Evapsie

Harry Potter ve RPG'nin birleştiği adres(:
 
AnasayfaKapıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 1. Sınıflar, 1. Ders

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir
avatar


Seviye
RP Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: 1. Sınıflar, 1. Ders   C.tesi Ağus. 15, 2009 1:56 am

Judith'in sabah gözlerini açıp yatağında doğrulduğunda ilk dikkat ettiği şey hava durumuydu. Havanın açık olduğunu görünce yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi ve hemen yerinden kalktı.

Kahvaltı için büyük salona vardığında içeride çok kişi görmedi. Çoğu kişi hala uyuyor olmalıydı. Öğretmenlerin masasına doğru yürüdü ve kendi yerini buldu.


'Uzunca bir kahvaltı yaparım.' diye düşündü kendi kendine. 'Zaten ilk ders benim değil. Zamanım bol.'

Yemeyi bitirince -ki bu masaya oturmasından baya sonra oldu- hemen yerinden kalktı. Salonda hiç öğrenci kalmamıştı zaten. Ders alanına gidip hazırlanması gerektiğini düşündü, daha ilk ders için hazırlayacak nesi vardıysa.

Dışarı çıkınca güneşin ne kadar aldatıcı olabileceğini kendi kendine bir daha kanıtladı. Önünü hiçbir bulut kapamadığı için pırıl pırıl parlayan güneş, dünyayı ısıtmıyordu. Rüzgar da serin esiyordu. Bahçedeki dersliğe doğru ilerlerken göz ucuyla yokuşun aşağısındaki düz arazide bir araya toplanmış öğrencilere baktı. Kısa bir süre sonra yaklaşık bu büyüklükteki bir grup, kendi karşısında olacaktı.

Dersliğe gidip önceki geceden ayarladığı şeyin planlarına uygun gittiğini görünce çok sevindi. Gerçi herşeyin iyi gitmemesi için hiç sebep yoktu ama herşeyin iyi gitmesi için de yoktu, eğer o açıdan bakılırsa.


“Wingardium leviosa.” diyerek devasa saksıyı bulunduğu köşeden havalandırıp, dersliğin ortası olarak planladığı yere koydu. Sonra bulunduğu yere oturdu.

Bir süre sonra öğrenciler gelmeye başladı. Öğretmenlerini görüp “Ne yapıyor bu böyle?!” der gibi bakanlar da vardı, onun gibi yere oturup yanındakilerle konuşmaya devam edenler de.

Judith ayağa kalktı. Öğrencilerin çoğu bakışlarını ona yönlendirdi, birkaçı ise kendi halinde konuşmaya devam etti.


“Ben Judith Monique Delgado. Burada olduğunuza göre bildiğiniz üzere, sihirli yaratıkların bakımı öğretmeniyim. Dersimde çok dikkat etmenizi istiyorum, zira böyle yapmanız sizin yararınıza olacaktır. İlk birkaç derste olacağını pek düşünmesem de, revire gitmek zorunda kalmanızı istemem.”

Judy öğrencilerin bakışlarını süzdü. Bazıları onun saçmaladığını düşünüyorlardı sanki, bazıları ise “Ne söylerseniz yaparım.” şeklinde bir havaya bürünmüştü. Bir tanesi elini kaldırdı.

“Sanırım ne sormak istediğini biliyorum. Bitkibilim dersinde olmadığımıza göre bir saksının burada ne işi var? Ben olsam ben de bunu merak ederdim. Bu saksının içinde,” Saksıyı gösterdi. “Bahçeye yayılmasını istemediğim birşey var. Temizlemek gerçekten zor olabiliyor. Ne olduğunu bilen var mı?”

Kimseden tepki gelmeyince kolunda tuttuğu tokayla saçını topladı ve cebinden bir çift beyaz, plastik eldiven çıkarıp önce sağ sonra da sol eline geçirdi eldivenleri. Dev saksının yanına gitti. Saksı onun karın hizasına kadar geliyordu, ayrıca içine en az yirmi tane Judith sığardı elbet. Elleriyle saksının içinden mantara benzeyen, yer yer siyah, yer yer pembe birşey çıkardı.

“Bu bir cörkpâre. İskandinavya'da ortaya çıkmış ve kuzey Avrupa'ya oradan yayılmıştır. Solucanlarla beslenir ve toprağın içinden solucanları köklerle değil de, dokunaçlarıyla bulur. Çok hızlı çoğalırlar. Dün gece bu saksıda sadece üç tane bırakmıştım. Şimdiyse saksı bunlarla dolu.” Birkaç saniyeliğine durdu ve başıyla bir torbayı işaret etti. “Zehirli değillerdir, ama yine de eldivenlerden giymeniz daha iyi olur.”

Kendi elindeki cörkpâreyi saksıya geri koydu. Öğrenciler yavaş yavaş yaklaşıyordu. Hevesli birkaç öğrenci çoktan bu yaratıkları ellerine almış, hediye olarak yeni bir oyuncak almış çocuklar gibi evirip çevirip her tarafınını inceliyorlardı -böyle basit bir yaratık ne kadar incelenebilirse. Bazıları ise geride kalmış, yüzlerinde “Keşke bu derse gelmeseydik” ifadesiyle iğrenmiş bir şekilde saksıya yaklaşıyorlardı.

Judith bir süre hepsinin cörkpârelerle haşır neşir olması için zaman verdi.

Dersin sonlarına doğru ödevlerini vermek için yeniden konuşmaya başladı.


“Cörkpârenin S.B.S'si 'sıkıcı'dır. S.B.S'nin ne olduğunu bana kısaca açıklayacaksınız. Ayrıca dersin başında size cörkpârenin bahçeye yayılmasını istemeyeceğimi söylemiştim. Eğer bahçeye yayılsaydı, onları yoketmenin en etkili yolu ne olurdu? Bunların ikisini ödev olarak istiyorum. Ders bitmiştir, gidebilirsiniz.

Öğrencilerin yavaş yavaş uzaklaşmasını izledi, ve sonra kendisi de tam tersi yönde yola koyuldu. Daha yapacak işleri vardı.

RP Out: Bu konu, 22 Ağustos saat 11'de kapatılacaktır. Ona göre RP'lerinizi gönderin.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Blaise R. Longrange
Slytherin 1. Sınıf ~ KSKS Dersliği Sorumlusu
Slytherin 1. Sınıf ~ KSKS Dersliği Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 521

Seviye
RP Puanı:
40/100  (40/100)

MesajKonu: Geri: 1. Sınıflar, 1. Ders   Ptsi Ağus. 17, 2009 2:33 pm


    Sonunda dersten çıkmış olduğuna sevinen Blaise Elanine’i alarak kendini sınıftan dışarı attı. Luna derste uyumuş, Blaise onu görüncede kıpkırmızı kesilerek zilin çalmasıyla birlikte oturduğu yerden fırlamıştı. Arkadaşları da arkasından bakarken Luna çoktan sınıfı terk etmişti. Blaise Luna’nın o haline hala gülüyordu , Elaine’e bakınca onunda kendini tutamayarak sırıttığını gördü. Sınıfın kapısına gidip Cle’yi beklediler. En sonunda oda katıldı ve Blaise;

    Luna’yı bulalım” deyince iki kız da evet anlamında başlarını salladılar. Hep beraber Luna’nın nerede olabileceğini tartışarak bahçeye giden koridora yöneldiler. Blaise o boğucu yerden çıktığına memnundu tam ağzını açmış;

    Biraz temiz ha-” diyordu ki yerdeki kızı farketti. Kim olduğunu anlaması için yakından bakmasına gerek yoktu. O sapsarı , kıvırcık saçları nerede olsa tanırdı. Luna! Üçü birden hızlanıp kalabalığa yaklaşırken Luna doğrulmuş, etrafına bakınıyordu. Ağladı ağlayacak gibiydi. Blaise , Elaine ve Cle ağızları bir karış açık önlerindeki manzarayı seyrediyorlardı. Blaise kendine gelerek hemen yaklaşıp elini Luna’ya uzattı. Bir şeyi olup olmadığını merak ediyor , canının yanıyor olmasından delicesine korkuyordu. Luna’nın başına bir şey gelmesi onun dünyasının başına yıkılması demekti. O kız onun her şeyiydi. Derken Luna hışımla döndü;

    Sakın ağzınızı açmayın!” adeta hırlıyordu. Sonra da ince, uzun parmağını ikizi ve Blaise’e doğrultarak tekrar ;

    Özellikle siz ikiniz” diyerek hırladı. Blaise nasıl bir tepki vermesi gerektiğini bilemeyerek Elaine ve Cle’ye döndü. Biri sırıtıyor , diğeri ise endişeyle Luna’ya bakıyordu. Blaise tam iyi olup olmadığını soracaktı ki Luna bileğini ondan çekerek kurtardı , sonra da arkasına bakmadan hızlı adımlarla uzaklaştı. Blaise ise öylece arkasından bakıyor, yarı kızgın yarı üzgün bir halde dikiliyordu. Elaine’in onu dürtmesiyle kendine gelerek ikilinin peşinden Sihirli Yaratıkların Bakımı dersinin yapılacağı yere doğru yürümeye başladı.
    En sonunda ders alanına varmışlardı, Blaise kafasını kaldırıp bakınca profesörün yerde oturduğunu farkederek şaşırdı. Dönüp Cle’ye bakınca onun da şaşırmış olduğunu gördü. Suratını buruşturarak ;

    Neden yerde oturuyor?” diye sordu. Bundan hiç hoşlanmamıştı çünkü o kadın yerde oturmaya devam ederse mecburen onlarda oturacaktı. Cle ise sadece omuz silkmekle yetindi. Derken onu gördü , biraz önce onu ne kadar sinirlendirmişte olsa Blaise anında gevşeyip her şeyi unutarak Luna’ya doğru yürümeye başladı. Rüzgar estikçe saçları simsiyah cüppesinin etrafında uçuşuyordu. İşte yine olmuştu,kendini kaptırmış aptal gibi ayakta dikiliyordu. Luna ise onun farkında değil gibiydi. O tam bunları düşünürken Luna kafasını çevirip gözlerini Blaise’in üstünde gezdirdi. Sanki o da Blaise’i ilk defa görmüş gibiydi »Bunun adı kesinlikle aşk« diye düşündü Blaise ve hemen Luna’nın yanına gelerek yavaşça oturdu. Blaise tüm ciddiyetini takınarak yavaşça ;

    Kendini nasıl hissediyorsun?” diye sordu. Luna oldukça hüzünlü bir gülümsemeyle;

    Ne zamandan beri bunu umursuyorsun?” deyince Blaise sevgilisinin yüzüne uzunca bir süre baktıktan sonra iç geçirerek ;

    Seni gördüğüm ilk andan beri umursuyorum çünkü sana aşık oldum. Yani seni umursamamam gibi bir şey söz konusu bile değil. Sonuçta bir insanı düşünmeden birkaç saniye bile geçiremiyorsa onun başına ne geldiği seni ilgilendirir,aşkım” dedi. »Aşkım..« diye düşündü. Onun ne kadar muhteşem olduğu ortadaydı ve onu üzmek yapacağı en son şey olurdu. Derken profesörün sesi düşüncelerini dağıttı. Genç bir kadındı ve gerçekten hoş biriydi. Kahverengi saçları omuzlarına dökülüyor , masmavi gözleri ise heyecanla parlıyordu. »Belki de öğretmen olmak çok daha heyecan vericidir.« Blaise profesörün isminin Judith olduğunu öğrendi ve o saçma sapan kendinize-dikkat-edin nutuğunun tek bir kelimesine bile kulak vermeyerek Luna’yı seyretmeye devam etti. Bu arada –sonradan Gryffindor’dan olduğunu öğrendiği kız– aptalın teki elini kaldırdı fakat Profesör Judith onu susturarak ortadaki saksının içinde ne olduğunu anlatmaya koyuldu. »Cörkpâre mi? Şekerpare gibi mi? Çok severim« Blaise sırıtıyordu, Luna’da ne olduğunu sorarcasına kaşını kaldırarak baktı. Blaise onun kulağına;

    Bir şey yok sevgilim” diye fısıldayınca gülümseyerek dersi dinlemeye devam etti. Profesörse elindeki o iğrenç nesneyi saksısına tıkmakla meşguldü. Birkaç öğrenci tereddüt ederek cörkpârelere yaklaşmış, ürkek tavırlarla ellerine almaya çalışıyorlardı. Bazılarıysa –ki çoğu Slytherin binasındaydı– iğrenmiş bir şekilde uzaklaşmaya çalışıyorlardı. Blaise olan biteni sevgilisinin yanından sırıtarak izliyordu »Ödlekler« Blaise zaman geçtikçe sıkılmaya başlamıştı ; »Madem hiçbir şey yapmayacağız, bırakta sevgilimle başbaşa kalayım« En sonunda Profesör Judith ayağa kalkarak ödevleri duyurdu.

    Lanet olası ödevler” diye mırıldanarak Luna’nın elini tuttu, ayağa kalkarak onunda kalkmasına yardımcı olduktan sonra elini Luna’nın incecik beline sararak göl kenarına yöneldi…



Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Anthony Tate Fidelio
Ravenclaw 1. Sınıf ~ Quidditch Sahası ve Eşyaları Sorumlusu
Ravenclaw 1. Sınıf ~ Quidditch Sahası ve Eşyaları Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 99
Ruh Hali :
Nereden : Roma

Seviye
RP Puanı:
40/100  (40/100)

MesajKonu: Geri: 1. Sınıflar, 1. Ders   Salı Ağus. 18, 2009 5:38 am

'Öhhö Öhhö.!'


Benim için zevkli geçen iksir dersinde profesör ne kadar aklapakla yapıp etrafı aydınlatsada ortamın basık olduğu gözden kaçınılmazdı. Bu yüzden her öğrenci gibi ufak öksürük nöbetleri iksir dersi çıkışında hogwarts da yankılanıvermişti. Ders çıkışından sonra ufak mola zarfında büyülü insan clementine ile görüşme hazzım gitgide artıyordu. Lakin baş düşmanım Blaise in yanında dolaştığını görmek umut kırıcı olmuştu. Somurtarak ders programının asılı olduğu duvara yönelmiştim. Homurdanmayla karışık mırıldanma sesini dışarıya vererek yazılanları okumam yanımdaki diğer 1. sınıf öğrencisi iki kızı rahatsız etmiş gözüküyordu ki bakmalarıyla uzaklaşmaları bir olmuştu. Bense duvardaki yazıya adapte olmaya çalışıyordum. Hımm işte gördüm.! Şansıma ki temiz hava ihtiyacı ile rahatlayacağım ve heyecanla merakımın sarmal olacağı derslerden biri vardı. Profesör Judith/SYB yazıyordu. Profesör Judith in heyecan verici bir insan olduğunu umarak Syb dersliğine doğru ilerliyordum...

--------------------------------------------------
“Wingardium leviosa.”

Buda ne şimdi.? Bir saksının içinden dev bir yaratık mı çıkacak yani? Profesörün bu hareketi benim ve diğer öğrencilerin yüzünü anlamsız kılmaya yetmişti. Bir melek ihtişamı ile dersi dinleyen Cle yi süzerken profesörün aniden çıkan sözlerine kulaklarım mühürlenmişti:

“Ben Judith Monique Delgado. Burada olduğunuza göre bildiğiniz üzere, sihirli yaratıkların bakımı öğretmeniyim. Dersimde çok dikkat etmenizi istiyorum, zira böyle yapmanız sizin yararınıza olacaktır. İlk birkaç derste olacağını pek düşünmesem de, revire gitmek zorunda kalmanızı istemem.”

Söylemleri hala ne yapacağımıza karşı bi anlam vermiyordu.Çaresizce profesörü dinlemek zorunda olduğumun farkındaydım o sırada bir kız ise artık dayanamayıp sorusunu yöneltecekken profesörün sesi tekrar yankılandı:

“Sanırım ne sormak istediğini biliyorum. Bitkibilim dersinde olmadığımıza göre bir saksının burada ne işi var? Ben olsam ben de bunu merak ederdim. Bu saksının içinde bahçeye yayılmasını istemediğim birşey var. Temizlemek gerçekten zor olabiliyor. Ne olduğunu bilen var mı?”

Hey hey.! Bir anda Sihirli Yaratıkların sadece büyük olduğunu beynimde kurguladığımın farkına vardım. Evet ders şimdi başlıyordu. Ama bir sürü küçük yaratık vardı. Kafamda kurgulamaya çalışamda pek bi yararı olmadığını anlayarak tekrar tekrar profesörü dinlemeye devam ettim:

“Bu bir cörkpâre. İskandinavya'da ortaya çıkmış ve kuzey Avrupa'ya oradan yayılmıştır. Solucanlarla beslenir ve toprağın içinden solucanları köklerle değil de, dokunaçlarıyla bulur. Çok hızlı çoğalırlar. Dün gece bu saksıda sadece üç tane bırakmıştım. Şimdiyse saksı bunlarla dolu. Zehirli değillerdir, ama yine de eldivenlerden giymeniz daha iyi olur.”


Vay canına.! Tanrının varlığının en büyük kanıtlarından birinin cörkpare olduğuna emin olabilirdim. Heyecanla ileri atılıp cörkpareleri incelemeye koyuldum. İncelenecek bir yapısı yoktu ama merak ettiğim için ve bu hazzı durdurmak adına tüm isteğimle o varlığı bir elimden diğer elime doğru yuvarlamaya devam ettim. Clementine ise Blaise gibi uzaktan ve dalga geçercesine izliyordu. Ona döndüğümü görünce boynunu eymeye kalkıştı lakin ettiğim tebessüme karşılık onunda ufak bir gülüş sergilemesi refah vericiydi. Dersin sonuna doğru yaklaştığımızı hissederek cörkpareyi saksıya koydum ve eldivenleri profesöre teslim ettim. 1-2 dk sonra profesörde verdiği ödevi açıklamaya koyulmuştu.

“Cörkpârenin S.B.S'si 'sıkıcı'dır. S.B.S'nin ne olduğunu bana kısaca açıklayacaksınız. Ayrıca dersin başında size cörkpârenin bahçeye yayılmasını istemeyeceğimi söylemiştim. Eğer bahçeye yayılsaydı, onları yoketmenin en etkili yolu ne olurdu? Bunların ikisini ödev olarak istiyorum. Ders bitmiştir, gidebilirsiniz.''

Ödev gayet basitçeydi. Vereceğim ödevi dizinlemek için Ravenclaw Ortak Salonunda yatmadan önceki 3 saatimi çok iyi değerlendirmeliydim. Clementine sanırsam önce çıkmıştı ki görememiştim bu biraz rahatsızlık vericiydi. Bense Hogwarts daki ilk ödevimi yapmak için delicesine sabırsızlanıyordum...


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Regina L. Archangel
Slytherin 1. Sınıf ~ İksir Bölümü Düzenleyicisi
Slytherin 1. Sınıf ~ İksir Bölümü Düzenleyicisi
avatar

Mesaj Sayısı : 270
Ruh Hali :
Nereden : İngiltere(:

Seviye
RP Puanı:
40/100  (40/100)

MesajKonu: Geri: 1. Sınıflar, 1. Ders   Salı Ağus. 18, 2009 6:06 am

*Hayır!* Beyninde yankılanan ses, iksir dersinin sonlarına doğru uyuyakaldığının habercisiydi sanki. Kulaklarını dolduran zil sesiyle yerinden hoplayan Luna, tek başına oturduğu sırada, dün gece çok erken (!) bir saatte uyumanın verdiği feci dinginlik sayesinde uyuyakalmıştı. Kendini tanıtan bir kompozisyon yazması 5, bilemedin 10 dakikasını almıştı. Bu tür şeyler yazmakta iyi olmayan Luna, oldum olası kompozisyonlardan nefret ederdi zaten. Bu yüzden bildiği bütün renkli küfürleri bir geçit töreni varmışçasına mırıldanan Luna, sıkıntı dolu 5 dakika boyunca kompozisyonunu bitirmekle uğraşmış ve bir şeyler karalamıştı. Daha sonra mavi gözlerini koruyan o uykucu kapaklar kapanmış, Luna’nın dersin geri kalan 20 dakika boyunca yavaş bir müzik eşliğinde uyumasına sebebiyet vermişti. Uyuyakaldığının kimse tarafından görülüp görülmediğine baktığında, önlerde oturan Blaise’in ona dönüp sırıttığını fark etmesiyle işler çığırından çıkmış, yazdığı parşömeni profesörün masasına koyup sınıftan çıkan Luna, Blaise’in alaylarına maruz kalmayı en azından 10 dakika geciktirebilmek için Sihirli Yaratıkların Bakımı dersine giden yol olan bahçeye kendini atmıştı. Çantasına koymaya zaman bulamadığı iksir kitabının kapağıyla oynayarak yolda yürüyen Luna, biraz sonra bir Gryffindor’luya çarpacağından habersizdi kuşkusuz. Şişmiş gözleri ve bulanmış beyniyle hızlı hızlı yürüyen Luna, olması muhtemel ama olasılığı çok yüksek bir olay olan çarpışmayı birazdan yaşayacaktı. Olma olasılığı çok yüksekti, çünkü eğer kalabalık bir koridorda, önünüze bakmadan uykunuza yenik düşmüş bir şekilde yürürseniz, en nihayetinde birine toslamanız kaçınılmaz. Bu yüzden birazdan duyacağı gümlemeyle vücudu sarsılan Luna, kendini yerde bulduğunda olanları anlamaya çalışırcasına etrafına bakınıyordu.

“Ahmak, önüne baksana!” Bağıran kızı tanıyordu, Gryffindor’dan Reese Becca Hudson. Geri zekalının teki olduğuna dair her şeyin üzerine iddiaya girebilecek olan Luna, kızın bağırtıları arasında suçlu olduğunu bilmesine rağmen dudaklarından dökülen kelimelere hakim olamadı. “Beynin bir fasulyeden büyük olsaydı, geldiğimi görürdün!” Etraftaki insanların bu iki tabiri caizse “çirkef” kıza baktığını fark eden Luna, ortalık daha fazla karışmadan toz olmanın en iyi şey olduğuna karar kılarak, elinden fırlayan kitabını bulmak için doğruldu. Tam o sırada, şom ağızlının teki olan o ses konuştu. *Olamaz.* O yerde boylu boyunca uzanmışken gelen kişinin kim olduğunu görmek, o an oradan yok olmasını istemesine neden olacak kadar önemliydi onun için. Blaise, yetmezmiş gibi arkasında bir anda beliren Jo ve Clementine ona doğru geliyorlardı. Zamanın donmasını ve onların da zamanın beraberinde öylece kalmalarını, bu süre zarfında oradan sıvışmayı ölümcül derecede isteyen Luna, böyle bir şeyin mümkün olmadığını beynine kabul ettirmek ve umutlarının kırılmasını önleyebilmek için bütün enerjisini harcıyordu sanki. Ama, bu hiç bir şeyi değiştirmiyordu, çok bayıldığı ve zaten iksir dersinde uyuyakalarak alaylarına maruz kalacağı Blaise, bir yerine bir zarar gelmediğini anladığı için rahatlayıp şimdiden pis pis sırıtan Jo ve yüzünden endişesi okunabilen Clementine’ın ona doğru yaklaştığını gördükçe fena olan Luna, o an o kıza verilebilecek en büyük cezanın sevgilisinin önünde yere yapıştırmak olduğuna karar kıldı. *Tabii bir sevgilisi varsa.* diye güldü içinden. Ama şu an için çok daha büyük bir problemi vardı, aşikar bir şekilde. Kafasını yere gömmek isteyen Luna, Blaise’in ona uzattığı elini tuttu ve ayağa kalktı. Endişeli gözüken Blaise’in onu öyle görmemesi için kafasını kazıtabilirdi. Tabii bu çok güzel bir çözüm olmazdı ama… Jo tarafından bulunan iksir kitabını da eline aldıktan sonra, tosladığı kıza pis pis bakıp kafasına bir tane geçirmemek için güzel şeyler düşünmeye çalıştı. Tabii öyle bir durumda ne kadar güzel şeyler düşünebilirse…

“Sakın ağzınızı açmayın!” diye tısladı sinirle. “Özellikle siz ikiniz.” Uzun işaret parmağı Blaise ve Jo’yu gösteriyordu, elini elinden kurtardığı Blaise’in yanından ayrıldı ve önden önden yürümeye başladı. Yeniden düşmemek ya da birine çarpmamak için gözlerini açık tutmaya çalışan Luna, bileğinin burkulmasını engelleyemedi maalesef. Lanet dersten sonraki lanet dakikalar, bütün lanetliğiyle gününü kaplayacak gibi görünüyordu. Tıklım tıkış koridora inat koşuşturarak, gecikmekten korktuğu derse yetişebilmek için telaş ederken, pembe dudakları kıpırdaşıyordu, her şeye sövüyordu, bu denli kalabalık olan okula, profesörlere, Gryffindor’lu o kıza ayrıca Gryffindor binasına, yağmurlu olan havaya (ki yağmura bayılır) ve daha nicesine. Bir kıza yakışmayacak küfürleri söylüyor, lanetler okuyordu. Bahçeye çıktığında oraya bir köşeye çöküp soyutlanmayı ne kadar çok istediğini fark etmişti.

Yine de gitmesi gereken bir ders vardı ve gitmemenin bahanesi “Koridorda aptalın tekiyle çarpışıp tüm okula rezil olmak.” olamazdı kuşkusuz. Tabii çarpıştıktan sonra kafasını filan şişirseydi, gününün geri kalanını sıkıcı ama bir o kadar da güvenli olan Hastane Kanadı’nda geçirebilirdi muhakkak. *Önüne bakmazsan olacağı buydu zaten.* diye söylendi kendi kendine. *Tabii beyni bir fasulyeninkinden küçük olan bir ahmakla çarpışmak da anca senin talihsizliğin olurdu.* Yavaş yavaş çiseleyen yağmura aldırmadan, cüppesinin eteklerini bileklerinde çırpıştıracak kadar hızlı yürüdü Luna. Aynı ses konuşmaya devam ediyordu, deliliğe doğru emin adımlarla gittiğini bilen Luna, elinden bir şey gelmeyeceği için umursamamaya çalıştı. Sinirlendiğinde ya da korktuğunda hep böyle olurdu, kendi kendine konuşmayı alışkanlık haline getirmişti. Yokuş aşağı yürürken, sakarlığının verdiği hediyeyi kabul edip yeniden yere yapışmamak için dikkatli olması gerektiğini biliyordu. Kazasız belasız bir şekilde dersin işleneceği alana geldiğinde, bir grubun toplanmış olduğu tarafa doğru seğirtti. Milletin arasına karıştığı sırada, ortada oturan birini gördü. Profesör. Luna sıcakkanlı olduğunu tahmin ettiği bu kadını taklit etti, kalabalık olmayan bir yere oturdu.

Derken onu gördü, sarı saçları rüzgarda dalgalanıyordu, cılız bir şekilde parlayan güneş, bembeyaz tenine vuruyor, bir melekmiş gibi görünmesine ve Luna’nın kalp atışlarının hızlanmasına neden oluyordu. Mucizesi geldi ve yanına oturdu. Gülmüyordu, ciddi bir şekil verdiği suratını Luna’nınkine çevirdi ve bir şeyinin olup olmadığını sordu. *Ne?* dedi Luna’nın beynindeki ses. “Ne zamandan beri bunu umursuyorsun?” dedi Luna kırılgan bir şekilde gülümseyerek. Suratına bakıp iç geçiren Blaise, tabii ki umrunda olduğunu, onu düşünmeden bir saniyesinin geçmediğini söyleyerek sonunda “Aşkım.” dedi. Luna sırıttı ve günün geri kalanının güzel geçmesinin artık daha mümkün olduğunu fark etti. Jo ve Rose’un nerede olduğunu görmek için etrafına bakınırken, ikisinin kafa kafaya vermiş, bir şeyler konuştuğunu gördü. Konuştukları şeyi tahmin etmekte hiç de zorlanmayan Luna, kıkırdamaktan kendini alamadı. Daha sonra profesörün yanındaki saksı dikkatini çekti. Bir an için derslerinin Bitkibilim olduğunu sanmıştı, kendi kendine gülmesi üzerine Blaise’in soru soran bakışlarına da gülerek, kahkaha atmaya başladı. Lanetli olarak tanımladığı bir günden sonra sinirleri harap olmuş bir şekilde gülmeye başlayınca Blaise tarafından sakinleştirilmesi gerekti. İnsanların garip bir şekilde bakması üzerine sustu ve saksının içindekileri merak etmesi gerekirken, oradaki garip yaratıklara bakmaya hiç de niyetinin olmamasından dolayı zerre kadar suçluluk duymadan, Blaise’i izlemeye devam etti. Gözlerinin içinde kaybolurken bir ses duydu.

Adının Judith Delgado olduğunu söylüyordu, Luna dönüp bundan ona ne olduğunu söyleyecekti ki, konuşanın profesör olduğunu anlayarak irkildi. Profesör dikkatli olmalarını söylüyordu, uyuyakalmadan önce iksir profesörünün de aynı şeyi söylediğini hatırladı ve sevimli yüzünün kızarmasına engel olamadı. Blaise yakınlarındayken ne kadar dikkatli olabilirse o kadar dikkatli olan Luna, profesör elini kaldıran bir öğrenciyi susturdu. Saksının içindekini anlatmaya başlayan profesörün kelimeleri beyninde yankılanıyordu. *Solucanlarla mı beslenir. İğrenç…* diye düşünmekten kendini alamayan Luna, bahçeye yayılmaması gereken bu bitkinin, saksı içinde olmasını onaylıyor ve saksı içinde kalmasını umut ediyordu. Ama umduğu gibi olmadı tabii, profesör ellerine eldivenlerini geçirip aynı şeyi onlara da önerdikten sonra saksıdaki mantara benzeyen pembe ve siyah renkli bir yaratık çıkardı. Yüzünü buruşturmaktan kendini alamayan Luna, güzel bir şey görmüşçesine sırıtan Blaise’i görünce şaşırarak kaşını kaldırdı. Blaise kulağına doğru bir şeyler fısıldayınca, cörkpareye duyduğu ilginçlikle karışık iğrenme hissini de kaybedip, kendini Blaise’in büyüsüne kaptırdı. Diğerleri saksıya gidip incelerken, o bilgileri kitaptan okuyabileceği fikriyle haşır neşir olmayı tercih ederek bu iğrenç yaratıklara yaklaşmadı bile. Akşam kütüphaneye gitmesi gerekecekti ama, Blaise’i de yanında sürükleyebileceği fikrini düşününce, sırıtmadan edemedi. Ders çalışmaktan nefret eden Blaise, Luna olsa kitap kapağı bile açmayacaktı. Akşamları zorla çalışılan dersler, Jo’nun da katılmasıyla biraz daha çekilir hale geliyordu. Bu yüzden Luna, kesinlikle o yaratıklara dokunmayacaktı. Bu yüzden pek de umursamıyor gibi gözüken profesörün umursamamasından yararlanarak Cörkpare’leri umursamadı ve Blaise’le konuşmaya devam etti.

Derken profesör ödevlerini söyledi. Cörkpareleri yok etmenin en etkili yoluyla gerçekten ilgilenmeyen Luna, niye bu dersi seçtiğini merak ederken, SBS’nin ne olduğuna da aynı şekilde ilgisiz ve kayıtsız kaldığını fark ederek, gittikçe biriken ödevlerini düşünüp inledi. Blaise yanında söyleniyordu, dudaklarının hafifçe kıvrılmasına engel olamayan Luna, Blaise’in ona uzattığı elini tuttu ve ayağa kalktı. Daha sonra Blaise elini beline doladı ve öğle yemeği yemeleri gerekirken Göl Kenarı’nda oturacakları zaman zarfını geçirmek için onu o tarafa doğru yönlendirdi. Luna bahçenin daha önce bu kadar güzel olduğunu anlamamıştı, buna okulun ilk günü de dahil…


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Reese Becca Hudson
Gryffindor 1. Sınıf
Gryffindor 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 71
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
10/100  (10/100)

MesajKonu: Geri: 1. Sınıflar, 1. Ders   Salı Ağus. 18, 2009 7:21 am


İksir dersliğinden kendimi dışarı attığım gibi SYB dersliğine doğru ilerlemeye başladım. Yolda tanıdığım öğrencilere gülümseyip geçiyordum. Hiçbiriyle durup ayaküstü sohbet edecek durumda değildim. Koridor cidden çok kalabalıktı. İnsanları resmen yarıp geçiyordum. Kimseye çarpmamak için bir sağa bir sola kıvrılıp geçiyordum ki bir anda birinin bana çarptığını ve benimle aynı anda yere yuvarlandığını sezdim.

-Ahmak! Önüne baksana ! , diye bağırdım olağan gücümle. Çünkü canım acımıştı. Bana çarpan kıza dönüp baktım. Bu Slytherin’den Regina L. Archangel’dı. Ben insanlara çarpmamak için bir o yana bir bu yana jimnastik gösterisi yapar gibi yürürken o önüne bile bakmıyordu ve bir de bana çarpıp canımın acımasına neden oluyordu.Üstüne üstlük bir de haklıymış gibi herkesin ortasında bana çirkefçe bağırıyordu.


-Beynin bir fasulyeden büyük olsaydı, geldiğimi görürdün!

Biriyle çarpışıp yere düştüğüm ve canımın acıdığı yetmezmiş gibi bir de tüm öğrenciler dönmüş bizi izliyordu. O kızın karşısında o çabuk sinirlenmeyen, sakin tarafımı adeta kendimi kaybetmiştim. Kendimi zor tutuyordum ancak daha okulun ilk günlerinden bir ahmak yüzünden ceza yemek hiç işime gelmiyordu.

-Önüne bakmadan yürüyüp bana çarpan sensin bezelye beyin ! diye söylendim. O sırada Bayan Çokbilmiş’in erkek arkadaşı ve yakın arkadaşları gelip hanımefendiyi yerden kaldırmışlardı bile. Bir de utanmadan bana ters ters bakarak uzaklaştı.

-Reese ! İyi misin?

Sese doğru döndüğümde Lily’nin endişeli bakışlarla bana doğru geldiğini gördüm ve toparlanıp ayağa kalktım.

-İyiyim , iyiyim. Bezelye beyinli bir Slytherin öğrencisi önüne bakmadan yürüdüğü için bana çarptı ve bu hale geldim.Tanrım insanlar ne kadar duyarsız. Bu kalabalıkta bir de önüne bakmadan yürüyor. Ben resmen jimnastik yaparak yürüdüm ama kız hiç de oralı değil. Bütün öğrencilerin önünde rezil olduk. Ahmak yaratık!

Lily’nin de yardımıyla itaplarımı yerden toplayıp beraber SYB dersliğine doğru ilerledik.
“Günün tek güzel yanı iksir dersi sanırım” diye düşünerek dersliğe girdim. İçeride ne olduğunu çözemedim ama hala sinirlerim tepemdeydi. Lily önden yürüyordu , boş bir yer bulup oturdu ve ben de hemen onun yanına oturuverdim. Öğrenciler birer ikişer içeri girerken biz de Lily’le biraz sohbet ettik. Ardından Profesör Delgado ayağa kalktı ve önce kendini tanıtıp sonra da derse geçti.Dev gibi bir saksının başına geçen profesör saksının içinden adının “cörkpâre” olduğunu söylediği bir şey çıkardı. Açıkçası derse tam adapte olamıyordum. Her an aklımda o çarpışma ve o bezelye beyinin bana söyledikleri geliyordu aklıma. Ah lanet kız ! Bütün bir günümü mahvetti diyebilirim. Profesör elimize eldiven giyip saksıdan bir cörkpâre almamızı söyleyince eldivenlerimi giydik. Kolumu saksının içine soktur bir adet cörkpâre aldım elime. Lily’e dönüp:

-Ne saçma bir şey bu böyle. Keşke bu derse yazılmasaymışım diye düşünmeye başladım , diye söylendim.

Profesör tekrar konuşmaya başladı. Ödevleri duyurmaya başlamıştı. S.B.S’nin ne olduğunu ve bu cörkpâre adı verilen yaratığın (!)bahçeye yayıldığında onları nasıl yok edeceğimizi bir ödev şeklinde sunmamızı istedi. Profesöre boş gözlerle bakmayı sürdürmeyi çok istedim ancak dersin sona erdiğini söyleyince Lily ile toparlandık.

-Hey Lily! Bu mükemmel(!) dersin ardından göl kenarında bir tur atmaya ne dersin?
, diyerek kapıya doğru ilerledim.


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clementine R. Alcore
Ravenclaw 1. Sınıf ~ Kütüphane Görevlisi
Ravenclaw 1. Sınıf ~ Kütüphane Görevlisi
avatar

Mesaj Sayısı : 624
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
40/100  (40/100)

MesajKonu: Geri: 1. Sınıflar, 1. Ders   Salı Ağus. 18, 2009 9:11 am

Zil sesinin koca şatoda yankılanmaya başlamasıyla birlikte, sınıfta varlığını sürdüren sessizlik ortamı bir anda yerini sıralarından kalkan öğrencilerin çantalarını toplamaya başlamaları nedeniyle oluşan tıkırtılara ve sanki kurulmuş gibi zilin sesiyle birlikte konuşmaya başlayan öğrencelerin yol açtığı -herkes bir anda konuştuğu için- anlaşılmaz cümleler karmaşasına bırakmıştı. Bende bu rahatsız edici ve bir anda ortaya çıkan gürültülü ortamına gevezelik ederek katkıda bulunan öğrencilerin arasında yer alıyordum. Dersin başında karşılaştığım Jo ile tüm ders boyunca aynı sırada oturmuş ve sessizce dedikodu yapmıştık. Okul açılalı daha bir hafta bile olamamasına karşın bizim aramız inanılmaz bir şekilde su sızmaz bir hal almıştı. Profesörün hoş karşılamayacağı düşüncesiyle - ki kimin hoşuna giderdi ki zaten- ders boyunca yakalanmamak adına kullandığımız kısık sesimiz, zil sesiyle birlikte özgürlüğüne kavuşmuş bir edayla, olması gerekenden yüksek çıkan sese bırakmıştı yerini. Bir sonraki dersliğe doğru yol alan öğrencilerin oluşturduğu kalabalığa karışmak üzere yerimizden kalkarken -haftanın başında kullandığım çantanın yerine kitapları kucağımda taşımayı yeğlediğim için- ben kitaplarımı kucağıma alıdım, Jo ise çantasını koluna taktı.

Biz kapıdan çıkarken arkamızdan da Blaise'in geldiğini farketmemiz için bize bağırması gerekmişti. Kafamızı sesin geldiği yöne çevirdiğimiz zaman, bize hitap eden sesin Blaise'e ait olduğunu görmüştük. Ancak bir gariplik var gibiydi, Lu'nun onun yanında olduğunu sanıyor olmam, sınıftan çıkarken nerde olduğuna bakmama nedenimdi. Fakat yalnız başına geliyor olması hafif bir telaş yapmama neden olmuştu. Bakışlarımı öğrenci kalabalığı üzerine çevirdiğimde aralardan hızlıca geçmeye çalışan altın sarısı saçlara sahip kızı gördüğüm zaman rahatlamıştım ancak. Bu davranışına bir anlam verememiştim fakat bu sırada yanımıza gelen Blaise olayın özetini geçtiği zaman, Lu'nun hızlıca ilerliyor olması açıklığa kavuşmuştu. "Nasıl yani ufak bir gülümseme nedeniyle mi alınıp gitti şimdi?" demekten kendimi alamamıştım. Topu topu kaç gündür tanışıyorduk zaten ama Luna son bir iki gündür cidden garip davranıyordu.


Bu sırada biz de bahçeye çıkmak üzere öğrenci kalabalığı içerisinde okul koridorlarında ilerliyorduk. Sıradaki ders Sihirli Yaratıkların Bakımıydı ve sonbaharın etkisini her geçen gün biraz daha fazla olarak göstermesi nedeniyle, gökyüzünde parlamak dışında bir işe yaramayan güneş, esen rüzgarın serinliğiyle de dalga geçiyormuş gibi görünüyordu. Okulun koridorları dışarıya göre daha sıcak sayılırdı fakat zaten ilk dersi zindanlar geçirdiğimiz için ısınmaya vakit bulamadan bahçedeki serin havayla karşılaşmıştık. Tam bu havanın rahatsız ediciliği hakkında konuşmak üzere ağzımı açmıştım ki, yerde duran kızı farketmemizle birlikte hepimize yayılan şaşkınlık dalgası ağzımı kapalı tutmama neden olmuştu. Yerde boylu boyunca uzanmış olarak duran kız -yani Luna- ve tepesinde dikilen bir Gryffindor'la oldukça tezat bir görüntü oluşturuyorlardı. Aklımdan geçen olası senaryolar sadece bir gerçeğe bağlanıyordu, buraya gelmeden önce duyduğumuz ve bahçeyi çınlatan bağrışmaların kaynağı kesinlikle burasıydı. Endişe içinde karşımda duran manzaraya bakarken ben, Blaise öne hamle etti ve tutunup kalkması için Luna'ya elini uzattı. Jo ise düşme sırasında Lu'nun elinden fırlamış olduğunu düşündüğüm ders kitabını eğilip aldı. Bu sırada bizim varlığımız nedeniyle uzaklaşması gerektiğini düşünmüş olucakki Gryffindorlu da kız ortadan kaybolmuştu.


“Sakın ağzınızı açmayın!” dedi yerden kalkarken. “Özellikle siz ikiniz.” Oldukça sinirli gözüküyordu ve suçlayıcı parmaklarının bana yönelmemiş olması bir nevi sevinç yaratmıştı bende sahip olduğu bu sinir göz önün alındığında. Bu sırada hepimize kısa ve sinirli bir bakış attıktan sonra elini Blaise'inkinden kurtarıp hızla yanımızdan uzaklaşmaya başlamıştı bile. "Neden kaçıyordu bu kız böyle?". Şaşkın bakışlarla etrafımda olan biteni anlamaya çalışırken, Blaise'in halinin de bende farkı yok gibi gözüküyordu. Tek farkımız ben derse yetişmemiz gerektiğini düşünüyor olduğum için ilerlemeye başlamıştım fakat o olduğu yerde kalakalmıştı, neyseki Jo onun da bize katılması için kolundan dürtünce yürümeye başlamıştı. Bahçenin içerilerine doğru ilerledikçe karşımıza çıkan ve yerde oturuyor olan bir grup öğrencinin, bizimle aynı sebepten orda bulunduğunu düşündüm. Ancak olayın kötü bir tarafı vardı ki ben yere oturmaktan pek hoşlanmayan birisiydim fakat benim dışımda kimse rahatsız gibi gözükmüyordu bu durumdan, çünkü herkes oludukça rahat bir biçimde yere yayılmış gibi gözüküyordu... Kalabalığa yaklaştıkça beliren simalar arasında Lu'yu görmek zor olmamıştı. Yüzünde az önceki karşılamamızda da var olan hoşnutsuzluk ve sinir karışımı ifadeyle yere çökmüştü. Onu görmemizle birlikte Blaise koşar adım yanımızdan ayrıldı ve Lu'nun yanına gitti.


Jo ile ben ise profesörün etrafına toplanmış kalabalıktan birkaç adım geride, sonbaharın gelişiyle birlikte en az bir ay sonra yeşilliğini kaybedicek olan çimlerin üzerine yerleştik. Bu rahatsız edici oturuş biçimi nedeniyle olduğum yerde kıvarınken, ayağa kalkan profesörün hemen arkasında bulunan koca bir saksı dikkatimi çekmişti. "Bu neydi?" Bir an için bitkibilim dersinde olduğum sanısına kapıldım. Ancak az önce adıyla birlikte branşını söyleyen profesör beni bu yanılgıdan kurtarmıştı. Ancak sadece bunlarla sınırlı kalmayan konuşmasında yaptığı uyarı dikkatimi çekmişti. "Neymiş mutlaka dikkatli olmalıymışız!". Neden bütün profesörler aynı şeyi söylüyorlardı ki sanki okula yeni başlamış olmak dikkatisizliğin başlıca kaynağıymış gibi bir tezleri vardı anlaşılan...


Sıkılgan bir ruh haline bürünmüş olan ben, bakışlarımı Jo'ya çevirmiştim ve aynı havanın onu da bürüdüğünü gördüğüm zaman ufak bir dedikodu zamanı yaratmanın sakıncası olmadığını düşündüm. Ama profesör buna mahal vermemişti çünkü dersin dikkat çekici kısmına geçiş yapmıştı bile. Tam olarak ne kadarını kaçırdığımı bilmiyordum ama kendisinin birkaç katı büyüklükteki saksını içine eğilmiş bir şeyler çıkarmaya çalışıyor olduğunu görmüştüm az önce... Bir an için saksının içine düşücekmiş gibi gözükmesine karşın, beni yanıltarak elinde oldukça çirkin bir yaratık tutarak doğrulmuştu. Elindeki yaratık garip bir şekilde tanıdık geliyordu ama o kadar mide bulandırıcıydıki dikkali bakamadığım için anlayamamıştım. "Ah ne kadar ilgi çekici bir kısım cidden!" diye düşündüm az önce saçmalağımın farkına vararak. Karşımda görüdüğüm manzaraya dedikoduyu yeğlerdim kesinlikle. Ağzımdan çıkan "Eeww!" sesi Jo'nun gülüsemesine neden olmuştu, anlaşılan bu yaratık onu rahatsız etmiyordu.


"Ne!, şimdi bizim onları tutmamız mı gerekiyor?!" diye bağırmaktan kendimi alamamıştım profesör eldivenlerimizi takmamızı istedikten hemen sonra. Bu imkansızdı bu pembemsi bir mantara benziyen yaratığın, -elimde eldiven olsa dahi- benim vücudumun herhangi bir uzvuyla temas etmesi söz konusu bile olamazdı. Zehirli olması bir kenara "iğrenç"gözüküyor olması bile eldiven kullanmak için oldukça geçerli bir sebepti. Bu içinde bulunduğum durumun fazla dikkat çekmemesi adına, herkes gibi bende yerden kalktım ve ortada duran saksıya ilerledim. Bazı öğrenciler çoktan yerde duran ve en az o "cörkpare" denen yaratık kadar pis ve korkunç gözüken eldivenleri eline geçirmişti bile. Hatta bununla kalmayıp o koca saksıdan incelemek adına ellerine bile almıştlardı o canavarımsı şeyi. Profesörün dersin başında "dikkat" husuyla ilgili söylediği şeyler şu an oldukça mantıklı gelmişti. Çünkü böyle bir şeyin kazara birinin elinden kayıp tüm araziye yayılması kabus gibi bişey olurdu diye düşündüm ve düşündüğüm an yeni bir tiksinti dalgası kapladı içimi.


Olabildiğince elindeki tiksinç varlıklarla ilgilenen öğrenci kalabalığından uzak durmaya çalışmak, tüm ders boyunca tetikte olmama neden olmuştu. Neyseki bu durum çok fazla sürmedi ve profesör dersi bitirmeye karar verdi, bir ödevle birlikte. Bu iğrenç yaratığın nerden tanıdık geldiğinin farkına varmıştım, okuduğum kitaplardan birinin içinde geçiyordu ve okul kütüphanesinde bu kitabı bulmanın çok da zor olmadığını biliyordum. Ödev kısmı bu dersin azıcık da olsa iyi bir kısmı olduğunu farkettirmişti. Her ne kadar ödev yapmaktan çok fazla hoşlanmasamda, işin ucunda kütüphanede zaman geçirmek vardı ve bu iğrençliklerle dolu dersten yüzümde ufak bir gülümsemeyle birlikte ayrılmamı sağlamıştı...


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lajita Veronique Bickle
Gryffindor 1. Sınıf ~ Revir Görevlisi
Gryffindor 1. Sınıf ~ Revir Görevlisi
avatar

Mesaj Sayısı : 509
Ruh Hali :
Nereden : New York

Seviye
RP Puanı:
91/100  (91/100)

MesajKonu: Geri: 1. Sınıflar, 1. Ders   Salı Ağus. 18, 2009 12:44 pm

    Lily iksir dersinden sonra Bailey ile biraz sohbet etmiş, ikisi birlikte bahçeye giden koridora çıkmışlardı. Bailey’nin Lily’de bıraktığı ilk izlenim olumlu yöndeydi. •Çok şirin
    Derken biraz ötesinden gelen gürültüyle irkildi , iki kişi bağrışıyorlardı. Birinci ses

    Ahmak! Önüne baksana!” diyordu , diğer ses ise çıldırmış gibi ;

    Beynin bir fasulyeden büyük olsaydı, geldiğimi görürdün!” diye haykırıyordu. Lily o yöne dönünce büyük bir grubun çember oluşturduğunu , sarışın kızın yerde olduğunu gördü. Ve kafasını çevirirken onu fark etti Reese! •Reese mi?• Evet gördüğünden emindi Reese Slytherinli ikizlerden Blaise ile çıkan kızla tartışıyordu. Kızın arkadaşları koşar adım gelip onu uzaklaştırmışlardı. Reese ise somurtarak çantasını toparlamakla meşguldü. Lily hızlı adımlarla çemberi yararak Reese’in yanına geçip;

    Reese iyi misin?” diyerek arkadaşının durumunu öğrenmeye çalıştı. Oysa kız sadece sinirden çatlayacak haldeydi. Yani canı yanmıyordu. Lily derin bir nefes alarak rahatladı. Reese sinirden soluk soluğa ;

    İyiyim , iyiyim. Bezelye beyinli bir Slytherin öğrencisi önüne bakmadan yürüdüğü için bana çarptı ve bu hale geldim.Tanrım insanlar ne kadar duyarsız. Bu kalabalıkta bir de önüne bakmadan yürüyor. Ben resmen jimnastik yaparak yürüdüm ama kız hiç de oralı değil. Bütün öğrencilerin önünde rezil olduk. Ahmak yaratık!”dedi. Lily kızları tanımıyordu tam olarak ama nasıl tipler olduklarını açıkça belli ettiklerinden onlardan daha şimdiden tiksinmişti. •Aptallar• Kendi kendine insanların ne kadar dengesiz olduklarını mırıldanıyordu , profesörün sesini duyana kadar da dersin yapılcağı alana vardıklarını fark etmemişti;

    Wingardium leviosa” kelimeler profesörün ağzından çıkar çıkmaz Lily olduğu yerde sıçrayarak kendine geldi. Hemen etrafa bir göz atıp ne yapması gerektiğini anlamaya çalıştı. •Gerçekten yere mi oturacağız?• Düşündüğü doğruydu, mecburen kendine uygun bir yer bularak bağdaş kurup oturdu. Reese’de hemen arkasından gelip yanına kurulmuştu.
    Lily kendini son derece sakin hissediyordu ve biraz da yorgun. •Hasta mı oluyorum?Tam da sırasıydı• Lily sürekli grip olur , başı bir türlü hastalıktan kurtulmazdı. •Lanet olası
    Profesör tekrar konuşmaya başladığında kendini tanıtmış ve derste uymaları gereken kuralları sıralamıştı. Lily’nin hiç dinleyesi yoktu, kulaklarını tıkayarak yerdeki çimlerle oynamaya başladı. Aslında yemyeşil çimlerin üstünde oturmak onu rahatlatmıştı.
    Derken yakınında ki bir Gryffindorlu elini kaldırarak söz istedi. Fakat Profesör Delgado eliyle ona susmasını işaret ederek ne soracağını bildiğini söyledi. Sonrada kızın sormak istemiş olabileceği sorulardan kendi kafasındakini cevaplayarak sınıfın ortasında duran koca saksıda ne olduğunu açıklamış oldu. •Tanrım, neden kehanet profesörü olmadın ki?• Lily o saksıda ki kıllı , mantarımsı ve pembe şeylerle hiç mi hiç ilgilenmiyordu. Öğrendiğine göre isimleri Cörkpâre idi ve bunların S.B.S’leri ‘sıkıcı’ idi. Lily buna hiç şaşırmamıştı çünkü zaten onların ne kadar sıkıcı olduklarını çoktan farketmişti. •Neden bu dersi aldım ki? Derdim neydi.Hayvanları sevmem bile.Chuck –ki o bir hayvan değil birey– dışında• Bazı öğrenciler saksılara yaklaşmış, o iğrenç şeylerle uğraşıyorlardı. Lily ise hala oturduğu yerde çimlerle oynamaya devam ediyordu. Bu gün nedense çok dalgındı. Aniden midesinden yükselen gurultuyla her şey yerli yerine oturmuştu. Bu gün her zamanki gibi geç kalkmıştı ve kahvaltı edemeden derslere girmişti. Derslerde öyle hafif geçmemişti.
    Açlıktan bayılacaktı,kesinlikle. Derken profesör dersin bittiğini bildirip, sınıfa ödevleri duyurdu. •Harika,ödev yapmaya bayılırım• Suratını buruşturarak oturduğu yerden kalkarken Reese’in;

    Hey Lily! Bu mükemmel dersin ardından göl kenarında bir tur atmaya ne dersin?” dediğini duydu. Bunu kesinlikle istiyordu ama önce yemek yemesi gerekiyordu. Yokse Reese’in göl kenarından şatoya kadar Lily’i taşıması gerekecekti. Başı dönüyordu ve arkadaşından destek almak için onun koluna girerek şatoya yöneldi.



Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://geceevi-rpg.yetkinforum.com/forum.htm
Georgina De La Queller
Ravenclaw 1. Sınıf ~ Mitoloji Dersliği Sorumlusu
Ravenclaw 1. Sınıf ~ Mitoloji Dersliği Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 106
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
66/100  (66/100)

MesajKonu: Geri: 1. Sınıflar, 1. Ders   Perş. Eyl. 10, 2009 9:56 am

“Ben Judith Monique
Delgado. Burada olduğunuza göre bildiğiniz üzere, sihirli yaratıkların
bakımı öğretmeniyim. Dersimde çok dikkat etmenizi istiyorum, zira böyle
yapmanız sizin yararınıza olacaktır. İlk birkaç derste olacağını pek
düşünmesem de, revire gitmek zorunda kalmanızı istemem.”

Dersliğin önünde soluk soluğa durmuş gözlerini profesöre dikmiş bakarken bu sözler karşıladı Georgina'yı. Usulca içeri girdi ve bir köşeye geçip yere oturdu. Herkes neden yerde oturuyordu anlamlandıramamıştı bir türlü. Ama ayakta dikilip de tam bir şapşal gibi görünmeyi yerde oturmaya tercih ederdi. Dersliğin ortasındaki devasa saksı dikkatini çekti sonra. Olduğu yerde kımıldanarak kendini yukarı doğru çıkarmaya başladı. Birden profesörün elinde pembeli siyahlı mantara benzeyen bir yaratık görünce afalladı. Şaşkına döndü bir anda adeta. Hocanın açıklamaları karşısında daha da fazla şaşırdı.

Hocayı pür dikkat dinliyordu ancak yanındaki pis huflepufflar sinirini zıplatıyordu. Tanrım! Ne kadar da geveze şeylerdi böyle. Şöyle bir göz gezdirdi hepsine. Hepsi de şapşal, zekasız, geveze tipler gibi duruyordu -ki öyleydiler de.

Tekrar derse konsantre olmaya çalıştı ancak profesör dersin kapanış konuşmasını yapıyordu. Yapmaları gereken ödevi söylerken Georgina minik not defterini çıkarıp ödevi not aldı ve tekrar geri koydu. Serbest bırakıldıkları zaman hızla yerden kalktı ve koşar adımlarla odasına gitmeye koyuldu. Daha duşunu alacak, günlüğüne bugünün nasıl geçtiği hakkında birkaç paragraf karalayacak, odasında ufak tefek düzenlemeler ve temizlik yapacak en son da ödevinin başına oturup bir an önce bitirmeye çalışacaktı. Kısacası yoğun bir akşam bekliyordu Georgi'yi...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
1. Sınıflar, 1. Ders
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» I.Snıflar---I. Ders:Astronomiye Giriş ve Tanışma
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´
» sol beyin mi sağ beyin mi
» Sınıflar

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Evapsie :: Hogwarts Arazisi~ ::  SYB Dersliği-
Buraya geçin: