Evapsie

Harry Potter ve RPG'nin birleştiği adres(:
 
AnasayfaKapıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Rochelle*

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Rochelle L. Dickens
Karanlık Lady
Karanlık Lady
avatar

Mesaj Sayısı : 3

MesajKonu: Rochelle*   C.tesi Eyl. 05, 2009 10:25 pm

    İstediğiniz Mevki: Karanlık Lady...

    Gerçeği o bile bilmiyor…

    Tanrı tarafından ona bahşedilen keskin zekası, geçmişteki anılarına dönmeye çalıştığında ona oyun oynuyor sanki. Hiçbir şey tam olarak net değil, ne bildiğinden emin bile değil. Bazı geceler korkarak uyanıyor, bunun tek sebebi aile üyelerinin hepsinin soyundan geldiğini, hiç birinin kanında bir gram bile sihir bulunmadığını ve kendisinin de aslında bir Kofti olduğunu görmesi. Aslında bilmiyor ki annesi Muggle… Bilse, neden ailesi olmadığını düşünerek yattığı yatağında bir anneye neden ihtiyaç duysun ki? O zamanlarda bile kendini özel hissetmeye bayılırdı ve ondan aşağıdaki kişilerden nefret etmez, tam tersine, onlara gerekli ilgiyi gösterirdi, tabii onun ilgi anlayışı biraz değişikti… Her ne olursa olsun, bu yaşlarında bile bu şekilde olan bu kadın, bunların hiç birini hatırlayamıyordu. Niye hatırlayamadığını düşündükçe bulamıyor, bulamadıkça düşünüyordu. Kusursuz bir şekilde çizilmiş bir çemberin başlangıcını bulmaya çalışmaya benziyordu bu, dönüp dolaşıp aynı noktaya gelmekten başka bir şey yoktu elde ettiği. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın beynindeki sis bulutlarını dağıtamıyor, ne kadar kurnaz ve oyuncu olduğuna aldırmıyorlar bile… Aslında gerçekler aynen böyle…

    Karlı bir kış günü, masmavi gözlerini irileştirmiş, evin içindeki kavganın bu sefer ne için çıktığını anlamaya çalışırken, kollarını kendine dolamış ve ona zarar veremeyecekleri bir yerde oturarak bir aralıktan onları gözlüyordu. Saçı başı birbirine girmiş annesi, kıpkırmızı suratlı babasına bağırıyordu. Aldatmaktan bahsediyordu, neler olduğunu anlayamayan dört yaşındaki küçük kız ise, bu kelimenin beynindeki karşılığını bulmaya çalışıyordu. “Lanet olsun, senin için harcadığım her dakikaya lanet olsun. O küçük ucube için yaptıklarımın her birine lanet olsun!” Annesi ondan bahsediyordu muhakkak, onun için hep çok güzel iltifatlar kullanırdı(!), neyi yanlış yaptığını bilemeyen küçük kız ise bir köşede öylece oturmayı öğrenmişti işte. Yine kendisine savrulan küfürlerin niye söylendiğini araştırmaya kalkışmadı, sadece neden kavga ettiklerini öğrenmek istiyordu. “Onu doğurmak isteyen sendin, budala kadın!” kalın sesi odanın içinde gümlüyordu, duydukları kulaklarına doluyor, daha sonra beynine ulaşıyordu. Algıladıkları göz pınarlarının hareketlenmesine neden oluyordu ama gelmesi gereken yaşlar gelmiyordu. Ağlamamayı uzunca bir süre önce öğrenmişti, küçük yaşına rağmen duygu ve hislerini kontrol edebiliyordu çünkü. “Senin bana uygun olmadığını bilmeliydim. Senin gibi zavallı bir Muggle’ın!” Her kavgada duyuyordu bu sözcüğü, annesine özel bir hakaret gibi algılıyordu bunu, bu yüzden birazdan çileden çıkacak olan annesinin söyleyeceklerini tahmin edebiliyordu. Ama babasının o uzun çubuğu çekmesiyle bütün düşünceleri siliniyor. Ne zaman o garip cisim annesine karşı doğrultulsa, garip şeyler oluyordu çünkü, normalde bunu başkalarına yapsa babasına hayranlık duyacak olan bu kız, yine de annesinin bu şekilde aciz kalmasından hoşlanmıyor gibiydi. En azından o zamanlar…

    Annesine doğrultulan çubuğun birilerine zarar vermesinden korkan bu küçük kız, o zamanlar içindeki iyilik ateşini söndürememiş olsa gerek ki saklandığı yerden çıkıp haykırdı. “Hayır!” Babasına hücum edip, elindeki çubuğu fırlatıp atmak isterken ayağı takıldı ve koltuklardan birinin üzerine yığıldı küçük kız. Yüzü babasına dönüktü, babasının yüzü de ona. Ama en kötüsü, o çubuğun hedefi oydu şimdi, garip bir şekilde gülümseyen babasının ne yaptığını veya ne yapacağını ya da ne yapmak istediğini anlamaya çalışıyordu sadece. Daha sonra babasının anlamını bilmediği kelimeler söylediğini duydu, öleceğine inanırken onu daha çok şaşırtan bir şey oldu, iki kolu da onun isteminin dışında vücudunun iki yanına yapışmıştı. Dengesini bulmaya çalıştı, ama gözlerini hareket ettirmekten başka yapabileceği bir şey yoktu ki. Kilitlenmiş bedeni, kaskatı bir şekilde koltuğa düştü, salonun ortasına dönük yüzü, kavganın tam da gerçekleştiği yere doğrulmuştu. Kıpırdasa göz kapaklarını kapatacaktı, ama onlar bile taş kesilmişlerdi sanki. Elinden bir şey gelmeden öylece kalmak acıların en büyüğüydü, o an ne zaman bu durumdan kurtulacağını bilmiyordu, ama yine de sorunu bu değildi. Sorunu dağılmak üzere olan ailesiydi, fark edebiliyordu, onlardan asla sevgi ve şefkat görmemişti ama yine de en güvende hissettiği yer orasıydı, evi yani. Beynindeki düşünceler ses çıkarmak istermişcesine haykırırken, o da ses tellerini kullanmak için çaba harcıyordu ama tek yaptığı zaten hızlanmış olan soluklarını daha da hızlandırmaktan başka bir şey olmuyordu.
    “- Başıma çok dert oldun!”
    “- Hadi, kurtul öyleyse benden seni aşağılık adam! Ne duruyorsun?”
    Babası artık eskisi gibi bakmıyordu, gözlerinde yanan delice ışığı fark edebilmişti o, bu yüzden korkmaktan başka bir şey yapamadı. Annesi savunmasızca orada dikiliyordu, elindekiyle neler yapabileceğini bilmiyordu herhalde… Bir bilek hareketiyle birlikte kükredi babası. “Sectumsempra!” Havada ilerleyen kırmızı renkteki büyü tam da annesinin göğsün çarptı. O anda çarptığı yerde bir delik oluştu ve daha sonra delik yırtılırmışçasına açıldı. Büyüyen karaltıdan fışkıran kanlar, küçük kızın suratına kadar geliyordu. Göğsünden açılmaya başlayan yarık, artık boynundan karnına kadardı. Yana doğru yarılan vücudun içinden iç organlar yerlere saçıldı, inleyerek bağırmaya fırsat bulamayan kadın, suratı kesiklerle tanınmaz hale gelirken kan gölü içinde kalmıştı. Yere çöktüğünde nefes bile alamıyordu, ağzından boşalan kan, boynundan sarkan kopuk atardamarın kızıl suyuyla karışarak aşağıda bir gölet oluşturuyordu sanki. Bacaklarına ulaşan yarık, hızlıca ilerleyerek tüm vücudunu kaplayacaktı birazdan, annesinin hala daha çalışan kalbi yerdeydi, hareket ediyor ve yitirdiği damarlarına kan pompalamaya çalışıyordu. Aşağıya doğru düşen annesinin kafasının altında ezilen kalbi, garip bir ses çıkarmıştı, yarılan sırtından akciğerlerini görebiliyordu kadının. Küçük kız başka yere bakmaya çalıştı, ama onlara o kadar yakındı ki nereye doğru bakarsa baksın, gözünün ucuyla kıpkırmızıya boyanmış odayı görebiliyordu. Karanlığa gömülmek istiyordu, asla uyanmayacağı bir karanlığa. Ama olmuyordu, mavi gözlerinin üzerlerini örtmeyi reddediyordu küçük örtüler, lanetler savuran kız, babasının ona yaklaştığını gördü. İnledi, daha doğrusu inlemek istedi ama babası hala daha ona yaklaşıyordu. Birazdan yanında olacak ve aynı şeyleri ona da yapacaktı, korkmaması elde değildi ki. Daha sonra istediği oldu, babası o şeyi ona doğrultarak mırıldandı. “Unuttur…” Karanlığa gömülmüştü işte, beyni boştu, tamamen boştu yani bir şey düşünmediğinin farkında bile değildi, ağırlaşan ggöz kapakları sonunda ikna olmuş gibiydi, derin bir uykuya dalacak olan bu kız, büyüyüp cani bir kadın olunca da o zamanlar yaşadıklarının hiç birini hatırlamayacaktı…

    Şimdi ise acımasız ve çekici bir kadın...

    Sokaların tenhalığında dolaşmak hiç de hoşlandığını söylebileceği türden bir şey değildi. Kendisini aşırı derecede beğenen bu kadın güzelliğinin insanların başını döndürücek nitelikte olmasının ona bir hediye olduğunun farkındaydı ve bunun tadını çıkarmak için kalabalık sokaklarda dolaşmaya ihtiyacı vardı boş sokaklarda değil. Öğle vakitlerinde kendini göstermek adına sokaklara çıkar ve herkesin aklını başından alırdı. Ancak bunun bazıları için ölüm fermanı anlamı taşıdığı ancak o kişinin ölmesi sırasında açıklığa kavuşurdu. Evet; güzelliğinin bir hediye olduğunun farkındaydı ancak yakışıklı erkeklerle çıkabilmek için kullanmak değildi onun amacı, sadece canı istediği için öldürebilecek bir kurban bulmaktı asıl derdi. Ağına takılan balıkları teknesine döken bir balıkçı misali, o da kendine çektiği kurbanın içini dışarı dökerken inanılmaz bir mutluluk duyuyordu. Karşısındaki adam acı içinde kıvranırken, içinde bulundukları oda ise kadının kahkalarıyla inlerdi. Böyle acımasız kana susamış bir varlığın hala sokaklarda dolaşıyor olması ise tabiki insanın tüylerini diken diken edici bir faktördü. Ancak bir gölge gibi kendine ulaşılmasını engelleyen bu kadın, zaten yapıtklarının kendi üzerine kalmayışı dolayısıyla da olukça rahattı. O kendine bir kurban ararken herkes onun için av niteliği taşırdı. Onun gazabından kurtulmanın tek yolu ise safkan bir büyücü olmaktan geçiyordu. Onları öldürmek işine gelmediği için şimdilik bir kenara ayırmıştı safkanları kendi av listesinde. Bunu onları sevdiği için yapmıyordu elbette, sadece en tepeye yükselmesi için kullanacağı küçük piyonlara ihtiyacı vardı.

    Saklamaya gerek duymadığı için bariz bir şekilde ortaya saçılmış bencilliği çok uzun zamandır süre gelen bir tutumdu onun için. Hep kendini düşünürdü, hep kendi vardı onun için. Bu nedenle hiç arkadaşı da olmamıştı zaten, kendi de çıkıp arkadaş arayacak değildi tabiki. Hiç böyle bir amaç edinmemişti kendisine, kimse karşısından boyun eğen insanlar kadar mutlu edemezdi onu... Hem kim böyle bir kadınla arkadaş olmak isterdi ki? Kimse onu anlayamazdı, o da kimseyle anlaşamaz... Çünkü kimse onun gibi değildi, ayrıca şu dünyada kendi gibi birisini bulmak da pek kolay sayılmazdı ona göre. Ya da onun gibi bir kişi daha olması insalık tarihi için hiç de hoş olmazdı...Hoş böyle birini bulmak da istemezdi zaten, kendisi tek olmalıyıdı. En çok sayıgı duyulan, en çok korkulan ve en çok sözü geçen olmalıydı. Herkesi elinde oynatıp kendi ufak(!) dünyasını yaratmak için var olduğuna inanıyordu. Tüm büyücüleri ele geçirip dünyadaki varlıklarının oldukça gereksiz olduğunu düşündüğü muggle ırkını ortadan kaldırmak şu an için en büyük amacıydı. Muggle ırkı ortadan kalkınca lanet bulanıklar da olmayacak ve sorun edilecek bir şey kalmayacaktı. Yandaşları onun kölesi, o da kendi dünyasının tek lideri olucaktı. Tüm bunları elde edebilmek adına gözü kapalı bir şekilde herşeyi yapardı. Planladığına ulaşmasında yardımcı olabilecek herkese boyun eğerdi. Bir süre -mış gibi yapmak, sonunda alacağı intikamın tadının daha iyi çıkmasını sağlardı. Daha çok tatmin edici, daha çok acı verici bir son ayarlardı nasılsa geçici olarak boyun eğmesi gereken insanlar için...

    Hayatın kendisiydi böyle bir kadını yaratan, küçüklüğüne dair anıların var olması mümkün değildi hafızasında. Aslında olsalardı orda bir yerlede, böyle bir kadına dönüşmesi çok uzun zaman önce gerçekleşirdi. Annesini öldüren babasının yaptığı şeye tanık olan kızın hafızasını silmişti ancak annesinin kanları içinde ölmesini izleyen küçük kız, şimdi acımasız bir katile dönüşmüştü. Bunun tek bir açıklaması olabilirdi, anılar unutulmuştu ancak ruhunda bir parça o büyüdükçe tüm varlığını ele geçirmişti kadının, buna itirazı da yoktu ki olduğu şeyden oldukça memnundu. Bir de lanet bir yetmhanede büyümüş olması, tüm bu sürece tuz biber ekmişti. Annesini öldürmesinden sonra, her ne kadar sevimli de olsa bu kızı istemediğine karar veren baba onu ilk gördüğü yetimhaneye bırakıvermişti. Babası onu oraya bıraktıktan sonra arkasına bile bakmadan hızla uzaklaşmıştı yetimhaneden. O andan itibaren küçük kızın yüzündeki sevimliliği caniliğin gölgesi kaplamıştı silinmeyecek bir şekilde. Yetimhanede göremediği sevgi ve ilgi daha da acımasız olmasına neden olmuştu. Kimsenin onunla ilgilnememesi nedeniyle saatlerce kapandığı odasından bir gün oradan kurtulduğu zaman tüm bu yaşadıklarının intikamını almak için yemin etmek tek meşgalesi halini almıştı zamanla. Bununla birlikte insanlardan tiksinir olmuştu günler geçtikçe... Kimseye ihtiyacı yoktu, tek sevdiği canlı kendisiydi... Odasındaki ayna tek arkadaşı olmuştu. Kendine baktıkça hayran kalmış, büyüdükçe bir Tanrıça'ya dönüştüğünü farketmeye başlamıştı. Yetimhaneden ayrılıken ise elindeki en büyük silahı, - cadı olmasının dışında- görenlerin unutamayacağı güzelliği olmuştu...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Rochelle L. Dickens
Karanlık Lady
Karanlık Lady
avatar

Mesaj Sayısı : 3

MesajKonu: Geri: Rochelle*   C.tesi Eyl. 05, 2009 10:26 pm

    İntikamın güzel tadı...

    Güneş her zamanki gibi tepede parlıyordu, yavaşça esen rüzgar yerdeki yaprakları havalandırıken, şehir halkı da bu güzel günün tadını çıkarıyordu. Her şey oldukça olağan ve normal akışında ilerliyormuş gibiydi. Ancak herkes için bu güzel günün aynı güzellikte bitemeyeceği aşikardı. Rochelle acımasız planını uygulamaya sokmuş, kendine yeni kurbanlar seçmişti. Öldürmek onun için yaşamsal bir ihtiyaç hali almıştı, birilerini öldürmediği zaman içini kaplayan huzursuz ruh hali onun ölümüne sebebiyet vericekmiş gibi onu boğuyordu, bu yetmezmiş gibi bu hissiyatın yakıcı dokusu damarlarında dolanmaya başlayınca kendini tutması mümkün olmuyordu. Tıpkı yemek zorunda olmamız gibi bişeydi bu kadının öldürme iç güdüsü duyması, tek farkı insanları öldürdüğünde Rochelle karnını değil ruhunu doyuruyordu.Bu düşünceleri bünyesinde barındıran kişi için bugün oldukça eğlenceli olacaktı. Gidip yeni kurbanlarına kendini gösterecek ve gördükleri son kişi olmasını sağlayacaktı. Aklına geldikçe içinde artan heyecan duygusuna daha fazla katlanamıyordu. Kalabalık sokaklarda hedefine ilerleyen bir yılan misali süzülürken, yüzünde yapacağı şeyin heyecanını barındıran tarifi mümkünsüz bir ifade vardı. İnsanlar kafalarını bu kadına bakmak için çevirdiklerinde aslında kendilerini ne gibi bir tehlikenin içine attıklarının farkında değillerdi. Şanslıydılar, sadece bugün için...Çünkü Rochelle eğer öldüreceği kişiler seçmiş olmasaydı, ona kendini kaptıran insanlar anında bu kadının ruhu için öğle yemeği görevine terfi ederlerdi. İnsanların bu aptallığı onun içindeki öldürme arzusunu kamçlılayan etmenlerden sadece bir tanesiydi.

    Gittiği ev yetimhanede boyun eğmek zorunda kaldığı kişiye aitti, zaman geçmiş ama ona bunu yaptıran kişiyi unutmamıştı. Böyle canice bir zekaya sahip biri nasıl olurda böyle bir şeyi unutabilirdiki zaten, şaşılacak olay olurdu. Eve yaklaştıkça kadının aklında düşünceler belirmeye başladı. Kapıyı açıp karşısında Rochelle'yi gördüğü zaman acaba o küçük sevimsiz çiyan ne yapıcaktı, kadının az sonra yapmayı plandığı şeyden habersiz bir şekilde içeri buyur mu edicekti? Yoksa Rochelle'nin sandığı kadar aptal olmadığının kanıtı olarak intikam için geldiğini tahmin mi edecekti? Her türlüde artık o adam ve ailesi için kaçış yoktu, ölüm fermanı kendini azrail ilan etmiş bu kadın tarafından çoktan imzalanmıştı. Anlaşmayı bozmayaysa kesinlikle niyeti yoktu, çünkü öldürmenin ona vericeği zevkten daha çok hoşuna gidecek bir şey sunmaları imkansızdı. Rol yapmak onun en sevdiği oyunlardan biri olduğu için kapıya vardığında yüzüne aptal bir sevimlilik ifadesi yerleştirdi, doğasında olan şehveti gölgede saklı tutarak. 'Tak, tak, tak'... Kapının çalınmasıyla, açılması bir oldu bile denilebilirdi. Sanki onu bekliyorlardı, insanlardaki şu garip içgüdüydü bu galiba... Rochelle onlara sorsa tüm gün içlerinde kötü bir hissin barındığını söyleyeceklerine yemin edebilirdi. Ama salaklıklarının kanıtı olarak hala yerli yerlerdinde durmaktaydılar, kapı açıldığında nerdeyse tüm ev ahalisi bir aradaydı. İşte bu ziyafet demekti...Eğlence şimdi başlıyordu, kapıyı açan kişi, hiç değişmemiş olarak karşısında duran Roger'dı. Lanet olası çocuk yetimhanede en nefret ettiği şeydi, şimdi ise nefret edilen kişi Rochelle olucaktı. Buyur edilmeyi beklemeden içeri dalan kadınnın ilk yaptığı şey kapı, çerçeve ne varsa kilitlemek olmuştu. Bri sonraki adımında ise içeridekiler ne olduğunu daha anlayamadan oldukları yerde kastkatı kesilivermişlerini sağlamıştı. Kadın onların ürkek bakışlarını farkettiği zaman tüm odada yankılanan kahkasını daha fazla tutamadığı için salıverdi.

    Gerçekten de çok eğlenceli bir gündü, ama eğlence kavramına bağlı olarak herkes için geçerrli olmayı başaramayan bir yargıydı bu. Çünkü o eğlenirken karışısındaki aile daha Rochelle bişi yapmadan korkudan ölüverecekler gibi duruyorlardı...Kendine bir yer bulup oturduktan sonra evde olan kişilere şöyle bir göz attı. Roger'ın yaşlı annesiyle babası, Roger kadar ezik birinin nasıl elde ettiğini anlayamadığı bir kadın ve Roger vardı kadının karşısında... Ayrıntıları atlamayan Rochelle'nin kadının hamile olduğunun farkına varması çok uzun zaman almamıştı. Yüzüne yerleşen acımasız gülümseme az sonra yapacaklarının göstergesi niteliğindeydi... Aklında karşısındakileri öldürmek için binlerce fikir birbirini kovalarken, hangilerini seçiceği muammaydı. Tek bilinen gerçek ise duvarları kahverengi olan evin duvarlarının, Rochelle'nin işi bittiğinde kan kırmızısına boyanacağıydı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alexsandre Bryn Cole
Karanlık Lord
Karanlık Lord
avatar

Mesaj Sayısı : 23
Ruh Hali :

Seviye
RP Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Rochelle*   Paz Eyl. 06, 2009 10:32 am

Lady'm, hayırlı olsun. Ben kabul ediyorum. Adminlercede uygundur heralde. Rütbesini verirseniz sevinirim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Evaline A. Brielle
Uçuş Profesörü ~ Müdüre Yardımcısı
Uçuş Profesörü ~ Müdüre Yardımcısı
avatar

Mesaj Sayısı : 406
Nereden : İrlanda ♥

MesajKonu: Geri: Rochelle*   Paz Eyl. 06, 2009 10:36 am

Evet uygun, rütbenizi veriyorum...

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Rochelle*   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Rochelle*
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Evapsie :: Seçim Alanı~ :: Meslek Alımları :: ♣ Ölüm Yiyen Alımları-
Buraya geçin: