aralarında konuşuyorlardı. Sanki Jasper yokmuş gibi davranıyorlardı. Bu biraz tuhafına gitmişti. Neden öyle davrandıkları hakkında hiç bir fikri yoktu. Jasper ardından bir su içerek masadan kalktı ve koridorda yürümeye başladı. Önünde küçük çocuklar saçma sapan hareketler yapıyordu. Kimiler Jasper'a dokunuyor kimileri de onu itekliyordu. Ne kadar aptallardı. Jasper onları aldırmak istemese de onlar inadına üzerine doğru geliyorlardı. Dayanamayıp küçük çocuklara bakarak bağırdı.Sonrada seranın vardığına fark etti.Yavaşça kapıyı araladı,ve içeride ön sıralardan bir yere oturdu.Ve Öğretmen girdi.Öğretmen şöyle başlamıştı
Günaydın Sevgili 1. sınıflar!Önümüzdeki 7 yıl boyunca herhangi bir aksaklık çıkmaz ise sizlerle beraber Bitkibilim derlerini işleyeceğim. Adım Elizabeth May Whitmore; Hogwarts okul müdüre yardımcısı ve Gryffindor Bina Başkanıyım'' Jasper Profesörü Oldukça Olgun Ve GÜzel Bulmuştu.Birde Şu Slytherin Sorumlusunu Bulabilse!Neyse Öğretme Konuşmalarına Şu sözlerle devam etti Şimdi size örnek olarak bir adamotu dikeceğim”. Jasper İlk Olarak Biraz Korkmuştu Herkes Gibi.Ama Bu Profesörünün İlk Görüşte Bunu Yapıcağını anlamıştı.Bakalım neler olacaktı!Öğretmen sıkıca tutundu.Jasper O anda o karalığı gitmişti ve herkes'in korktuğunu görünce o da hem korktuğundan gözlerini kapadı.Gözlerini açtıği anda Adamotu dikilmişti.Jasper tebrik etme amacında kısa süren ve hafif bir alkışladı.Öğretmen Bunu yaptıktan sonra çocukların mutlu olduğunu anlamış olmalıydı.Onun için şöyle dedi İşte bu kadar sevgili öğrencilerim. Şimdi sizden istediğim gösterdiklerimin aynını uygulamanız. Yardıma ihtiyacınız olursa ben buradayım, endişelenmeyin.” Jasper Bunu Duyduktan Sonra Bayılacaktı.Zor tutuyordu kendini.Hayatında kalpi hiç bu kadar hızlı atmamıştı.Elleri ayağı titremişti.Ama bunu yaomak zorundaydı.Önünde Duran Saksıyı Kendine DOğru Çekti.Onu Tutunca aynı bir kaktüs'e dokunmuş gibi oldu.İğrençti ama bunu yapmak zorundaydı.Ve Bunu Yapmış Olmalıydı.O Anda Öğretmenin Sesiyle Ürküldü.Ve Bunu Yapmıştı.Hemen Ellerini Çekti.Öğretmende şöyle demişti.Tebrikler başarılı cadılar ve büyücüler! Hepiniz ilk bitkibilim dersiniz olmasına rağmen oldukça başarılı oldunuz. Beni memnun ettiğiniz için bu seferlik ödev vermiyorum. Ancak bunun her zaman olacağını sanmayın sakın.” Jasper Hayatında İlk Birşeyi Başarmıştı.Ve Seradan Ayrıldı.

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
James A. Slytherin
Slytherin 1. Sınıf ~ SYB Dersliği Sorumlusu
Slytherin 1. Sınıf ~ SYB Dersliği Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 354
Ruh Hali :
Nereden : Hogwarts

Seviye
RP Puanı:
20/100  (20/100)

MesajKonu: Geri: I. Sınıfların I. Bitkibilim dersi [1 Nolu Bitkibilim Serası]   Perş. Ağus. 20, 2009 2:09 pm

İçerisinin Nem Oranı Oldukça Fazlaydı Ve Bu Oran Herkesin Terlemesine Yol Açıyordu Ve İçerisinin Ter Kokması İnsanın Burnunu Rahatsız Edip,Uyanmasını Sağlıyordu.James,Yatakhanenin Bir Köşesinde Yatağında Yarı Uyur Durumdaydı.Bu Uyumanın Her An Bir Bağırış Veya Bir Sesle Bozulacağından Emindi Ama Birkaç Dakika Sonra Alnından Yavaşça Bir Yılan Gibi Süzülüp Gözüne Düşen Teri Hiç Hesaba Katmamıştı Ve Bu Terin Değişiyle,Gözlerini Yavaşça Araladı.Kendine Gelmek İçin Birkaç Kez Kafasını Sağa Sola Sallamaya Başlamıştı.Kendisini İtmek İçin Yatağı Destek Olarak Kullandı Ve Ayağa Kalkmayı Başardı Ve Kendi Ter Kokusundan Rahatsız Oldu,Birkaç Dakika Sonra Rahatlamıştı.Burnuna Hiç Kötü Koku Gelmiyordu.Kendini Camın Yanına Doğru İtti Ve Oradaki Bir Çıkıntıya Tutunup Dengesini Sağlamaya Çalıştı,Yere Doğru Çöktü Ve Kendini İçeri Giren Orman'ın Kokusu Ve Güneş Işığının Doyumsuz Birleşimene Bıraktı Birkaç Dakika Sonra Kendini Yerden Kaldırdı Ve Slytherin Ortak Salona Baktı Birkaç Tane Büyücü Ve Cadı Gördü.Hemen Salona Doğru Yürümeye Başladı.Burayı Daha Çok İyi Tanıyamamıştı,Kendisini Yabancı Bir Yerde Gibi Hisediyordu Sanki Burası Hogwarts Değildi,Abisinin Anlattığı "Hogwarts" Yoksa Burası Değil Miydi?.Aklı Çok Karışmıştı Bu Karışıklığın Arasında "Ortak Banyo"yu Arıyordu Ve Birkaç Dakika Sonra Gelen Seslerden Oraya Yaklaştığını Anladı Ve Oraya Doğru Kendisini İtti Ve Orada Boş Bir Kabin Bulabilmek İçin Dua Etti.Biraz Şanslıydı Sonra Kalan Bir Kabini Yakalayabilmişti.Hemen İçeri Daldı Ve Üzerindekileri Çıkarmaya Başladı.Üzerinde Duran Atleti Hızlıca Çıkarıp Kabinin Bir Kenarına Attı Ve Altındaki Pantolonunu Yavaşça Çıkardı,Sona Boxer'ı Kalmıştı Onu Da Bir Çırpıda Çıkardı Ve Kendini Çıplak Hissediyordu.Daha Sonra Vanayı Çevirdi Ve Üstten Akan Suya Kendini Kaptırdı.Vücuduna Çarpan Suyla Kendinden Geçmişti Ve Saat'i Unutmuştu Birden Geç Kaldığı Aklına Geldi Ve Boxer'ını Giyip Hemen Kabinden Çıktı.Ortak Salonda Yok Denecek Kadar Az Kişi Vardı Ve Onlarda Kapıya Doğru Koşuyorlardı.James,Hemen Kendini Erkekler Yatakhanesine Attı.Giysilerini Hemen Giydi,Birkaç Dakika Saçını Yaptı Ve Parfümünü Sıkıp Kapıya Akın Etti,Kendinden Geçmiş Bir Durumda Dışarıya Çıktı Ama Geç Kalmadığını Dışarıda Gezinen Birçok 1. Sınıf Öğrenciden Anladı Ve Yavaşça Gömleğinin Düğmelerini İliklerken Bir Yandan Ortak Salona Doğru İniyordu Ki Kitaplarını Ve Parşömeni Unuttuğunu Hatırladı.Koşarak Onları Aldı Ve Yeniden Ortak Salona Doğru Koşmaya Başladı.Biraz Sonra Oraya Varmıştı,Hemen "Slytherin Masasına" Doğru İlerledi Ve Oradaki Birkaç Çocuğun Yanına Oturup Onlarla Sohbet Etmeye Başladı.Maçlardan Ve Kızlardan Başka Sohbet Ettikleri Birşey Yoktu.Sıkılmaya Başlamıştı Önünde Duran Tabaktan Bir Hamburger Aldı,Kalktı Ve Giderken Onlara Görüşürüz Biçiminde Bir Hareket Yapıp Bazı Şeyleri Almak İçin İhtiyaç Dolabına Doğru Yola Koyuldu.Hogwarts'ın Dar Koridorlarında Yürüyordu Ve İçinde Düşündüğü Şeyleri Yüzü Yansıtıyordu Neredeyse.Birkaç Tane Çocuğun Farklı Yönlerden Onun Önüne Doğru Geldiğini Farketti Ve Kendini Kasmadan Yoluna Devam Etti Birkaç Dakika Sorna Çocukların Önüne Geçtiğini Gördü.Birkaç Dakika Sonra Önünü Kestiler Ve Ondan Ödevlerini Yapmalarını İstediler.James Onlara Kafa Tuttu.Birkaç Darbe Yedikten Sonra Sinirlendi Elini İstemsizce Yumruk Haline Getirdi Ve Çocuğun Burnuna Hızlıca Geçirdi.Çocuk Yelteleyerek Yere Serildi,Diğer Çocuklar James'e Bakıyordu.James Aralarından Sıvışmak İçin Yer Arıyordu.Birkaç Dakika Sonra Gözlerinin Çocuğa Kaydığını Gördü Ve Aralarından Koşarak Kaçmaya Çalıştı Ne Yazik Ki Çocuklar Peşini Bırakmamıştı Ama James İlerde Duran Karanlık Bir Boşluk Gördü Onlar Görmeden Kendini Onun İçine Fırlattı Ve Hmen Orada Onları İzledi Birkaç Dakika Sonra Onların Gittiğini Gördü Ve Ayağa Kalkıp Üstünü Silkedi Ve Kitaplarını Almak İçin Ortak Salona Döndü Ve Dönerken Kapıdaki Yazıyı Gördü < YAPILACAK OLAN 1. SINIFLARIN İLK BİTKİBİLİM DERSİ, 1 NOLU BİTKİBİLİM SERASINDA OLACAKTIR.BÜTÜN BİRİNCİ SINIFLARA DUYURULUR!>> Yazıyı Okuduğunda,Yanlış Kitaplarını Aldığını Anladı Ve Kitapları Alıp Değiştirmek İçin Slytherin Erkekler Yatakhanesine Doğru Yola Koyuldu.BBitkibilim Dersinin Olmasına Sevinmişti Bu Onun İçin Bir İlk Olacaktı Ve İlk Dersi "Bitkibilim" Olacaktı.Yüzünde Kin Ama Yüreğinde Neşe Doluydu.Aşağıya Doğru İniyordu.Biraz Sonra Aşağıya İnmişti Ve Zindanlara Giden Merdivemi Bulması Uzun Sürmemişti.İndikçe Azalan Nem Oranı Ve Serinlik James'i Rahatlatmıştı.Birkaç Dakika Sonra Seraları Gördü.O Anda Çocukların Peşinde Olduğunu Gördü Ve Koşarak Seralara Doğru Yol Aldı Birkaç Dakika Sonra Serya Varmıştı Ve Onlar Burada James'e Birşey Yapamazlardı.Çünkü;Profesör Buradaydı.James Rahat Bir Biçimde Arkalardan Bir Sıraya Oturdu Ve Alnındaki Terleri Elinin Tersiyle Sildi.İçinden Bir Oh Çekti Ve Sıraya Yayıldı.Birkaç Dakika Sonra Profesörün Sesini Duydu “Günaydın Sevgili 1. sınıflar!Önümüzdeki 7 yıl boyunca herhangi bir aksaklık çıkmaz ise sizlerle beraber Bitkibilim derlerini işleyeceğim. Adım Elizabeth May Whitmore; Hogwarts okul müdüre yardımcısı ve Gryffindor Bina Başkanıyım.James Bu Sözden Sonra Öğretmenden Birazcık Çekinmeye Başlamıştı.Ne De Olsa Müdür Yardımcısıydı Ve En Ufak Yaramazlık Veya Birşeyde Başına Geleceklerden Haberi Olmuştu Ve Buna Göre Davranacaktı.Buna Karar Verdiğinde Öğretmenin Sesini Duydu Ve Sesine Odaklandı.Sizlere Bitkibilimin esaslarını öğretmek benim için bir mutluluk ve onurdur küçük cadılar ve büyücüler.” Şakaya Tahamülü Olmadığı Belliydi,Yüzündeki Gergin Hatlar Bunu Anlatıyordu Ve Sesindeki Disiplin Onlara Zindan Olacak Bir Yılın Habercisiydi.James Gideek Tırsmaya Başlamıştı Ve Bu Konuda Haklıydı.Daha Sonra Öğretmenin Sözüne Dikkat Kesildi “Eveeet, uzun soluklu dersimize başlamadan önce saksılarınızın yanlarında bulunan küçük bir sürpriz ağınızı tatlandırır diye düşündüm.” James,Şaşkınlıkla Elini Pakete Uzattı Ve Açıp Bir Tane Aldı."Mayhoş Limon" Hoşuna Gitmeye Başlamıştı,Birtane Daha Ağzına Attı Ve Tükükürerek Ağzından Çıkardı "Kızarmış Acı Biber" Diye Öğürdü İçinden.Daha Sonra Paketi Kapıttı Ve Profesöre Odaklandı Ve Sözlerini Dinlemeye Koyuldu “Bin Bir Lezzette oldukları çok doğru. Ben henüz beş yaşında bir cadıyken arkadaşım ‘Sır Tadında’ yediğine yemin etmişti.Ben de sonrasında, inanıp art arda on kutu Bertie Bott yemiştim. Tabi karşılaştığım onca tattan hiçbiri o aradığım ‘Sır Tadında’ değildi ve hayal kırıklığı yüzünden o gün bu gündür hiç yememiştim. Ancak birkaç küçük şekerlemenin zararı olmaz değil mi?Imm, brokoli tadında. Ehh o kadar da kötü değil.” James Öğretmenin Dediklerine Gülmüştü.Biraz Komiğine Gitmişti Ama Küçükken O Da Zehirli Bir Şekerleme Aramak İçin 3 Paket Yemişti.Sonunda Bulamayınca Hayal Kırıklığına Uğrayıp Bu Olayı Unutup Kendisini Avutmak İçin Birkaç Tane Şekerleme Almıştı.O Bunları Düşünürken Öğretmen'in Sesi Kulaklarında Çınlıyordu.“Sevgili cadılar ve büyücüler hepinizden ‘Yeni Başlayanlar için Temel Bitkibilim’ kitabınızı açmanızı rica ediyorum. Evet gördüğünüz gibi bu kitap size Bitkibilim çalışmalarınıza destek olmak ve çevremizde bulunan çeşitli örnekleri tanıyabilmenize yardımcı olmak için tasarlandı. Her bitkiyi tanıtan kısmın üzerinde ‘X’ ler göreceksiniz. Bu S.B.S düzeyinde sınıflandırmadır. Yani Sihir Bakanlığı Seviyesi anlamını taşıyan kısaltma demek oluyor ki Bu x işaretleri sizin için bakanlık tarafından bitkilerin zararlı olma düzeylerini göstermektedir.Bizzat tanımadığınız bitkilere dokunmaya kalkışmamanız makul olur, çünkü tehlike derecesi zevk olsun diye verilmedi. Öte yandan, eğer bitki size dokunursa, derhal tıbbi yardım isteyin! xxx’e kadar olan bitkiler herhangi yetkin bir büyücü tarafından idare edilebilir. Ancak, xxxx ve üzeri uzmanlık gerektirir.” Büyük Bir Dikkatle Ona Bakıyordu Ve Onun Ağzından Çıkan Her Kelimeyi Beynine Kazıyordu.Bu Dersten Gittikçe Zevk Almaya Başlıyordu.Yıkılacak Kurallar Ve Müdür Yardımcısı Olan Bir Profesör Oldukça İlginçti Ve Bu Onun Dikkatını Çekmişti.Öğretmeni Dinlemeye Başladı “Bu günkü dersimizin konusu ‘Adamotları’dır. Dileyen söylediklerimi not alabilir.Ki almanız sizin faydanıza olacaktır. Çünkü sene sonu sınavlarında anlattığım bilgilerin size faydası büyük olacaktır.” , diyerek dersin esas kısmına geçti Elizabeth ve devam etti “Adamotu ya da Adamkökü; Mandragora olarak da adlandırılır ve şifalı bir bitkidir. Toprağın üst kısmında kalan yerleri morumsu yeşil renkte püskülleridir, önlerinizde gördüğünüz gibi. Kafasının dibinden biten yapraklarıyla, kök yerine küçük, çamurlu ve oldukça çirkin bir bebek görünümünde gövdeye sahip olan ilginç ve değerli bir bitkidir. Açık renkli benekli bir cilde sahip olan çirkin yüzü birazdan göreceğiniz gibi bir bebeğe benzetilse de hiç sevimli değildir. Adamotları biçimleri değiştirilmiş ya da lanete uğramış kişileri normale döndürmek için yapılan panzehirlerde kullanılır. Özellikle ‘Taşlaşmış’ kişileri eski haline döndüren iksir yapımında kullanıldığı için bu bitki paha biçilemez bir değere sahiptir. Çoğu zaman adamotlarının ateş rengine büründüğü ve geceleri şimşek gibi gümüşi ışıklar yaydığı gibi söylentiler kulaktan kulağa dolaşır. Titrek bir alev veya parıldayan bir yıldız gibi göründüğünü öne süren büyücü ve cadılar bazen adamotlarına bu yüzden 'Şeytan Mumu' demişlerdir. Bu bir dereceye kadar doğrudur; zira sıcak iklimlerde yetişen bir bitki olan adamotlarının üzerinde sık sık ateşböcekleri toplanır ve büyücülerin sözlerini kısmen doğrular.” Cebindeki parşömene Bunu Yazmaya Başlamıştı Ve Bu Derste Oldukça Eğlenebilecek Bilgi Vardı.Bu Dersten Giderek Hoşlanıyordu Ama Yüzündeki Kin Ve Nefret Dolu Çizgiler Ve Hatlar Hala Duruyordu.Daha Sonra Profesörün Sesini Duydu Ve Gözlerini Ona Doğru Çevirdi “Adamotları sır saklamaya ve kaprisli olmaya başladıkları zaman büyüdüklerini anlayabiliriz. Ergenliğe ulaştıklarında yüzlerinde sivilceler belirir ve bu ergenlik sivilceleri geçtiği zaman tekrar dikilmeye hazır olan adamotları, birbirlerinin saksılarına doğru hareket ettikleri zaman olgunlaştıkları anlaşılır. Bundan bir süre sonra kesilip kaynatılmaya hazır hale gelmeye başlarlar. Kaynatıldıktan sonra da panzehirlerin hammaddeleri olmak için hazır hale gelirler. Asıl dikkat etmeniz gereken, erişkin adamotlarının çığlıkları sizi öldürebilir. Ancak önünüzdeki gibi fide halindeki ve henüz ergenliğe ulaşmamış adamotlarının çığlıkları yalnızca bir süre baygın kalmanıza sebep olur. Ayrıca adamotları topraktan çıkmayı sevmedikleri gibi toprağa girmeyi de sevmezler. Her iki durumda çığlık çığlığa bağırarak küçük ancak sağlam yumruklarını savururlar. Bu yüzden saksıların yanına kulaklıklar yerleştirdim. Adamotu dikimine başlamadan önce kulaklıklarınızın sıkıca kulaklarınızı kapattığından emin olmalısınız." James İçinden Gülümsedi Ve Bunları Not Etti.Daha Sonra Öğretemenin Sesini Net Bir Şekilde Duymak İçin Elleriyle Kulaklarına Başınç Uyguladı Ve DahaSonra Onun Sesini Duydu Şimdi size örnek olarak bir adamotu dikeceğim” James,Önünde Duran Kulaklığı Kulağına Geçirdi Ve Hemen Kulakarına Başınç Uyguladı.Birazdan Bağırışları Duymak İçin Sabırsızdı.Kulaklıkta Olsa Ses Geliyordu Çünkü.Biraz Sonra Gördüğü Çirkinlik Karşında Gülümsemişti.Öğretmen Onu Diktikten Sonra “İşte bu kadar sevgili öğrencilerim. Şimdi sizden istediğim gösterdiklerimin aynını uygulamanız. Yardıma ihtiyacınız olursa ben buradayım, endişelenmeyin.” James Gözleriyle Odaya Baktı Ve Kendisine Bakan Kişilere Şöyle Bir Bakış Attı Ve Hepsi Önüne Döndü Daha Sonra Profesörün Sesini Duydu “Tebrikler başarılı cadılar ve büyücüler! Hepiniz ilk bitkibilim dersiniz olmasına rağmen oldukça başarılı oldunuz. Beni memnun ettiğiniz için bu seferlik ödev vermiyorum. Ancak bunun her zaman olacağını sanmayın sakın.” James,Önünde Duran Parşömeni Ve Kitabı Alıp Yavaşça Sınıftan Çıkmak İçin Kapıya Yöneldi Ve Dışarı Çıkan Çocuklarla Konuşarak Bir Dahaki Dersin Sınıfına Doğru Yola Koyuldular...


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nephele L. Proteus
Slytherin 1. Sınıf
Slytherin 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 263
Ruh Hali :
Nereden : İngiltere.

Seviye
RP Puanı:
30/100  (30/100)

MesajKonu: Geri: I. Sınıfların I. Bitkibilim dersi [1 Nolu Bitkibilim Serası]   Paz Ağus. 23, 2009 9:39 am

Nephele gözüne giren güneş ışıkları sayesinde yataktan haffiçe doğruldu. Gözlerini zorlukla açtı ve esnedi. Yataktan kalkarken üst taraftaki yatağa başını vurmamak için başını hafifçe eğdi. Cama doğru yavaş adımlarla yürüdü. Hava bugün inanılmaz derecede sıcak olacağa benziyordu. Yatakhanenin neredeyse boş olduğunu görünce, aklına "Bitki Bilim" dersi geldi. Hızlı bir hareketle yatağını topladı. Her zaman düzenli olmayı severdi. İkizinin aksine daha düzenliydi zaten.
Fazla ses çıkarmamaya özen gösteriyordu. Üzerindeki geceliğini çıkartıp binasının özel okul formasını giyindi ve en sonda cübbesini sırtına geçirdi. Aynada ne kadar süre kendini izlediğini bilmiyordu. Duvardaki tahta saate baktı. Saçlarını taradı, toplamadan sadece bir taç taktı ve sadece yüzüne Muggle rujlarından birini dudağına sürdü. Yatakhaneden çıkarken ikizinin yanağına bir öpücük kondurdu. Bugün hiç olmadığı kadar iyimserdi.
Yatakhaneden ayrıldıktan hemen sonra Ortak Salon'un merdivenlerinden hızla indi. Salon'da bir kaç öğrenci dışında kimse yoktu. Onlarında ödev yapmakla meşgul olduklarından emindi. Ortak Salon'un kapısında asılı olan notu görünce adımları daha da hızlandı. Ve sonunda binasından ayrılmıştı.
Büyük Salon'a girerken adımlarını yavaşlattı. Sakin bir tavırla içeriye girdi. Binasının masasına oturduğunda herkesin daha yeni uyandığını farkedebiliyordu. Karşı masadaki Gryffindor'lu öğrencilere bakarak pis pis sırıttı.
-Zavallılar- diye düşündü. Yemeğini yerken bir yandan da Gelecek Postası'nı okuyordu. Her gün yeni bir olay. Balkabağı suyundan son yudumunu aldıktan sonra masadan yavaşça kalktı. Bina arkadaşlarına başıyla selam verip Büyük Salon'dan yavaş adımlarla çıktı.
Hogwarts'ın bahçeye açılan büyük kapısından çıktığında güneş ışıkları gene gözlerini almıştı. Cübbesini tutarak arazide yürümeye başladı. Bitki Bilim seralarına ulaşmak üzereydi.
-Neden bu kadar uzağa yaparlar ki dersliği?- diye düşündü. Az sonra kendisini o tuhaf serada bulmuştu.
Ders neredeyse başlamak üzereydi. Profesörün son gelen öğrencileri beklediği yüzünden anlaşılıyordu. Hemen arkadaşlarının olduğu bir yere doğru hareket etti. Profesörün onu incelediğinin farkındaydı. -Umarım gene Daff'le karıştırılmamışdır.- diye sıkıntıyla düşündü.
O sırada Bayan Whitmore kapıyı asasının zarif bir hareketiyle kapatıp yüzündeki tatlı tebessümle öğrencilere dönmüştü.
“Günaydın Sevgili 1. sınıflar!”, diyerek başladı konuşmaya ve devamında “Önümüzdeki 7 yıl boyunca herhangi bir aksaklık çıkmaz ise sizlerle beraber Bitkibilim derlerini işleyeceğim. Adım Elizabeth May Whitmore; Hogwarts okul müdüre yardımcısı ve Gryffindor Bina Başkanıyım.”, dedi. Sanki kendisiyle gururlanıyor gibiydi. Nephele kendisine hakim olamayarak yüzünü tiksinmiş bir şekilde buruşturdu. ”Sizlere Bitkibilimin esaslarını öğretmek benim için bir mutluluk ve onurdur küçük cadılar ve büyücüler.”, dedi Bayan Whitmore, Nephele sesinin ciddi çıkmasından rahatsız olmuştu.
Bayan Whitmore'un konuşmalarını dinlemekten daha şimdiden sıkılmıştı. Ara sıra göz temasına girip dinliyormuş gibi yapıyordu. Bir ara "adamotu" kelimesi dikkatini çekse de kısa bir süre sürmüştü. Nephele cebindeki boş parşomeni çıkarttı. Tüy kalemini cebinden de alarak kısa kısa notlar almaya başladı:


"Adamotları sır saklamaya ve kaprisli olmaya başladıkları zaman büyüdüklerini anlayabilirmişiz. Ergenliğe ulaştıklarında yüzlerinde sivilceler belirir " -Iyy iğrenç- diye düşündü. Parşomene not almaya devam etti: "ve bu ergenlik sivilceleri geçtiği zaman tekrar dikilmeye hazır olan adamotları, birbirlerinin saksılarına doğru hareket ettikleri zaman olgunlaştıkları anlaşılır.(Bunu unutma!) Bundan bir süre sonra kesilip kaynatılmaya hazır hale gelmeye başlarlar. Kaynatıldıktan sonra da panzehirlerin hammaddeleri olmak için hazır hale gelirler.
DİKKAT=Erişkin adamotlarının çığlıkları öldürebilir. Ancak önünüzdeki gibi fide halindeki ve henüz ergenliğe ulaşmamış adamotlarının çığlıkları yalnızca bir süre baygın kalmanıza sebep olur. Ayrıca adamotları topraktan çıkmayı sevmedikleri gibi toprağa girmeyi de sevmezler. Kulaksız olmadan yaklaşma!"


O sırada Bayan Whitmore; ellerini birbirine kenetleyip gerindikten sonra büyük bir profesyönel gibi ellerini adamotunun köklerine sardı. Sıkıca tuttuğu adamotunun püsküllü sapını kavrayıp tüm gücüyle çekmiş gibiydi. İşte tam o sırada iğrenç bir yaratık ortaya çıkmıştı. Nephele'in gözleri kocaman açılmıştı. Hemen ellerini kulaklarının üzerine götürdü. Bu saçma adamotu yüzünden bayılmak ve hatta ölmek istemezdi.
Bayan Whitmore'a gelen yumruklara baktıkça gülesi geliyordu. Kendini ciddi bir işe adamış gibi görünüyordu. Ama bu eğlence fazla uzun sürmedi. -Yıllarını bu işe vermiş olmalı, bu delilik!- diye düşündü. Bayan Whitmore avuçladığı son toprak parçasını da adamotunun üstüne kapatmıştı. “İşte bu kadar sevgili öğrencilerim. Şimdi sizden istediğim gösterdiklerimin aynını uygulamanız. Yardıma ihtiyacınız olursa ben buradayım, endişelenmeyin.” dedi Bayan Whitmore.
Söylemesi kolaydı. Nephele önündeki saksıya tiksinerek ve ürkerek baktı. Yandaki ve karşısındaki öğrencilerin yapmalarını bekliyordu. Ama herkes birbirini bekliyor gibiydi. Sonunda herkes pes etmiş ve adamotlarıyla uğraşmaya başlamıştı.

Nephele önündeki saksıya baktı ve hızlı bir hareketle saksıdan adamotunu çekti. İğrenç bir çığlık sesiydi. Herkesin adamotunun çığlık sesleri işi daha da zorlaştırıyordu. Başını kaldırıp Bayan Whitmore'a baktı. Hafiften gülümsedi ve hemen adamotunu gömmeye başladı. Terlediğini hissedebiliyordu. İşte sonunda adamotunu ekebilmişti. Eldivenlerini ve kulaklıklarını çıkartan öğrenciler Bayan Whitmore'a döndü. Nephele cübbesinin çamurlandığını görünce öfkelenmişti. Sesini çıkarmadan profesörü dinlemeye başladı.
Kendiyle gurur duyar gibiydi sesi, “Tebrikler başarılı cadılar ve büyücüler! Hepiniz ilk bitkibilim dersiniz olmasına rağmen oldukça başarılı oldunuz. Beni memnun ettiğiniz için bu seferlik ödev vermiyorum. Ancak bunun her zaman olacağını sanmayın sakın.” , dedi şakayla karışık gülümsemişti. Son olarak, bir dahaki dersimizde görüşmek üzere, hepinize iyi günler dilerim.”, dedi Bayan Whitmore, eşyalarını toparlayarak seradan ayrıldı.
Nephele elinde tuttuğu eldiveni yere fırlattı. Daha fazla bu saçma ve iğrenç yerde duramazdı. Seradan hızlı adımlarla çıkmıştı. Arkasından gülmeye başlayan Gryffindor öğrencilerine adeta nefret doul gözlerle baktı ve:
-Siz kendi halinize bakın, ufaklıklar!
Sözlerini hızla söyleyip arazide hızla yürümeye başladı. Cebindeki parşomen düşmesin diye eliyle cübbesini tutuyordu. İğrenç göründüğünün farkındaydı. Bu haliyle kimse onu görmemeliydi. Hemen yatakhaneye gitmeliydi. Hogwarts arazisinden ayrılarak binasının yolunu tuttu.

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
I. Sınıfların I. Bitkibilim dersi [1 Nolu Bitkibilim Serası]
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Evapsie :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Hogwarts V. Kat ::  Bitkibilim Dersliği-
Buraya geçin: