Evapsie

Harry Potter ve RPG'nin birleştiği adres(:
 
AnasayfaKapıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 I. Ders *

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Sylvia B. Deacon
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 9

MesajKonu: I. Ders *   Paz Ağus. 30, 2009 2:52 pm


    *Kusursuz Ama Lanetli Gece* ~ doskonały, ale cholernie noc.

Tamamen karanlık ve buz gibi odada açıldı geceye gözlerim. Soğuğu seviyordum, taze kan içmek gibi bir şeydi benim için ve ona ulaşamadığım zamanlarda hep yaptığım gibi, buz gibi odamda oturuyordum. Asamın gücüyle bir dondurucuya çevrilmiş odam, meraklı bücürlerin meraklarına yenik düşerek gelip odamı kurcalamaması için zindanın en karanlık ve dipsiz yerindeydi. Veletlerin açamayacağı şekilde mühürlenmiş olan odamı bana veren müdireler, bu işlemi yapmadan önce oldukça tereddütlü görünüyorlardı aslında. Pekala haklılar, hala daha öğrencilerin kanını içmek gibi bir eğlence yaratabilirim kendime ama burayı seviyorum. Bir öğrenciyken de seviyordum, yetişkin bir profesörken de…

Süzülerek oturduğum yerden kalktım, zaten karanlık olan odayı daha da karanlık yapabilmek için kullandığım Işıkemer’e baktım. Işığa ihtiyacım yoktu ki, gözlerim istediğim keskinliğe sahipti zaten, onlar olmasa bile duyularım var benim, diğer insanlar gibi kör değilim. Bu yüzden zifiri odada hiçbir yerimi bir yere değdirmeden ilerledim ve fırlattığım asamı buldum. Mavi gözlerim susuzlukla yanıyordu, her aldığım nefes benim için işkenceydi sanki. Çok kısa bir süre önce beslenmiştim ama bu bana o kadar uzun bir süreymiş gibi geliyordu ki, okul arazisine çıkıp birkaç küçük hayvan avlamak çok cazip görünüyordu gözüme. Yanarak dayanılmaz bir acı veren ciğerlerime söz geçiremiyordum, bu yüzden bir bücürün vücudundaki bütün kanı boşaltmamak için bir an önce avlanmalıydım. Kesik bir hareketle salladığım asam, kapımın savrulmasını ve buz gibi havanın zindanlara doğru uzun bir yolculuğa çıkmasına neden oldu. Karanlık zindanda başlığımı kafama geçirip yürürken, turuncu saçlarımın ay ışığında parıldamasına engel oluyordum. Vampirliğin bana bahşettiği bir nimet olan kulaklarım ayak sesleri duydu. Yaklaşık olarak 4 kat yukarıdan gelen sesin bir öğrenciye ait olduğunu anlamam için çok düşünmeme gerek yoktu, o veletle uğraşmaya zamanım yoktu, acele etmeli ve bir an önce bahçeye çıkmalıydım…

Bir insanın gidemeyeceği kadar kısa bir süre içerisinde bahçeye adımımı atmıştım. Şatodan çok daha serin olan bu karanlık yer, kendimi iyi hissetmemi sağlıyordu, hem de fazlasıyla. Dünyanın en harika varlığı bendim, karanlığın içinde rüzgarın bile bana dokunamadığını bilerek ilerliyordum, her şeyi hissediyordum, orada bulunan her zerreciği. Az önce bir kedi tarafından öldürülmüş farenin çürümüş bedeni, yakınındaki ağacın dibindeydi, annesini arayan küçük yavru kuşların cıvıldamaları, ölmek üzere olan annenin inlemelerine karışıyordu. Öleceklerini biliyordum, ölmek o kadar kötü bir şey değildi aslında. İlk dönüştürüldüğüm zamanlar kontrollü olduğumu söyleyebilirim, duyduğum öfke ve asla doymamanın verdiği garip hisle etrafımı yakıp yıkmam gerekirken büyük büyük annemin benim için getirdiği insanları usul usul öldürüyordum. Daha sonraları düşünmedim değil, birilerini öldürmenin verdiği pişmanlığı tüm iliklerimde hissettiğim zamanlardan sonra akıllandım sanırım. Ben bir yaratıktım, insanların kutsal olarak nitelendirdiği o tanrının merhamet denilen şeyi kirli elleriyle çekip aldığı, karmakarışık duygular ve insan üstü bir bedenle bıraktığı hastalıklı bir ruhtum sadece. İlk zamanlar yaşadığım pişmanlık ve arada kalmışlık duygusu büyük annenin söylediği kadar kötü olacağını tahmin etmiyordum aslında, var olmak için kana bağlıydım, kendimi kötü ve iğrenç hissediyordum ama öldürmekten de zevk aldığımı hissederken iki düşüncenin arasında sıkışıp kalıyordum. Daha sonraları fark ettim elimden gelecek bir şeyin olmadığını, sonsuzluk boyunca böyle kalacaktım ve öyle değilmiş gibi davranmak bir şeyi değiştirmeyecekti. Bu yüzden, bizi lanetleyerek cezalandıran varlığa inananları ben niye cezalandırmayayım ki? Gayet mantıklı ve eşit bir takas bu benim için, ayrıca benim için bahşedilmiş bu yeteneklerden faydalanmamam için bir neden göremiyordum. Madem beni kanla lanetlemişti, ben de diğer insanları bu şekilde lanetlemekten zevk alıyordum artık. Süzülürcesine ilerlediğim karanlık arazide, ay ışığı gölün yüzeyine dalga dalga vuruyor, insan olsam beni büyüleyecek bir şekilde parıldıyordu. Serin rüzgar yüzümü yalarken, biraz sonra yiyeceğim hayvanın ayak seslerinin ormanda yankılandığını duydum…

Acele etmeme gerek yoktu, benden kaçması mümkün değildi zaten, sakin bir şekilde ormanın girişine geldiğimde, varlığımı hissedip haberdar olan hayvanların uğursuz seslerini duyabiliyordum. Korkmalarına gerek yoktu, en azından bu gece. Avımı belirlemiştim çoktan, tek başına dolanacak kadar ahmak ve cüretkar olan bir anne geyik. Anne geyik çünkü yavrularının bu acımasız hayata bir an önce alışmaları gerekiyordu, ölecek olanlar zaten hayata tutunamayacak olanlardı ve onlar için yapılacak bir şey yoktu ama yaşayacak olanlara hayatlarının hediyesini veriyordum. Ürkmüş ve kaçmak için yer arayan geyik önümdeydi artık, kocaman gözleri benim beyaz kesilmiş gözlerime dikilmişti. Şimdi tek istediğim kandı, insan kanı olmasa da kan kandı, bu yüzden kabaran iştahıma kulak vererek hayvana doğru yaklaştım. İnce ve güçlü bacaklarıyla koşmaya başlayan hayvanın damarında akan kanın pompalanmasını duyabilirken, inanılmaz bir duyguyla peşinden koşuyordum. Uzun parmaklı ellerimle kavradığım boyundaki damar, az sonra başına gelecekleri anlarmışçasına haykırıyordu sanki. Biraz sonra dişlerim o damarın yerindeydi, acıyla bağıran hayvanın akıp giden kanı, onu öldürürken benim yeniden doğmama sebebiyet veriyordu. Sessiz ormanı inlemeleriyle yırtan hayvan ölürken, ben ölü bedenimde yeniden diriliyordum. İşim bittiğinde ölü hayvanı diğerlerine yem olsun diye öylece bıraktım. Tam olarak istediğimi alamamıştım ama bir insanın bedenindeki kanı başka bir yerde bulamazdım ki…Öldürmenin verdiği zevkle buz gibi odama gitmek için arazide ilerlemeye başladım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sylvia B. Deacon
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 9

MesajKonu: Geri: I. Ders *   Paz Ağus. 30, 2009 2:53 pm

    *Bücürlerle İlk Gün* ~Ensimmäinen päivä runt.
Mavi gözlerim karanlık odamı taradıktan sonra, duyduğum patırtılar yüzünden ayaklanma zamanımın geldiğini anlamıştım. Oturduğum koltuktan kalktım ve kanla kirlenmemiş bir cüppe bulmak için dolabımı karıştırdım. Bir ara hepsini temizlemek zorunda olduğumu fark edince, böyle sinir bozucu işlerle uğraşmak istemediğimi homurdanarak bir daha dile getirdim. Eğer kana susamış bir vampirseniz, pisliklerinizi hep kendiniz temizlersiniz. Bu yüzden asamı sallayarak dudaklarımdan bir fısıltıyı koyverdim. “Aklapakla…” Üzerindeki kan kokusunun kaybolduğunu anlayınca, kafamdan aşağı geçirip turuncu saçlarımın sırtıma dökülmesini sağladım. O bücürüklerin ders kitaplarını çantama attım. Şimdi dışarı çıkma zamanıydı. Derin bir nefes aldım, ihtiyacım olduğu için değil tabii ki, alışkanlık olduğu için. İnsanların önünde hiç nefes almadan durursanız, dikkatli olanları bir vampir olduğunuzu muhakkak anlar. Bu yüzden soluklarımı düzenledim ve tek bir gürültü bile çıkarmadan odadan çıktım

Gözlerim lanet güneşe alışamamıştı bir türlü, dönüştüğüm günden beri tipik bir vampir gibi güneşten kaçıyordum. Güneş beni eritmiyordu tabii ki, ama uzun süre güneşte kalmak gerçekten sorun yaratıyordu benim için. Zindanların loşluğu bile beni rahatsız ediyordu, bu yüzden gözlerimi kısarak ileriye baktım, tamamen boş olan zindan, erkenci olduğumun habercisiydi sanki. Haftanın ilk günüydü ve benim dersim ikinci saatti, bu yüzden olması gerektiği gibi kahvaltıda bulunacaktım, daha sonra vakit geçirmek için ya odama dönecek, ya da kütüphanede dolanacaktım. Veya dersliğe de gidebilirdim. Homurdanarak ilerledim, kahvaltı masasına oturmak ve yemek yiyor gibi yapmak çok saçma geliyordu ama bu okulun meraklı veletlerinin bir gariplik olduğunu anlamaması lazımdı. Hiç ortalıkta görünmeyen ve yemek yemeyen bir profesörün dikkatlerini çekmesi işten bile olmadığından aptal gibi masada oturmaktan başka çarem yoktu. Bembeyaz tenimin güneşin yakıcı ışıklarıyla karşılaşınca attığı çığlıkları duyarken, kanın azaldığını hissedebiliyordum. Sorun bu işte, sıcakta veya güneşin etkisindeyken hayatımız olan kan daha da hızlı bir şekilde uzaklaşıyor bizden, bu da hem etrafımızdakiler için hem de bizim için çok tehlikeli bir durum. Bu nedenle güneşten kaçarız, sıcaktan da, soğuk iyidir. Her şeyin yerli yerinde kalmasını sağlar ve bizi rahatlatır. Sıcak ve bunaltıcı zindanlardan da kötü olan Büyük Salon’a geldiğimde, profesörler tarafından ayrılan en gölgedeki sandalyeye oturmak için ilerledim. Meslektaşlarından birinin vampir olduğunu bilmelerine rağmen hala daha sakin olabilmeleri şaşırmama neden olmuyordu değil tabii, ama yine de bana karşı hep gereğinden fazla iyi davrandıklarının farkındaydım elbet. Bana acıyorlardı sanki, ama bilmiyorlardı ki asıl acınacak olan onlar. Vampirliği bütün hücrelerine kabul ettirmiş bir vampirden daha mutlusunu bulabileceğinize inanmıyorum. Ve ben de bunlardan biriyim, olduğum şeyden nefret etmek kadar budalaca bir şey yok çünkü. Kan içmek benim ihtiyacım ve eminim ki herkes kendisi için en iyisini isteyeceğinden ben de aynısını yapıyorum.

Boş masaların arasından süzüldüğüm kahvaltı masasına ulaştığımda sıkıntıyla oturdum ama yüzümdeki yapmacık ifade herkesi kandırabilecek kadar iyiydi. Gittikçe kalabalıklaşan salondaki herkesin nefes alıp verişini duyabiliyordum, havadaki partiküller bana ne kadar da yakındı, her konuşulanı duyuyor, neredeyse her şeyi hissediyordum. Aslında kalabalık yerlerdi benim rahatlamamı sağlayan, beynim nereye yöneleceğini şaşırıyordu, sonunda öylece durmaya karar verdiğinde rahatlıyordum. Bu yüzden içeriye doluşan öğrencilerin hakkımda fısıldaştıklarını duyabiliyordum. Bu kırmızı kafalı ve soluk benizli kadın da kimdi? Daha sonra masaya Bayan Ramora’nın da katılmasıyla iyice çetrefilli bir hal alan fısıldaşmalar, yerini mırıldanmalara bırakarak bir açıklama beklercesine salonun üzerinde yankılanıyordu. Şölene katılamadığım için öğrencilere tanıtılarak işlevimi bildiremediğim için bana garip garip bakan gözleri görmezden geliyor ve suratıma yerleştirdiğim o yapmacık gülümsemeyle gölgede oturuyordum. Kimsenin beni tanıtmayacağını biliyordum, bu yüzden önümdeki yemeklerle ilgileniyormuş gibi yaptım ve hiç birini ağzıma sürmediğimin fark edilmemesini umdum. Birazdan içeriye girecek olan baykuşlar sayesinde üzerimdeki ilgi dağıldı ve herkes kendine gelen mektuplara saldırınca yemek yemeyen kızıl kafalı kadın olarak akıllarının köşesinde yer edinen ben, etrafıma ilgiyle bakmaya devam ettim.

Sıkıntı dolu geçen bir saati atlattıktan sonra ilk derslerine girmek üzere ayaklanan öğrencilerin kapıdan çıkıp gitmesini bekledim. Önümde boş olarak geçirebileceğim bir ders vardı ve bunu dersliği kontrol ederek doldurabileceğimi düşünüyordum. Kulakları dolduran zil sustuğunda salon tamamen boşalmış sayılırdı. Küçük adımlarla yukarıya tırmanmak için ayaklandığımda, bir öğrencinin sorar gözlerle bana baktığını hissedebiliyordum, kafamı kaldırmadan yoluma devam ettim, küçük sümüklülerle uğraşacak vaktim yoktu benim. Derslik 4. kattaydı ve oraya süper vampir atlayışımla ulaşmam hepi topu 10 saniyemi alırdı ama meraklı öğrencilerin meraklı bakışlarına maruz kalmış bir biçimdeyken bana bahşedilmiş bu harika yetenekleri kullanamayacaktım muhakkak. Bu yüzden yavaş ve sakin adımlarla koridorlarda yürümeye başladım, asla yönümü kaybetmezdim…Sınıfa gidecek en kısa yoldan yürümeye devam ederken ilk dersi anlatan profesörlerin hakimiyet kurmaya çalışan sesleri kulağıma çalınıyordu. İki yana savurduğum kırmızı saçlarım kulaklarımı örterken yine de gelen seslerden rahatsız olmuyordum artık.

Aydınlık koridorda sanki kasıtlı olarak gözüme hücum eden güneş ışıklarından korunmak için elimi siper ettim mavi gözlerime. Koridorun sonundaki sınıfın kapısı kocamandı, üzerindeki işlemeler yaramaz öğrenciler ve yılların eskitmesiyle birlikte yer yer dökülmüştü. Cüppemden çıkardığım asamı kavradıktan sonra boş elimi kapıya doğru salladım. Gürültü kopararak açılan sınıfta her yer aydınlıktı neredeyse. Birden susadığımı hissettim ve bu hisle birlikte asam bir kere daha hareket etti. Perdeler çekilmişti artık, büyük pencerelerin önündeki siyah ve kadife örtüler güneş ışığını reddedercesine kapanmış, sınıfın bir karanlığa boğulmasına sebebiyet vermişti. Şimdi göz gezdirebilirdim tozlu sınıfa. Bir önceki profesörün diğer sınıflara verdiği derslerin izlerini taşıyordu, kenarda kırılmış olarak duran bir akvaryum, önceden içinde Garkenezleri barındırdığını söylüyordu, büyük tahta bir dolabın içindeki Böcürt, dışarı çıkmak ve insanlara en büyük korkularını yaşatmak için sabırsızlanıyor gibiydi. Asamı sallamamla ikisi de duvara yapıştılar, ilk dersim için büyük bir alana ihtiyacım vardı. Bu küçük ve narin yapılı salakların incinmemesi için yerlere bir sürü minder attım, bedenlerini kilitlediğimde tam da bunların üzerine düşeceklerdi çünkü. Minderlerle kaplanmış zeminin üzerinden atlayarak karşıya geçtim, dizilmiş sıraların önündeki kürsüye geçip oturdum. Birden karanlığın farkına vardım, istemeden de olsa tepeyi ışıklandırdım. Büyük sınıf loştu şimdi, düşüncelerini toparlamak çok daha kolay olurdu o bücürler için.

Yaklaşık olarak bir saat geçmişti ki ayak sesleri kulağıma geldi. Toz yüzünden hissizleşmiş burnum, o karışıklıkta da olsa öğrencilerin kokularını alabiliyordu. Birazdan içeriye girecek olan öğrenciler, ürkek ve garip bakışlarını bana yönlendirmişlerdi. Gözlerimle sıraları işaret ettim, gelenlerin hepsi oturduğunda asamı salladım ve kapı büyük bir gümlemeyle kapandı. Tehditkar bakışlarımı üzerlerine yönlendirdim, 1. sınıftılar ve korkutulmaları gerekiyordu çünkü. Dolu sınıfta keskin kulaklarımın algılayabileceği tek bir fısıltı bile yoktu, bir fare az önce bir deliğe girmişti ve bir karınca kolonisi pencereden dışarıya çıkmaya çalışıyordu. Tiz ve insanın içine işleyen sesimi üzerlerine saldım. “Burada neden bulunduğumu anlayamayacak kadar mankafa birisi varsa elini kaldırsın.” Öğrenciler birbirlerine gözlerini kırpıştırarak bakıyorlardı. “Ayrıca dersimde boş konuşmalara izin vermeyeceğimi anlamışsınızdır, tabii ifrit beyinli değilseniz. Bu yüzden beni sinirlendirmemeye bakın…Şimdi dersin amacına geçelim. Amaç kendinizi dışarıdaki tehlikelere karşı korumak. Bu sınıfta kendinizi savunmayı öğreneceksiniz, tamamen olması gerektiği gibi…”Korkuyla irileşen gözler, minderlere yöneldi. Pis pis sırıttım. “Ölmemeye çalışın. Şimdi ilk büyünüz olan Depulso’nun amacını iyi öğrenin çünkü birazdan çok işinize yarayacak.” Mırıldanmalar başlamıştı, sadece kendilerinin duyduğunu sanan öğrenciler birbirlerine bir şeyler fısıldıyorlardı. “Hayır seni küçük bücür, deli filan değilim ve eğer bir daha hakkımda böyle konuştuğunu duyarsam seninle zindanlarda oldukça uzun bir süre geçirmek zorunda kalırız ve emin ol bunu ikimiz de istemiyoruz…” Slytherin’li öğrencinin bakışları ve hareketleri dondu. Saçlarımı savurarak yüzümden çekilmelerini sağladım, bembeyaz tenim parıldıyordu. “Şimdi, birinizin gönüllü olarak gelmesi gerekiyor. Gelen kişiye beden kilitleme laneti yapacağım ve o da Depulso’yu kullanacak. Depulso, size gönderilen bir uğursuzluk büyüsünün karşı tarafa doğru itilmesini sağlar. Eğer başarılı olursanız saldıran kişiye geri dönecektir. Asanızı bir kere çevirdikten sonra bileğinizi kırıp, iki kere havada kısa vuruşlar yapmalı ve odaklanmalısınız. Gelen büyünün size ulaşmamasını gönülde isteyin, ben olsam öyle yapardım.” Oturdukları yere sinen öğrencilerin hakkımda düşündüklerini bilmek için çok düşünmeme gerek yoktu. Kuşkusuz şu an hepsi benden korkuyordu, ki bu da bana inanılmaz bir zevk veriyordu, derslikten çıktıkları anda bu yerini nefret ve öfkeye bırakacaktı. Ve amacım da buydu zaten, bu sınıftayken benden korkacaklardı…

“Evet kim geliyor?” diye bağırdım sınıfa doğru. Herkes birbirine bakıyordu. “Bu sınıftaki Gryffindor'larımız çok cesur değil galiba…” dedim sırıtarak. Tam da bu sırada bir kız ayağa kalktı, cüppesindeki kırmızı armayı görünce hangi binadan olduğunu anlamam çok da zor olmadı. “Gel bakalım…” dedim gözlerimdeki şeytanî parıltıları saklamaya gerek duymadan. Kız cüppesindeki asayı çıkardı, mavi gözleri inatla bana yönelmişti. “Bana bakmayacaksın! Odaklan!” diye bağırmamla herkesin zıplaması bir oldu. Kız tüm gücünü toplamış gibi duruyordu, ama yine de beni yenmesi mümkün değildi. Ben insan formunda bir yaratıktım, insan üstü güçlerim vardı, zihnimi istediğim şekilde yönetebilirdim ve eğer istersem onun zihnini de. Bu yüzden ben “Perfictus Totatalus!” diye bağırdığımda kızın çaresizce kendini savunması bir işe yaramamıştı. İki kolu vücuduna yapıştı ve geriye doğru giderlerken kendilerini korumak için hiçbir şey yapmadılar. Kaskati bir şekilde minderlere düşen kızı o şekilde bırakabilirdim pek tabii ama asamı sallayarak mırıldandım. “Çözül…” Şaşırmış olan kız gözleri fal taşı gibi açıkken öylece bakakaldı. “Yapamadın, çünkü yeterince iyi odaklanmadın!” diye azarladım onu. Kız dudaklarını sımsıkı kilitlemiş bir şekilde sırasına oturdu, ağlamamak için kendini sıktığını anlayabiliyordum. “Evet, bu küçük arkadaşınız gibi olmak istemiyorsanız dikkatinizi buraya verin.” Gözlerimle küçük kızı işaret etmiştim, arkadaşı omzuna kolunu dolamış, ağlamaması için yanındaymış gibi gözükmeye çalışıyordu. “Sen!” dedim kıza bakarak. “Madem bu işlerde iyisin, seni görelim bir de.” Sonuç aynıydı, fiyasko. Hiç biri doğru düzgün yapamıyordu, kalabalık sınıfta tek bir kişi bile başarı gösterememişti. Bütün öğrenciler denemişti artık.

"Çok iyi, bu şekilde devam ederseniz birer Seherbaz olacağınız kuşkusuz!" Dudaklarım yukarı doğru kıvrılmıştı. Son kilitlenen çocuğu da çözdükten sonra sınıfta dolanmaya başladım. Bütün gözler öfkeyle bana dikilmişti, memnuniyetle gülümsedikten sonra devam ettim. “Bir dahaki derse bu büyüyü yapmış olacaksınız, aksi takdirde hiç hoş şeyler olmaz. Ve ödeviniz… Perfictus Totalus büyüsüyle ilgili bilgi toparlayın… Ödevlerinizi yapmamak gibi kalın kafalılık etmeyeceğinizi umuyorum.” Zil sesi kulaklarımı doldurduğunda asamı sallayıp kapıyı açtım. “Buyurun…” dedim şirin şirin gülümseyerek. Artık öğrenciler öndeki arkadaşlarından daha önce çıkabilmek için birbirlerini itekliyorlardı. Çok eğlenmiş olan ben ise, arkalarından güldükten sonra odama gitmek üzere sınıftan dışarı çıktım…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Richert Adams
Hufflepuff 1. Sınıf
Hufflepuff 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 10
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Richert Adams   Paz Ağus. 30, 2009 4:47 pm

Gözlerim yine Güneşle birlikte açılmıştı.Güneşin parıltısı ve sıcaklığı ciğerlerime kadar işliyordu.Sakin ama bir o kadarda heyecanlıydım.Çünkü bugün Profesör Deacon'un ilk dersine girecektim.Benim için gerçekten güzel bir gündü.Hemen kalkarak hazırlanmaya başladım.Cübbemi giydim ve ellerimi başıma götürerek saçlarımı düzelttim.Tabiki kahvaltı benim için vazgeçilmezdi.Hemen aşağıya indim ve kahvaltı yaptım.Oradaki herkes neden bu kadar heyecanlı olduğumu meraklı gözler ile bana bakarak soruyorlardı.Profesör de oradaydı.Bir ara gözlerimin içine baktı.Kahvaltıyı yarıda bırakıp hemen dersliğe çıktım.Dersliğe vardığımda profesör derslikteydi.İnanamamıştım.Az önce kahvaltıda olan Profesör dersteydi.

Derse girdikten sonra herkes meraklı bir şekilde birbirine bakıyordu.Ancak sınıfta hiç bir ses yoktu.Profesör Tız bir sesi ile ... “Burada neden bulunduğumu anlayamayacak kadar mankafa birisi varsa elini kaldırsın.” dedi.Ve ekledi ... “Ayrıca dersimde boş konuşmalara izin vermeyeceğimi anlamışsınızdır, tabii ifrit beyinli değilseniz. Bu yüzden beni sinirlendirmemeye bakın…Şimdi dersin amacına geçelim. Amaç kendinizi dışarıdaki tehlikelere karşı korumak. Bu sınıfta kendinizi savunmayı öğreneceksiniz, tamamen olması gerektiği gibi…” Korkmuştum . “Ölmemeye çalışın. Şimdi ilk büyünüz olan Depulso’nun amacını iyi öğrenin çünkü birazdan çok işinize yarayacak.” Ardından mırıldanmalar başladı.Profesör birden yanımda oturan öğreniciye “Hayır seni küçük bücür, deli filan değilim ve eğer bir daha hakkımda böyle konuştuğunu duyarsam seninle zindanlarda oldukça uzun bir süre geçirmek zorunda kalırız ve emin ol bunu ikimiz de istemiyoruz…” dedi.yanımdaki öğrenci ve ben adeta donmuştuk.tutulduk.Yine profesörün o tiz sesi ile irkilerek çözüldük ... “Şimdi, birinizin gönüllü olarak gelmesi gerekiyor. Gelen kişiye beden kilitleme laneti yapacağım ve o da Depulso’yu kullanacak. Depulso, size gönderilen bir uğursuzluk büyüsünün karşı tarafa doğru itilmesini sağlar. Eğer başarılı olursanız saldıran kişiye geri dönecektir. Asanızı bir kere çevirdikten sonra bileğinizi kırıp, iki kere havada kısa vuruşlar yapmalı ve odaklanmalısınız. Gelen büyünün size ulaşmamasını gönülde isteyin, ben olsam öyle yapardım.” dedi.Sınftaki herekz olduğu yere pıstı.Gerçekten herkez bende dahil olmak üzere çok korkmuştu.Profesör Eve Kim Geliyor ! Dedi.Korktum.Hemde çok.Biraz vakit geçtikten sonra neyse ki bir kız ayağı kalktı.Rahatladım.
Profesör “Bana bakmayacaksın! Odaklan!” diye bağırdığında herkes irkildi.Kızda dondu kaldı.Profesör “Perfictus Totatalus!” sözcüklerini söylediğinde kızın iki kolu vücuduna yapışmıştı.Daha Sonra Çözül dedi.Kız Çok şaşırmış gözleri fal taşı gibi açılmıştı.Kız yenie oturduktan sonra başkasını bağladı profesör.Yeteri kadar odaklanamadığımızı düşünüyordu.Ders zili çalmak üzereydi ... Prfesörün Son sözleri “Bir dahaki derse bu büyüyü yapmış olacaksınız, aksi takdirde hiç hoş şeyler olmaz. Ve ödeviniz… Perfictus Totalus büyüsüyle ilgili bilgi toparlayın… Ödevlerinizi yapmamak gibi kalın kafalılık etmeyeceğinizi umuyorum.” Demişti.Bu korkudan sonra tabiki o ödevi yapıcaktım.Zil çaldı ve dağıldık.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Daphne R. Proteus
Slytherin 1. Sınıf
Slytherin 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 372
Ruh Hali :
Nereden : İngiltere veya Yunanistan

Seviye
RP Puanı:
30/100  (30/100)

MesajKonu: Geri: I. Ders *   Ptsi Ağus. 31, 2009 2:02 am

İkiz kardeşimin sesiyle uyandım. Gözlerimi açmakta zorlanıyordum. Derse geç kalacağımı düşündüğümden dolayı gözlerimi hemen açıp yataktan fırladım. Cübbemi giyindim ve saçlarımı taradım. Geç kaldığım için aşağı inip kahvaltı yapamadan dersliğe koştum. Dersliğe girdiğimde profesör derslikteydi. -Harika ! Geç kaldım! diye düşündüm. Sonra dersliğe giren başka kişileride görünce rahatladım ve yerime oturdum.

Profesör konuşmaya başladı:
-Burada neden bulunduğumu anlayamayacak kadar mankafa birisi varsa elini kaldırsın.
dedi ve ekledi.
-Ayrıca dersimde boş konuşmalara izin vermeyeceğimi anlamışsınızdır, tabii ifrit beyinli değilseniz. Bu yüzden beni sinirlendirmemeye bakın…Şimdi dersin amacına geçelim. Amaç kendinizi dışarıdaki tehlikelere karşı korumak. Bu sınıfta kendinizi savunmayı öğreneceksiniz, tamamen olması gerektiği gibi…Ölmemeye çalışın. Şimdi ilk büyünüz olan Depulso’nun amacını iyi öğrenin çünkü birazdan çok işinize yarayacak.
dedi ve mırıldanmalar başladı.Profesör Slytherin'li bir öğrenciye dönüp:
-Hayır seni küçük bücür, deli filan değilim ve eğer bir daha hakkımda böyle konuştuğunu duyarsam seninle zindanlarda oldukça uzun bir süre geçirmek zorunda kalırız ve emin ol bunu ikimiz de istemiyoruz…
dedi.
Kafamı çevirdiğimde öğrencinin şaşkına döndüğünü farkettim.Profesör'ün sesiyle gözlerimi ondan ayırdım ve profesöre döndüm.
-Şimdi, birinizin gönüllü olarak gelmesi gerekiyor. Gelen kişiye beden kilitleme laneti yapacağım ve o da Depulso’yu kullanacak. Depulso, size gönderilen bir uğursuzluk büyüsünün karşı tarafa doğru itilmesini sağlar. Eğer başarılı olursanız saldıran kişiye geri dönecektir. Asanızı bir kere çevirdikten sonra bileğinizi kırıp, iki kere havada kısa vuruşlar yapmalı ve odaklanmalısınız. Gelen büyünün size ulaşmamasını gönülde isteyin, ben olsam öyle yapardım.Evet kim geliyor.Bu sınıftaki Gryffindor'larımız çok cesur değil galiba…
dedi.Son cümlesini sevmiştim."Bu sınıftaki Gryffindor'larımız çok cesur değil galiba.." Bu cümleyi içimden birkaç kere mırıldandım ve hafifçe sırıttım.Profesör bağırarak:
-Perfictus Totatalus!
dedi ve ben sırıtmayı kesip kıza baktım. Kızın kolları bedeninde yapışmış gibiydi. Kız büyüyü yapmayınca
-Çözül !
diye bağırdı profesör. Ardından profesörün azarlamaları geldi. Bir kişiyi daha çıkardı ve aynı şeyleri yaptı. Kimse odaklanamıyordu buda profesörü sinirlendiriyordu. Profesör ekledi.
-Bir dahaki derse bu büyüyü yapmış olacaksınız, aksi takdirde hiç hoş şeyler olmaz. Ve ödeviniz… Perfictus Totalus büyüsüyle ilgili bilgi toparlayın… Ödevlerinizi yapmamak gibi kalın kafalılık etmeyeceğinizi umuyorum.
Bir ders içinde yeterince azarlamıştı öğrencilerini sinirlerim bozulmuştu.
-Oh ! Çok güzel bir ödevimiz eksikti.
dedim ve derslikten çıktım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Edward Nigellus Moreau
Gryffindor 1. Sınıf
Gryffindor 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 1025
Ruh Hali :
Nereden : Paris

Seviye
RP Puanı:
10/100  (10/100)

MesajKonu: Geri: I. Ders *   Ptsi Ağus. 31, 2009 7:54 am

Bugün güneşin o gzl ışığıyla uyanmıştım.yatağımdan kalktım ve erkekler tuvaletine gidip yüzümü iyice yıkadım.Bugün kendimi çok rahat hissediyorum.İçimde çok gzl hisler vardı.Tuvaletten çıktınktan sonra kahvaltı için Büyük salona indim.salon henüz tam dolmamıştı.En fazla 20 kişi saymıştım.bir yer bulup oturdum.Benden sonra yavaş yavaş dolmaya başladı.kahvaltıma başladımıştım.Herkes arkadaşıyla oturuyor ben iste tektim çünkü henüz kimseyle tanışmamıştım.

Kahvaltımı bitirdim.Karanlık sanatlara karşı savunma desliğine doğru gidiyordum.Yolda Professör Stamı gördüm.Ve Professöre ''Nasılsınız Professör bugün'' dedim ve oda bana '' iyiyim Edward Karanlık sanatlar dersliğinemi gidiyorsun'' dedi bende ''evt'' yanıtını verdim sonra baktım ki ders saatine daha var ''ne kadar erken kalkmışım bugün'' diye geçirdim içimden.bahçeye gidiyordum o anda aklına geldi ve kitaplarımı Büyük salonda unutmuştum.Gidip almak için erkekler tuvaletine gittim neyseki filch ordaydı ve erkekler tuvaletini yeni temizlemişti ben ise farketmeden çamurlu ayakkabılarımla
girmiştim filch bunu görünce çok sinirlendi ve söyle dedi ''ne yapıyosun hemen çık burdan daha yerleri yeni sildim'' dedi ve bende ona ''tmm tmm çıkıyorum sadece saan karanlık sanatlara karşı savunca kitabımı görüdünmü diye dorucaktım'' dedim ve ban şu cevabı verdi ''ah evt şu kitaptan bahsediyorsun heralde çok şanlısın evlat kitabı çöpe atmak üzereydim'' dedi ve kitabı bana verdi ve bana ''hadi çıkta bastığın yerleri siliyim '' dedi öyle deyince ordan çıktım ve özür diledim sonra hemen hızlı hızlı adımlarla ders gittim.Neyseki Professör daha gelmemişti.sınıfa şöylebi baktım bazı yerler boştu cam kenarında bi yere oturdum.sonra içeri erkek kardeşim richert girdi ona selam vermiştim ama biriyle kouştuğundan beni görmemişti aldırış etmedim görmemiştir diye sonra professör girdi sınıfa ardıdan bi Slytherin li bi kız girdi professör ona doğru baktı sonra arkadan başkalarıda girince herkes yerine oturdu.Professör hemen konuşmaya başladı

''Burada neden bulunduğumu anlayamayacak kadar mankafa birisi varsa elini kaldırsın.'' dedi

Bende aklımdan o an ''ilk gün için gzl bi tanıma'' diye içimden geçirdim.Professör konuşmasına devam etti

''Ayrıca dersimde boş konuşmalara izin vermeyeceğimi anlamışsınızdır, tabii ifrit beyinli değilseniz. Bu yüzden beni sinirlendirmemeye bakın…Şimdi dersin amacına geçelim. Amaç kendinizi dışarıdaki tehlikelere karşı korumak. Bu sınıfta kendinizi savunmayı öğreneceksiniz, tamamen olması gerektiği gibi…Ölmemeye çalışın. Şimdi ilk büyünüz olan Depulso’nun amacını iyi öğrenin çünkü birazdan çok işinize yarayacak.''

Herkes fısıltıyla konuşmaya başladı.o anda Professör

''Hayır seni küçük bücür, deli filan değilim ve eğer bir daha hakkımda böyle konuştuğunu duyarsam seninle zindanlarda oldukça uzun bir süre geçirmek zorunda kalırız ve emin ol bunu ikimiz de istemiyoruz.''

Bunu neden dediğini anlamaıştım ilk başta sonra bi öğrencini Professöre deli dediğini öğrendim.

Sonra derse geçtik professör bir gönüllü istedi

''Şimdi, birinizin gönüllü olarak gelmesi gerekiyor. Gelen kişiye beden kilitleme laneti yapacağım ve o da Depulso’yu kullanacak. Depulso, size gönderilen bir uğursuzluk büyüsünün karşı tarafa doğru itilmesini sağlar. Eğer başarılı olursanız saldıran kişiye geri dönecektir. Asanızı bir kere çevirdikten sonra bileğinizi kırıp, iki kere havada kısa vuruşlar yapmalı ve odaklanmalısınız. Gelen büyünün size ulaşmamasını gönülde isteyin, ben olsam öyle yapardım.Evet kim geliyor.Bu sınıftaki Gryffindor'larımız çok cesur değil galiba.''dedi

Son lafı çok garip gelmişti sanki her Gryffindor aynıydı.Sonra
çaprazımda oturan Daphne R. Proteus adlı Slytherin sınııfında
olan kız kıkırdamaa başladı o an çok sinir olmuştum ve kendimden bi anda olsa utanmıştım.Sonra ayağı bi öğrenci kalktı ve Professör onu görünce hemen yanına çağırdı armasına baktığını fark ettim öğrenciğe


''Bana bakmayacaksın odaklan!''

Bağırmasıyla yerimden zıpladım.Sonra Professör öğrenciye

''Perfictus Totalus !'' diye bağırdı.

Öğrenci birden kolları ve ayakları birbirine yapıştı.Ben kala kalmıştım.öğrenci büyü yapamayınca Professör

''Çözül'' diye tekrar bağırdı.

Professör öğrenciye çok kızmıştı ona bağırıyordu.O an öğrencini yerinde olmak istemediğimi aklımdan geçirdim.öğrenci yeterince odaklanamamıştı.Sonrada professör kızdın bir ses tonuyla şöyle dedi

''Bir dahaki derse bu büyüyü yapmış olacaksınız, aksi takdirde hiç hoş şeyler olmaz.Ve ödeviniz Perfictus Totalus büyüsüyle ilgili bilgi toparlayın.Ödevlerini yapmamak gidi kalın kafalık etmeyeceğinizi umuyorum.''

Böyle bi hakaretten sonra zil çaldı.Herkes yavaş yavaşa çıkıyodu ben rezil olmamak için biraz daha kalıp büyüyü çalışmak istedim.Ama kendi başıma çalışamazdım.Kimle çalışacağımı bilmiyordum bir sürü öğrenciye soruyordum Hyr cevabını veriyorlardı bende sınıfta çıkmıştım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir
avatar


Seviye
RP Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: I. Ders *   Ptsi Ağus. 31, 2009 1:52 pm

Jasper sabahleyin tek gözünü araladığında kendinin nerde olduğunu kavrayamadı sonra diğer gözünü de açtığınıda çalışma masasının sandalyesinin üstünde kafasını masaya dayamış halde buldu.Önce dün gece ne olduğunu hatırlayamadı ama sonradan dün gece çalışırken biraz mola verip yuduğunu hatırladı ;demek ki sonradan uyanamamıştı.Sonra başını masasından kaldırdı ve sandalyeden kalktı gerinerek...Odasının penceresine doğru ilerledi dışarı bakmak için gün doğalı çok olmuşa benziyordu çünkü güneş en tepeye yaklaşmıştı ;bu öğlene az kaldığını gösteriyordu.Jasper bunu farketince hemen bluzunun dün gece çalışırken kıyafetiyle olduğundan öyle uyumuştu kolunu sıyırdı.Yılan dersinden saatine baktı bu saat yuvarlak bir cama sahipti ve camın etrafında parlayan taşlar bulunuyordu yeşil ve beyaz renklerde.Akrep 11 ile 12 arasını yelkovansa 5 'in üstünü gösteriyordu;saat 11'i yirmi geçiyor olmalıydı.Saat kahvaltı saatini çoktan geçmişti;öğle yemeğine az kalmıştı hatta.Hogwarts bahçesindeki yeşil çimenler artık kurumuş ağaç yapraklarıyla iyice dolmaya başlamıştı ; artık çok fazlada sıcak olmuyor daha sık yağmur yağmaya ve hava bulutlarla kaplanmaya başlamıştı . Bütün bunlar sonbaharın geldiğini gösteriyordu. Jasper hemen pencerenin önünden ayrıldı ve yatağına baktı topluydu bugün toplamasına gerek kalmamıştı zaten yaptığı tek şey asıyla büyü yapmaktı ama genede üşeniyordu odasını toplamaya çocukluk alışkanlığıydı nede olsa vazgeçemiyordu ne yaparsa yapsın...Kendini hemen banyoya attı elini yüzünü yıkadı aynada yüzüne ve saçlarına baktı gerçekten dinlenmiş görünüyordu demekki iyi uyumuştu.Hemen yüzünü yıkadı ve yanındaki havluyla yüzünü kuruttu ve koşa koşa KsKs dersliğine koştu elinle kitapla.Zaten çok çalışma sebebiyde buydu.En zorlandığı derslerden biri.Yeni profesörlerini çok merak ediyordu.İçeri girdi ve oturup kitabını okuyordu.Bir tıkırtı geldiğinde kitapı kapattı.Profesör gelmiş olmalıydı şöyle başladı her profesör gibi profesör “Burada neden bulunduğumu anlayamayacak kadar mankafa birisi varsa elini kaldırsın'' Jasper zaten ilk dakikadan anlamıştı nu profesörün böyle kaba olduğunu çok zorlanacaktı derste herkes birbirine göz kırpıyordu nedense?Sonra öğretmen çocukların bu şaşkınlığını görünce Ayrıca dersimde boş konuşmalara izin vermeyeceğimi anlamışsınızdır, tabii ifrit beyinli değilseniz. Bu yüzden beni sinirlendirmemeye bakın…Şimdi dersin amacına geçelim. Amaç kendinizi dışarıdaki tehlikelere karşı korumak. Bu sınıfta kendinizi savunmayı öğreneceksiniz, tamamen olması gerektiği gibi…” Jasper bu öğretmenden çok korkmuştu.Kim seçtibu profesörü diye kızdı müdüre içinden.Ama olsun onları koruyan iki kişi.Wise ve Robert vardı.Jamesle korkmalarına gerek yoktu.İçinden hatt a şöyle bile geçirdi ''Onlar bizden korksun diye''O anda profesöre döndü pis pis sırıtıyordu.Ve şöyle dedi “Ölmemeye çalışın. Şimdi ilk büyünüz olan Depulso’nun amacını iyi öğrenin çünkü birazdan çok işinize yarayacak.” [/size]İlk ders olarak Depulso biraz kolay gelmişti Jasper'a ve birden gözüne Daphne çarptı ve iki yeni çocuk Jasper bu çocuklarla tanışmak isterdi tabii karanlıksalar...İşte buna ayrımcılık denirdi.Ama çocuklarda karanlık bir tip yoktu.GÜlümser ve seven iğrenç bir yüz ifadesi....Sonrada profesörün sesiyle irkildi Jasper “Hayır seni küçük bücür, deli filan değilim ve eğer bir daha hakkımda böyle konuştuğunu duyarsam seninle zindanlarda oldukça uzun bir süre geçirmek zorunda kalırız ve emin ol bunu ikimiz de istemiyoruz…” Ahhhh!! Jasper yerinde kendini zor tutuyordu.Çok sinirlenmişti profesöre kaşlarını çattı ve profesöre baktı.Bücürmüş!Kendini beğenmiş,ukala bir profesör..Hiç yakışmıyor hogwarts'a.. Şimdi, birinizin gönüllü olarak gelmesi gerekiyor. Gelen kişiye beden kilitleme laneti yapacağım ve o da Depulso’yu kullanacak. Depulso, size gönderilen bir uğursuzluk büyüsünün karşı tarafa doğru itilmesini sağlar. Eğer başarılı olursanız saldıran kişiye geri dönecektir. Asanızı bir kere çevirdikten sonra bileğinizi kırıp, iki kere havada kısa vuruşlar yapmalı ve odaklanmalısınız. Gelen büyünün size ulaşmamasını gönülde isteyin, ben olsam öyle yapardım.” Ukala,kendini beğenmiş ama iyi anlatıyordu dersleri profesör..O gönüllü kesinlikle bir gryfindorlu olacaktır yada Slytherin...Ümidini kesmişti Rawenclav ve Hufflepuftan JasperBu sınıftaki Gryffindor'larımız çok cesur değil galiba…” Jasper ''haklısın''anlamında kafasını salladı.Sonuna kadar haklıydı Profesör.Hatta destek bile veriyordu Jasper.Sonra gözlerinden birini kesti ve Gel bakalım…” Bu bir kızdı.Profesörün yanına gitti.Ve ona bakıyordu ne aptal bir kızdı!İşte bundan fazla sevmiyordu Hogwarts'ı.Aptallar okulu..diye kısaltıyordu bunu Jasper.Akıllı olan herkesde böyle derdi.Öğretmen bağırarak şöyle dedi Bana bakmayacaksın! Odaklan!” Ve Jasper bile yerinden zıpladı.Öğretmen'e ilk bakışta beğenmese bile sonradan hoşlanmıştı.Tam bir profesör idi.Sonra yine birşey dedi “Perfictus Totatalus!” İki kolu birbirine yapışık haldeydi ve büyüyü yapamamıştı kız.Odaklanmamasının sebebiydi tabiikide.Jasper içinden kahkahalar attı binlerce.Ama dışı bunu göstermiyordu.Sanki profesör Jasper'a hak verirmiş gibi “Yapamadın, çünkü yeterince iyi odaklanmadın!” Arkasından gözleriyle küçük kızı işaret ederek “Evet, bu küçük arkadaşınız gibi olmak istemiyorsanız dikkatinizi buraya verin.”Herhalde başka biri deneyecekti ama kim?O anda Jasper öğretmenin işaretle gösterdiği çocuk kalktı.O mu yapacaktı?Öğretmenin bu derste sinirliyeneceğini çocuğu kalktığında görmüştü.İnsanları çabuk değerlendirenlerden biriydi Jasper.Bazı insanlar gibi.Ve dediğide çıktı yapamamıştı.Profesör birazdan delirecekti.Onun yerinde olmak kimse istemezdi.O arada Jasper kahkahalar atıyorrdu içinden ama dış görünüşü bunu göstermiyordu.Çok iyi, bu şekilde devam ederseniz birer Seherbaz olacağınız kuşkusuz!" Jasper seherbaz dediğini duyunca sinirlenmişti.Seherbazlar sadece aydınlıklar olur Jasper ise Lord'un kardeşi gibiydi.Ve içinden güldürme beni diye geçiyordu sessiz ve sakince.Ama bir yandanda diğer öğrenciler için öğretmene hak veriyordu profesör zilin çalmasına az kaldığını görmüştü.Ve o iğrenç zil sesi çalmadan Bir dahaki derse bu büyüyü yapmış olacaksınız, aksi takdirde hiç hoş şeyler olmaz. Ve ödeviniz… Perfictus Totalus büyüsüyle ilgili bilgi toparlayın… Ödevlerinizi yapmamak gibi kalın kafalılık etmeyeceğinizi umuyorum.” Öff!!ine mi ödev bıkmıştı şu ödevlerden.Sonrada bbuyrun işareti gibi yaptı ve herkes dışarıya toplanmış bulunuyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Marcia Celestine Bickle
Gryffindor 1. Sınıf ~ Quidditch Sahası ve Eşyaları Sorumlusu
Gryffindor 1. Sınıf ~ Quidditch Sahası ve Eşyaları Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 231
Ruh Hali :
Nereden : NY

Seviye
RP Puanı:
10/100  (10/100)

MesajKonu: Geri: I. Ders *   Çarş. Eyl. 02, 2009 5:25 am



İlk biçim değiştirme dersinin ardından işte nihayet hevesle beklediğim ders saati gelmişti. İlk karanlık sanatlara karşı savunma dersi. Biçim değiştirme dersliğinden çıkmış karanlık sanatlara karşı savunma dersliğine doğru yürürken içimde heyecan değil, korku değil, merak değil, değişik bir duygu vardı. Bu dersin bana neler kazandıracağı aşikardı. Bu yüzden belki de Hogwarts’ta olduğum süre boyunca en çok çaba sarf edeceğim dersti, karanlık sanatlara karşı savunma. Ben dersliğe doğru yürürken biçim değiştirme dersinden çıkmış diğer birinci sınıf öğrencileri de hızlı hızlı karanlık sanatlara karşı savunma dersliğine yürüyorlardı. Aceleci olmayı sevmezdim. Bir ders için bu kadar hevesli olmayı da gereksiz buluyordum. Birkaç hafta sonra bu hevesleri sönecekti nasılsa.

Tam kitaplarımı almak için adımlarımı ortak salona doğru yöneltmiştim ki bugün tüm kitapları yanıma almış olduğumu hatırladım. Ferahladım. Buradan Gryffindor ortak salonuna gitmek, oradan da tekrar karanlık sanatlara karşı savunma dersliğine gitmek tam bir eziyet olacaktı. Bu kadar az zaman varken belki dersi kaçırmama bile sebep olabilirdi. Şu an için en istemediğim şey beni tanımayan bir profesörün dersine geç kalarak ilk izlenim vermek olurdu. Bu nedenle tekrar adımlarımı karanlık sanatlara karşı savunma sınıfına yönelttim.

Nihayet dersliğe vardığımda buranın anlatılandan çok daha büyük ve harika bir sınıf olduğunu fark ettim. Diğer sınıflarla kıyaslandığında çok daha geniş, ferah ve malzeme bakımından zengindi. Duvarlarında sıra sıra dizilmiş pencereler olmasına rağmen profesörün onları neden kapatarak ortamı loş bir hale getirdiğini merak ettim. Bilemiyorum, belki de dersini işleme şekli böyleydi. Profesörlerin kararlarını sorgulamak işim değildi benim. O sırada bakışlarımı derslikten alarak kürsünün önünde beklemekte olan profesöre çevirdim. Onu ilk bakışta anlatabileceğim tek kelime, büyüleyici olurdu. Kızıl saçları bembeyaz yüzünün iki yanından omuzlarına dökülürken, uzun siyah kirpiklerinin çevrelediği siyah gözleri bizi izliyordu. Fakat bu kadar güzel olmasının yanında hafif bir ürkütücülüğü de vardı. Dış görünüşü sanki; bana yaklaşma, der gibiydi. Sınıfa giren gözlerini ondan alamıyordu. O ise bu bakışlardan rahatsız olmuşçasına bize oturmamız için sıraları işaret etti. Çok önlerde oturmayı sevmediğimden beşinci sıraya, Gryffindor’lu bir kızın yanına oturdum.

Son öğrenci de sırasına oturduğunda profesör elinin zarif bir hareketiyle asasını salladı ve sınıf kapısı büyük bir gürültü çıkartarak kapandı. Bu gürültü, bütün öğrencilerin irkilmesine ve dikkatlerini profesöre vermelerine sebep olmuştu. Profesör bir süre bizleri süzdü. Ardından konuşmaya başladı. O konuşurken, şaşırmaktan kendimi alamıyordum. Tamam, bu profesörün sevecen ve yumuşak olmasını da beklememiştim fakat öğrencilerle ifrit beyinli, gibi laflarla konuştuğunu duyunca haliyle şaşırmıştım. Anlaşılan en sert profesör olarak nitelendirdiğim astronomi profesöründen bile daha disiplinli bir profesörle karşı karşıyaydık. O sırada profesör bu derste ‘Depulso’ yu işleyeceğimizi söylediğinde tüm sınıfta bir hareketlenme oldu. Herkes hızla elini çantasına atıyor, karanlık sanatlara karşı savunma kitabını çıkarıyordu. Bu hareketlenmeye ben de katıldım. Kitabı hızlıca karıştırarak profesör tekrar konuşmaya başlamadan önce depulso büyüsünü bulmaya çalıştım. Şanslıydım ki ilk açtığım sayfada tutturmuştum. Hızla, bir şeyler anlamaya çalışarak okudum. Tam kitaba konsantre olmuştum ki profesörün bana hiç de uzak olmayan bir yerde Slytherin’li bir öğrenciyi duyduğum seslerin en sertiyle azarladığını duydum. Gözleri ateş saçıyor gibi bakıyordu. Bir kez daha nasıl bir profesörle karşı karşıya olduğumuzu düşünmekten alamadım kendimi.

Bakışlarımı tekrar kitaba çevirdim.
Depulso: Uğursuzluk büyüsünü karşı tarafa yönelten karşıt büyü.
Ben depulsonun amacını kavramışken profesör de büyüyü nasıl yapacağımızı anlatıyordu.
“Asanızı bir kere çevirdikten sonra bileğinizi kırıp, iki kere havada kısa vuruşlar yapmalı ve odaklanmalısınız. “
Kolay gibi görünüyordu. Aslında kolay demek yanlış olurdu. Şu aşamada benim için, zor değil gibi görünüyordu. Karanlık sanatlara karşı savunma dersinin hiçbir ayrıntısını önemsememezlik yapmayacaktım. O sırada profesörün sesi tekrar duyuldu. İçimizden birini büyüyü uygulamalı olarak göstermek üzere gönüllü olarak çağırıyordu. Ah, işte bu beni aşardı. Profesörün kimin geldiğini soran sert sesi bile oraya çıkmama ikna edemezdi beni.
“Bu sınıftaki Gryffindor'larımız çok cesur değil galiba…” Ne yani? Bizi tahrik ederek oraya çıkmamızı mı sağlamaya çalışıyordu? Benim için yanlış strateji. Her ne kadar bize laf atsa ve Slytherin’lilerin zevkten dört köşe olmasını sağlasa da – ki sırf bu yüzden ondan nefret edebilirim – kendine başka bir denek bulmalıydı.

Fakat bu lafı başka bir Gryffindor’luda etkili olmuş olacaktı ki iki sıra yanımdaki kız ayağa kalkarak profesöre yöneldi. “Aptal.” diye geçirdim içimden. Bir karanlık sanatlara karşı savunma profesörünün önüne denek olarak çıkmak… Ya çok cesurdu ya da çok aptal. Kız olabildiği kadar konsantre olmuş görünüyordu. Yine de zihnini tamamen buna veremediğine yüzde yüz emindim. Elinin hafifçe titremesi bile onu ele veriyordu. Birden profesör asasını kıza doğrultarak: “ Petrificus Totalus!” diye bağırdı. Kız büyünün nasıl yapıldığını tamamen unutmuşçasına elini havada bir süre boş boş çevirerek: “Depulso!” diye bağırdı. Fakat bu ona hiçbir şey kazandırmamıştı. Kız elleri ve ayakları bağlı bir şekilde sırt üstü minderlerin üzerine düştü. Kendi binasındaki öğrencilerin bile hafifçe kıkırdadıklarını duyabiliyordum. Fakat ona acımıyordum. Kendi kendini bu duruma düşürmüştü. Bir profesöre karşı kendini savunabileceğini mi düşünmüştü? Belki profesörün yeteneklerini biraz daha sınırlaması gerekiyordu. Onun amacı bize yapamadığımızı göstermek değil, cesaret vermek olmalıydı. Kızın üzgün yüzü sınıfın her yerinden görülebiliyordu.

Büyüyü sırayla denemeye başladık. Sınıftaki hiç kimse gözle görülebilir bir başarı elde etmeyi başaramamıştı. Artık kimse birbirine gülmüyordu. Çünkü herkes er ya da geç aynı duruma düşüyordu. Sıra bana geldiğinde emin adımlarla profesöre doğru yürüdüm. Kendime olan bu güven görüntüsü; profesörden çekinmediğimden değildi. Büyüyü kesin başaracağıma olan inancımdan da değildi. Aksine, şu an zihnimi okuyabilen biri olsa bu sınıftan çıkıp gitmek için her şeyi yapacağımı anlardı. Profesör beden kilitleme büyüsünü bana doğru savururken odaklanabilmek için karşımda onun olduğunu tamamen unuttum. Güçsüz biri varmış gibi düşündüm ve tüm çabamla karşı büyüyü gönderdim. Beden kilitleme büyüsü değil benden geri dönüp profesörü kilitlemek, geri bile dönememişti. Yine de büyünün şiddeti belirgin biçimde azalmıştı. Hareket edemiyordum fakat büyü bana isabet ettiğindeki o şok duygusunu yok etmeyi başarmıştım. Elbette profesörün gözünde değersiz bir ayrıntıydı bu fakat artık onun benim hakkımda ne düşündüğünü umursamıyordum bile. Madem o bize değer vermiyordu, o halde onu sevmem için de hiçbir sebep yoktu.

Profesör beni çözüp yerime yollarken ilk denemede başarılı olamamanın uğrattığı hayal kırıklığı vardı üzerimde. Yine de bu beş dakikalık mutsuzluktan sonra ilk denemede kimsenin başaramadığını hatırlattım kendime. Sonuçta önümdeki kişi bir profesördü. Adı üstünde, profesör. Bir öğrenciyle karşılaşsam büyüyü geri döndürebileceğime emindim. Bu düşünceler beynimde dolanırken profesörün ne dediğini kaçırmıştım. Ama içinde seherbazlarla ilgili bir şey olduğunu belli belirsiz duyar gibi oldum. Dersin bittiğini haber veren zil sesi sınıfı doldurduğunda tüm öğrencilerde bir sevinç belirtisi duyduğuma yemin edebilirdim. Profesör tüm gaddarlığını ortaya koyarak ilk dersten ödev vermeyi de ihmal etmemişti. Petrificus totalus büyüsüyle ilgili bilgi toparlayacaktık. Harika, haftanın ilk gününden bir de kütüphaneye uğramam gerekecekti. Masanın üzerinden malzemelerimi toparlayarak kapıya doğru yöneldim. Profesörü sevmiş miydim? Maalesef evet diyemeyeceğim. Fakat ondan çekindiğim için derste pasif mi kalacağım? Elbette hayır.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gethia De Laqué
Ravenclaw 1. Sınıf
Ravenclaw 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 92
Ruh Hali :
Nereden : Rusya

Seviye
RP Puanı:
89/100  (89/100)

MesajKonu: Geri: I. Ders *   Çarş. Eyl. 02, 2009 9:43 am

Gözlerimi açtığımda serinlik yüzüme vuruyordu. Sabahın aydınlığı olmalıydı gök yüzünün parlaklığı belkide. Oysa sadece bir koca bulut kaplamıştı tepemi. Yüzüme damlayan yaşlar kirpiklerime takılıyordu. Kızıl saçlarım nem almıştı. Çimenlerin saçlarımdan kuru kalan yerine oturdum. Artık yatmak işe yaramıyordu. Cübbem yattıkça daha fazla ıslanıyordu. Havanın kapalı olması beni sevindiriyordu. Yakıcı güneşten nefret ederdim. Çimenlerin ıslak kokusu burnuma geliyordu. Yasak ormandan gelen yaprak hışırtıları kulanlarımı gıdıklıyordu. Tek elimi nemli çizemlere koyarka doğruldum. Bir kerede ayağa kalktım. Bütün öğrenciler koşturarak içeri giriyordu. Bense yağmurun tadını çıkartarak huzurla yürüyordum. Bir kaç defa yolda duraksadım. Gözüme ilişen kıpırtılar ve yaprakların basılma sesi kulağıma çalındı. Başımı Yasak Orman'a çevirdim. Ormandaki hışırtılar git gide artıyordu. Elim cübbemin cebindeki asaya attım. Asamı hafifce tutarak ormana ilerledim. Bir yandanda bir Profesör olup olmadığını kolaçan ediyordum. Ormanın kıyısına geldiğimde bir ses duydum. Bir çift ayak sesiydi. Merakla bir kaç adım attım. Sonunda iki kişi gördüm. Fısır fısır bir şeyler konuşuyorlardı. Bu kadar garip giyinimli birilerini sadece tek bir yerde görmüştüm. O an beynime dank etti. Bunlar Ölüm Yiyenlerdi. Hemen asamı cebime attım. Islanmış bir halde okula doğru koştum. Arkamdan ayak sesi geliyormu diye dikkatliydim. Hiç bir şey yoktu. Kapıya vardığıdma arkamı döndüm. Ormanın kyıısnda bana bakan bir adam gördüm. Korkuyla içeri girdim. Koridorda koşarken bir çok kişiye çarptım. Onları duyucak gbi değildim. Hemen yatakhaneye koştum. Üzerimi apar topar giyindim. Hiç bir şey yokmuş gibi göründüğümde kitaplarımı alarak çıktım.

Dördüncü kat koridoruna geldiğimde bir kaç kişiye daha çarpmıştım. Artık sakinleştiğim için eski durgunluğuma kavuşmuştum. Her zamanki gibi bura benim yürüyüşünü takındım. Bazıları ben koridordan geçerken beni parmakla gösteriyorlardı. Bir çoğu dikkatlice beni süzüyordu. Kızlar genelde aralarında fısır fısırdı. Erkeklerse kızıl saçlarımdan tut eteğime kadar bana bakıyorlardı. Tahta döşemeli kapıya geldiğimde baka kaldım. Kapı aşınmış ahşaptan yapılmıştı. Yılların çentikleri kapının üzerindeydi. Öğrenciler çok defa bu kapıyı yerinden zorlamışa benziyordu. El yapımı tahta işlemeleri her şeye rağmen bütün şıklığını sergiliyordu. Derin boğumları kapıya ayrı bir hava katmıştı. Öyuklar üzerine yansıyan güneş ışığını çarpıtıyordu. Metal kapı kulbunun üzerinde tıpkı ahşaptaki gibi işlemeler vardı. Kulbun üzerinde her hangi bir hasar olmamasına karşın biraz paslanma vardı. Elimi kulba götürdüm. Dersin başlamamasını umarak kapıyı aralarım. Kapıyı itmemle beraber hafif bir gıcırtı beni takip etti. İçeri girdiğimde tek tük öğrenciler vardı. Profesör sınıfın ortasında durmuş tehditkar bir biçimde öğrencileri süzüyordu. Hemen arka sıraya geçtim. Kapı arkamdan kapandığı için tiz bir gıcırtı sesi daha kulağıma çalıntı. Profesör'ü incelemeye başladığımda ilk farkettiğim şey saçlarıydı. Muhteşem saçları benimki gibi kızıldı. Yüzüne yakışan düz saçları elbisesinin görüntüsünü daha hoş bir hale getirmişti. Tozlu sınıfın içinde yanımızdan geçerken ipeksi bir kokusu vardı. İlk gün olmasına rağmen onunla iyi anlaşıcağımızı hissettim. Aslında bu dersin korkutucu olması gerekiyordu. Çoğu öğrencinin korkarak Profesör'e baktığını gördüm. Bende ondan çekiniyordum ; ama bu korkumda değildi. Elbette bunun sebebi saygı duymamdı. Korkuyu hissetmezdim. Küçüklüğümde olanlar bana saygıyı ön plana çıkarmamı öğretmişti. Büyüdüğümü hissettirmişti. Profesör konuşmaya başladığında sesi tıpkı yüzü gibi ipeksiydi. Yüzünde hiç bir şevkat yoktu ; ama bu güzelliğini engelliyememişti. Dedikleri kulağımda melodi gibi yankılanıyordu. Mankafa olmadıklarını idda eden Gryffindor ve Hufflepuff'lılar birbirlerine baktılar. Sinsi bir gülümseme yüzümü yaladı geçti. Dersinde boş konuşmalara izin vermeyeceğini söylediğinde bu fikrine tamamen katılmıştım. Bu kadın her geçen saniye benim daha çok ilgimi çekiyordu. Derin yüz hatlarında ne kadar bilgili olduğu belliydi. Kendimizi savunmak kısmında gene aynı sinsi gülümsemeyi hissettim. Sonunda derse gelmişti sıra. Bizi tanımayı istememişti. Bu yerinde bir karadı. Bir dersi aptalların hayat öyküleriyle geçiremeyecektim.

Profesör “Ölmemeye çalışın. Şimdi ilk büyünüz olan Depulso’nun amacını iyi öğrenin çünkü birazdan çok işinize yarayacak.” dedi. O sırada arkamda konuşan iki kişiyi duydum. O kadar aptallar ki diye düşünmeden edemedim. Tam ben bunu düşündüğümde Profesör onlara bağırmaya başladı. Bunu beklediğim için hiç aldırmadım. Gerçekten haklıydı. Bu aptallar kendilerini ne sanıyorlardı ki? Bu tatlı anı kaçırmamak için bütün sınıf arkasını dönmüştü. Bense hiç bir şey yokmuş gibi yerimden kıpırdamadım. Profesör konuşması bittiğidne arkamdaki iki aptalın nefes alış sesleri bile gelmiyordu. Profesör kızıl saçlarını savurarak pürüzsüz tenini ortaya çıkardı. Bütün öğrenciler bu olayın şokuyla Profesör'e döndü. Depulso'nun işlevini anlatmaya başladı. Bir gönüllü gerekiyordu. Bu ben olmayacaktım. Bu kadının karşısına ilk dersten dikilmeyecek kadar aklım vardı. Anlatırken onu dikkatle dinliyordum. Dudak hareketleriyle birlikte düz saçları hafiften dalgalanıyordu. Konuşması akıcı ve aynı tempodaydı. Hiç bir yerde durmuyor ; hiç imla hatası yapmıyordu. O konuşurken dinlememek aptallık olurdu. Sonunda büyüyü anlattığında kendime geldim. Bir gönüllü istiyordu. Herkez birbirine göz ucuyla yalvaran bakışlar atmaya başladı. Bende sıramın gerisine yaslandım. Hala cebimde duran asamı elimle kavradım. Onu cebimden çıkarmayacaktım ; ancak Karanlık Sanatlar dersinde mutlaka hazır bulunmalıydı. Profesör'ün sesini işittim ; “Bu sınıftaki Gryffindor'larımız çok cesur değil galiba…” diyordu. Gene aynı sinsi gülümsemem belirdi. Bu sefer Gryffindor'luların en aptalı ayağa kalkacak diye beklerken bir kız gerçektende ayaklandı. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Gerçekten bu kadar çabuk dolduruşa gelen saflarla aynı sınıfta olmak bana dokunmuştu. Genede eğlence çıktığı için izlemeye başladım.

Kız hiç vakit kaybetmeden Profesör'ün çapırdığı yere gitti. Ona meydan okuyan bir tavrı vardı. Kızın mavi gözleri güneşten parlıyordu. Gözlerindeki inadı görebiliyordum. Profesör'ün ona nasıl baktığıda çok netti. Profesör gayet sakindi ; ama karşısındaki kız birazdan bayılacak gibi duruyordu. Bu normaldi. İlk dersten başına gelenlere lanet ediyor olmalıydı. Bunu o istemişti. Onun gibi biri için hiç moralimi bozamazdım. Aksine eğlence yarattığı için mutluydum. Profesör kıza bağırdığında bir ses daha duydum. Kafamın içinde dolanan bir ses daha vardı sanki. Derin bir sesti. Onu tanımak istemiyordum. Onu uzun süredir duymamıştım. Ne oluyordu. Sakin olmalıydım; ama ses artıyordu. Birden netleşti; bana ' Merhaba küçüğüm. ' dediğini işittim. O an beynimde bir şimşek çaktı. O gelmişti! Lavinia geri dönmüştü. İblisim beni geri istiyordu. Beni onaylıyan bir biçimde ' Tabiki ' dedi. Kafamın içi allak bullaktı. Arkadan Profesör'ün ' Perfictus Totatalus! ' diye bağırdığını duydum. Bir an gözlerimi karşıdaki Gryffindor'lu kıza diktim. Kız çaresizce asasını oynattı. Artık çok geç kalmıştı. İçimde o an derin bir kahkaha koptu. Kız tam bu sırada ellerini gövdesine kenetledi. Kıpırdıyamadan yere yığıldı. Gene aynı sesi işittim. Ses bana ' Çok yazık ; bu ufaklıklara bunları öğretmemeliler. Daha hiç alışkın değiller. Yazık ; aslında yeteneğide yok. En ufak bir ışık bile göremedim. Sen ne dersin Diamondie? ' diyordu. O an ona çenesini kapamasını söylemek için her şeyi verebilirdim. O benden önce bunu anlamıştı ne yazıkki. Profesör'ü izlerken beynimde bazı düşünceleri görüyordum. Lavinia'nın gene ne aradığını bilmiyordum. Düşüncelerime odaklanmamaya çalılşarak Profesör'e baktım. Kızıl saçlarına dikkat kesildim. Ağzından çıkan anti büyüyüye dikkat ettim. Nasıl yaptığı ve hatta el hareketlerine kadar gördüm. Bileklerini kıvrak birşekilde hareket ettiriyordu. Bu sayede asa havada kayıyordu. Kendimi bir yandan Profesör'e bir yandan Lavinia'nın deli saçması araştırmalarına kaptırdım. Profesör bu sırada bütün sınıfı deniyordu. Sıra bana gelmek üzereydi.

Sonunda sıra bana geldiğinde tek bir kişi bile becerememişti. Profesör'ün karşısına geçtiğimde titremiyordum. Saygımın büyüklüğünden yere bakıyordum. Sonra gözlerim Profesör'ün asasına odaklandı. Derin nefes aldım. Profesör asasını kaldırdığı sırada beynimde bir acı hissettim. Asam hafifce sallandı. Lavinia ' Çok yazık benim suçum. Bir anıyı zedelemiş olmalıyım. ' Onu duyarken geri kalanına odaklanamamıştım. Daha ne olduğunu anlayamadan kırmızı bir ışık gördüm. Işık bedenime çarptı. Kollarımı gövdemde hissettim. Konuşma duygum bile gitmiş gibiydi. Yere düştüğümde kızıl saçalrım kan gibi etrafa yayıldı. Lavinia derin kahkahalar atıyordu. Bu durumdan ne kadar eğlendiğini çıkarabiliyordum. Profesör'ün ayak seslerini duydum. Benim tepeme geldiğimde onun inca bileklerini gördüm. Sivri asa ucu ve ardından havada bir rüzgar. Sonunda ellerimi kıpırdattım. Doğrularak yerden kalktım. Cübbemi düzelterek Profesör'e baktım. Yerime döndüğümde Lavinia'a lanetler yapıyordum. Her halikarde Profesör'e karşı bir şansım yoktu ; ama en azından denememe izin vermeliydi. Bunu düşünmek moralimi bozmuştu. Ona beynimden uzaklaşmasını söyledim. Bana Ölüler Diyarı'na giriş yokmuş diye bir şeyler mırıldandı. Sonra kafamdan uçtu. O ruhu bir kere daha görmek istemiyordum. Bir iblisin ruhunu arada birde olsa bedenimde hissetmek sinir bozucuydu.

Sınıfın geri kalanlarınıda denemeye devam etti. Sonunda bittiğinde hafif dalgacı bir tonda konuştu. Bütün sınıf Profesör'e öfkeyle bakıyordu. Onları aslıdna suçlayamıyordum ; ama benim öfkem lanet ibliseydi. Profesör'ün bize öğretmesi gerektiğini biliyordum. Bu yüzden ona kızmıyordum. Hafif alaycı yapısını hiç yadırgamamıştım. Profesör “Bir dahaki derse bu büyüyü yapmış olacaksınız, aksi takdirde hiç hoş şeyler olmaz. Ve ödeviniz… Perfictus Totalus büyüsüyle ilgili bilgi toparlayın… Ödevlerinizi yapmamak gibi kalın kafalılık etmeyeceğinizi umuyorum.” bunu bir kenara not ettim. Kulaklarımı sağır eden bir zil sesi duydum. Kafamı kaldırdım ; zil durmak bilmiyordu. Bu gürültünün arasında Profesör'ün sesini işittim. Ne dediğini anlamasamda sınıfın çıktığını gördüm. Bende hemen kitaplarımı toparladım. Profesör'ün kızıl saçlarını bu kalabalıkta bile seçebiliyordum. Bembeyaz teni saçlarına çok hoş gitmişti. Duruşunda büyük bir asalet vardı. Bana bu güne kadar hissetmediğim bir şeyi hissettirmişti. Adını koyamıyordum. Genede onu sevmiştim daha iyisi ona saygı duyuyordum. Bunu düşünmenin iyi olduğunu anladım. Sınıfta bir kaç kişi kalmıştı. Diğerleri ahşap kapının metal kulbunu tutarak dışarı çıkıyordu. Sınıfın peşinden dersliği terkettim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fleur De La Queller
Ravenclaw 1. Sınıf
Ravenclaw 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 51
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: I. Ders *   Çarş. Eyl. 09, 2009 11:34 am

Sabahın köründe kalkmak... Çok sinir bozucu bir durumdu ama derse yetişmeliydi. Bugün hava açıktı. 'Güzel bir gökyüzü...' diye iç geçirdi perdelerin arasından oymalı cama bakarak. Aceleyle kalktı ilk KSKS dersine geç kalmak istemiyordu. Hemen mavi armalı cüppesini giyerek koşmaya başladı. Saçını yolda düzeltiyordu mecburen. Koştukça gümüş - sarı saçları rüzgarla daha büyük bir aşkla dans ediyordu. Büyük camlardan sızan ışıklar saçlarının küçük bir güneş gibi parlamasına sebep oluyordu. Koridorda birilerine çarpmadan koşmak oldukça zordu. Elinden geleni yapıyordu ama. Geç kalırsa ne olacağını bilmiyordu. Profesörü daha önce görmemişti. Ama daha önce kitaplara göz gezdirmişti. Bu dersi seveceğinden emindi. Kitapta yazanlar ilgisini çekmişti. En sonunda KSKS sınıfının bulunduğu koridora varmıştı. Derin bir nefes aldı geç kalmadığını fark edince sakinleşip kapıyı açtı.



İçeri girdiğinde tam boş bir yere oturdu ki zil çaldı. Profesör sinirli gibi geldi Fleur'a. “Burada neden bulunduğumu anlayamayacak kadar mankafa birisi varsa elini kaldırsın.” Herkes donmuş bir şekilde Profesöre bakıyordu. 'Herhalde korkutmayı seviyor.' diye düşündü Fleur.“Ayrıca dersimde boş konuşmalara izin vermeyeceğimi anlamışsınızdır, tabii ifrit beyinli değilseniz. Bu yüzden beni sinirlendirmemeye bakın…" Alınan öğrencilere baktı Fleur. Resmen kendilerini ifrit beyinli saymışlardı. Elinde olmadan sırıttı. "Şimdi dersin amacına geçelim. Amaç kendinizi dışarıdaki tehlikelere karşı korumak. Bu sınıfta kendinizi savunmayı öğreneceksiniz, tamamen olması gerektiği gibi…” Korkuyla bakanların aksine o gayet sakin Profesörü dinliyordu. "Ölmemeye çalışın. Şimdi ilk büyünüz olan Depulso’nun amacını iyi öğrenin çünkü birazdan çok işinize yarayacak.” Bu sözlere rağmen Profesörü sevmişti. Aslında haklıydı önemli olan ölmemeye çalışmaktı. “Hayır seni küçük bücür, deli filan değilim ve eğer bir daha hakkımda böyle konuştuğunu duyarsam seninle zindanlarda oldukça uzun bir süre geçirmek zorunda kalırız ve emin ol bunu ikimiz de istemiyoruz…” Resmen şoka girmişti Fleur. Neyden bahsediyordu böyle? “Şimdi, birinizin gönüllü olarak gelmesi gerekiyor. Gelen kişiye beden kilitleme laneti yapacağım ve o da Depulso’yu kullanacak. Depulso, size gönderilen bir uğursuzluk büyüsünün karşı tarafa doğru itilmesini sağlar. Eğer başarılı olursanız saldıran kişiye geri dönecektir. Asanızı bir kere çevirdikten sonra bileğinizi kırıp, iki kere havada kısa vuruşlar yapmalı ve odaklanmalısınız. Gelen büyünün size ulaşmamasını gönülde isteyin, ben olsam öyle yapardım.” Fleur aldırmadı, tam elini kaldıracaktı ki ön sıradan bir kız ondan önce davrandı. Kız büyüyü tersine çeviremeyince 'Aptal madem yapamayacaksın ne diye kalkıyorsun!' diye düşündü Fleur zaten boşu boşuna yerine geçmesine sinir olarak. Depulso büyüsü o kadar zor değildi aslında. Kızı parçalamamak için kendini zor tutuyordu. Slytherin ve bir kaç Ravenclaw öğrencisi gülüyordu. Kendisini tutamadı o da güldü. Kız utanarak yerine oturdu. Ağlamamak için zor tutuyordu. Ağlamaması için yanındaki kız ona sarıldı. Profesör kızı kaldırdı, yine aynı sonuç! Tabi bir sonuç yoktu ortada. O da geç kalmıştı. Bu kadar zor muydu 'Depulso!' demek? “Bir dahaki derse bu büyüyü yapmış olacaksınız, aksi takdirde hiç hoş şeyler olmaz. Ve ödeviniz… Perfictus Totalus büyüsüyle ilgili bilgi toparlayın… Ödevlerinizi yapmamak gibi kalın kafalılık etmeyeceğinizi umuyorum.” O sırada zil çalmıştı Profesör öğrencilerin çıkması için kapıyı açtığında bir çok öğrenci sınıftan çıkmıyor, adeta kaçıyordu. Fleur ise bu öğretmeni sevmişti. O da kitaplarını toplayıp sakince sınıftan çıktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
J. Icypound Smith
Slytherin 1. Sınıf
Slytherin 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 63
Ruh Hali :
Nereden : Tottenham

Seviye
RP Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: I. Ders *   Salı Eyl. 15, 2009 4:33 am

IcyPound, uykusu icerisinde yuzerken, perdenin acildigini bile farketmedi, arkadasi onu durtunce, anca uyandi.Ona gulumseyen gozer gordu."Hadi dostum, kalksana.Derslere gec kalacaksin.Bilirsin, profesorler bunlari sevmez."Bunlari soylerken giyiniyordu bir taraftanda.Gunes, pencereden yuzunu gosteriyor, zemine duserken havadaki tozlari ifsa etmeyi ihmal etmiyordu.

Icy gozlerini ovarak, once sol ayagini yatagin asagisina atip terlik aradi, bulduktan sonra sag ayagi ile terligi giydi.

Hala gozlerini ovarken, esnedigini farketti.Karsi yataktaki henuz tanimadigi kisi de yeni kalkmisti.Icy ye kuru bir "Gunaydin" dedikten sonra giyinmesine bakti.Icy de ona "Gunaydin" dedi ve yapmacik bir gulumseme atti.

Dolabina saga sola savrularak gidiyordu, gece uyumamanin cezasini cekiyordu belli ki.Dolabindan sueterini, kravatini gomlegini, pantolonunu ve cuppesini aldi.Hepsi duzenle katlanmis sekilde Johnun onlari giymesini bekliyordu.Alt dolaptan da parlayan ayakkabilarini cikardi.

Hepsini teker teker giydi.Cikarken digerlerine "Haydi hizli olun."
demeyi unutmadi.Buyuk salona inerken Sir Nicholas ' a "Gunaydin Nick" dedi.Nick ona gulumsedi.Belki de Gryffindor binasinin hayaleti olmasindan dolayi bir turlu kani isinmamisti Icy nin Nicholas a.


Buyuk salona indiginde, kapiyi daha acmadan, hava da ucan bir kus ve 3 kisilik konusan bir grup gordu.Belli ki Ravenclaw liydi bunlar.Onlari gormemis gibi davranip, buyuk salonun kapisini zar zor araladi.Simdi bos bir masa bulmaliydi.


Uzaklarda, kimsenin bulunmadigi masaya gec
ti.Kahvaltilik bir seyler atistirdi.Ilk dersin Karanlik Sanatlara Karsi Savunma oldugunu hatirladi.Ardindan 4. kata dogru kosusturdu.


4. ka
ta geldiginde dersligi bulmasi pek zor olmadi, kapiyi acti.Tum ogrenciler sukunet icerisindeydi, birden tum gozler Icynin uzerine dikildi.IcyPound "Acaba, profesor derse basladi mi ?" korkusuyla kalbinin atislarini duydu.Kapiyi tam araladiginda profesorun gelmedigini anladi ve derin bir oh cekti.


Bos bir siraya coker cokmez kapi
tekrar acildi ve mavi gozlu guzel kadin iceriye girdi.Kendisi guzeldi ama suratinda bir somurtkanlik vardi.Iceri girdi ve pencereleri kapadi.Ortaya bir minder atti.“Burada neden bulunduğumu anlayamayacak kadar mankafa birisi varsa elini kaldırsın.”sozunu duyunca birden irkildi Icy.Profesorun neden burada olup olmadigini ister istemez dusundu.Sonra kendi kendine gulerek "Ben bu kadar mankafa degilim." dedi.


Profesor mavi gozleriyle ogrencileri
taradiktan sonra, "Bir gonullu istiyorum." dedi.Bu dersin Gryffindorlar icin zor gececegini tahmin etmek guc degildi.Gryffindorlu kiz cuppesini sallayarak ayaga kalkmis, gozundeki korku ve -belki de Gryffindorun vermis oldugu- sahte asalet ile ilerledi mindere.Profesorun asasindan cikan buyuye karsi koyamamisti, Profesor onu burusuk yuzuyle cozdu.Mindere cikan digerleri de Gryffindorlu kiz gibi yapmisti.Profesore hemen kani isinmisti Icynin.Ama anlayamadigi bir gizemi varmis gibi idi.


Profesorun odevini no
t aldi, ardindan "Cikabilirsiniz." demesiyle yavas adimlarla kapinin oradaki siranin ve cekistirmenin bitmesini bekledikten sonra derslikten ayrildi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Draco Slytherin
Slytherin 1. Sınıf
Slytherin 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 59
Ruh Hali :
Nereden : Hogsmade

Seviye
RP Puanı:
0/100  (0/100)

MesajKonu: Geri: I. Ders *   Paz Ekim 11, 2009 9:18 am

O gün Draco istemeyerek kalktı.Hala esniyordu.gece hiç uyumamış ve avedra kedavra lanetini doğru düzgün yapmaya çalışmıştı ki sadece 3 saat uyuyabilmişti.Gözlerinin altı mosmordu.Asasını aramaya başladı ve şöyle düşündü:''neden geceleri uyumadan asamı bir yere saklıyorum ki sonra unutuyorum ve derse geç kalırsım profesör çok kızacak.''En sonunda buldu asasını yatağın altındaki leş gibi kokan çoraplarının içindeydi asası.Allah'tan asası leş gibi kokmuyordu.Gömleğini,sueterini,cüppesini,pantolonunu,kravatını aldı ve giydi kemerinide taktı.Kemerin üzerinde gümüşten bir s harfi vardı.Garip eşyalar satan bir dükkankan aldığı Slyterin Kemeriydi bu.Slyterin ne büyük kulüp diye düşündü ve içinden dedi ki:''Sınıfa gitmeden önce Slytherin Odasına gitsem iyi olur,uzun zamandır gitmiyordum.''dedi.Ve hemen giyindi.Okula gitti.İlk derse girmeden önce zindana indi Slyteriin'lilerin odasına.Orada bir cin ve cinin elinde bir kitap vardı.Cin Draco'ya dedi ki:''Neden buradasın evlat Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersi başlamak üzere,Neyse gel burada o dersin kitabı var al şunu ve hemen git yoksa profesörler sana çok kızar.''bunu der demez kitabı Draco nun kafasına fırlattı.Draco başını eğdi kitap yere düştü kitabı aldı ve KSKS Sınıfına doğru koşmaya başladı hemencecik zindandan çıktı ve sınıfa son anda ulaştı.Ancak o daha bir sıraya bile oturmadan öğretmen geldi.Draco hemen en arka sıraya oturdu.Bir çocuk ona seslendi:''Gün boyu uyumadın değilmi.Yine o avada kedevra büyüsüne çalıştın.Hep geç kalıyorsun unutma böyle giderse ne olacağını tahmin et.Dersten hatta okuldan bile atılabilirsin dikkatli olman gerek.''Draco şaşırdı çocuk bunu nerden biliyordu.Sonra profesörün ona baaktığını anladı.Profesör:-Bu gün yine geç kaldın,Ronaldo.Bahanen nedir?Birde utanmadan arkadaşınla konuşuyorsun.''Draco ayağa kalktı ve dediki:''Konuştuğum çocuk beni uyandırdı ve okulun olmadığını söyledi.10-15 dakika sonrada okula gelmem gerektiğini söyledi herşey bundan ibaret.''derken sesi kısılıyordu.Profesör onun suçlu olduğnu konuştuğu çocukla bir ilgisi olmadığını biliyordu.Sonra profesör ödev vermeye başaldı 5 tane ödev vardı.Birden zil çaldı.Profesör''Çıkabilirsiniz,sen kalıyorsun Ronaldo sana verecek 4 ödevim daha var,Sadece sen yapacaksın bu sana ceza.''Draco bitmişti 9 ödevin 9uda açok saçma diye düşündü.Sonra çıktı ve gitti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Michelle Lizzié Pickens
Ravenclaw 1. Sınıf
Ravenclaw 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 67
Ruh Hali :
Nereden : Atlantis. Asdf.

Seviye
RP Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: I. Ders *   C.tesi Ara. 12, 2009 11:29 am

Lütfen tartışmanızı daha farklı bir yerde yapın. Mesela öm.

Konuyu kirletiyorsunuz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.godricshollow.nforum.biz
Sponsored content




MesajKonu: Geri: I. Ders *   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
I. Ders *
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´
» sol beyin mi sağ beyin mi
» I.Snıflar---I. Ders:Astronomiye Giriş ve Tanışma

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Evapsie :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Hogwarts IV. Kat ::  Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Dersliği-
Buraya geçin: